Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Farkındalığın Oluşturacağı Psikolojik Vasat
18 Aralik 2017 Pazartesi

Farkındalığın Oluşturacağı Psikolojik Vasat

Abdulaziz Tantik

12-10-2017 12:16

Farkındalığın Oluşturacağı Psikolojik Vasat

Rahatsız olanlar durumun bir şekilde farkına varanlardır. Çünkü rahatsızlık kişide bir farkındalık sonucu oluşuyor. Bunun belirtileri ise; önce memnuniyetinizi kaybediyorsunuz sonra hoşunuza giden şeyler sizi sıkmaya başlıyor. Gereksiz bir şekilde can sıkıntısına yakalanıyorsunuz. Hiçbir şey eskisi gibi tat vermemeye başlıyor. Bir şeylerin değişmesi gerektiği hissi yoğunlaşıyor. Ama ne yapacağınıza dair bir belirsizlik hala var. Etrafta olup bitene karşı şikâyetler giderek artıyor. Bu şikâyetlere giderek daha çok hak vermeye başlıyorsunuz. Bu değişim kaçınılmaz diye bir duyguya kapılıyorsunuz. Ve değişim denince kulak kesilmeye başlıyorsunuz. Ne söyleniyor, bunun gerçeklik payı nedir, realiteye bu uyar mı? Sorular sökün ediyor zihninize.

Bu süreçte farkındalık giderek yoğunlaşıyor ve derinleşiyor. Farkındalık arttıkça ne yapılmamalı konusunda kafalar gittikçe netleşmeye başlıyor. Çünkü önce ne yapılmaması gerektiği konusunda kişinin kafası aydınlanır. Her düşünce ve söylem önce yapılan yanlışları dillendirir, kişide de tecrübe ile yapılan yanlışlar bilinir hale gelir. Hatta açıktan bu yanlışlara itirazlar yapılır. Ama yanlışlar bir taraftan işlevsel olduğu içinde varlığını sürdürmeye devam eder. Ama yoğunlaşan bir itiraz duygusu o yanlışlara yöneltilmeye devam eder.

Bugün kimi konuşturursanız, olup bitenden memnun değil ve yapılanlara yönelik eleştirilerini sitayişle dillendirir. Ama gel gör ki kendisi bu yanlışları yapmaya da devam eder. Sorduğunuz zaman; niye bu yanlışları yapıyorsunuz. Ama her kes yapıyor. Birde yapılması gereken şeyler ve sorumluluklarım var, onları yerine getirmek için bu şart; ancak herkes vazgeçtiğinde zaten ben hazırım, diyerek cümleyi noktalar.

Burada temel soru; kim bu yanlışları terk ettiğinden dolayı bir bedel ödeyecek? Ya da bedel ödemeye hazır herhangi bir dava adamı ve davetçi var mı? Yâda kaldı mı? Meselenin püf noktası da burada düğümleniyor. Herkes şikâyetçi ama bu şikâyetin giderilebilmesi için gereken bedeli ödeyecek kimse yok. Haksızlık etmeyelim, istisnalar muhakkak var ve bedel de ödüyorlar. Ama o kadar azlar ki bunu hissetme imkânı bulamıyoruz.

Bir bedel ödemeyi göze alamadıktan sonra değişim için atılacak adıma yönelik bir iradenin ortaya çıkması ve bunun yaygınlaştırılması gerçekleşmiyor tabii ki… Rahatsızlık bize bu rahatsızlığı giderecek bir iradeyi de bahşetmelidir. O zaman bu rahatsızlığımızın gerçek bir işlevselliğe sahip olduğunu gözlemleme imkânı elde edebiliriz. Zaten irade oluştuğunda da bir bedeli varsa bunun ödenmesi gerektiği inancı da hazır hale gelir. Bedeli ödemeye razı olmuş dava insanları etraflarını aydınlatmaya başlarlar. O zaman karanlık dağılır ve korkular izole olur. Korkularını yenmenin yolu bir davaya sahip olduğunun inancına olan kesin inançlılık halinizdir. Eğer kendi inancınıza önce siz inanmıyorsanız zaten o inanç korkuları ortadan kaldıramayacağı gibi iradeyi de zaafa uğratır ve sebepleri dile getirerek hep bir ertelemeyi ve Allah’ın merhametine zahmetsizce sığınmayı bir alışkanlığa dönüştürür.

İşte sorun burada açığa çıkıyor… Şahitlik müessesesi kaybolmuş… Tanıklık olmayınca da neyin doğru ve neyin yanlış olduğu aşikâr olsa da uygulamada bir fark oluşturamıyor. Böylece eski tas eski hamam devam ediyor. Bunu kırmanın yolu ise farkındalığımızı derinleştirerek irademizi keskinleştirmek ve inancımızı da pekiştirmekten geçer. Ve öyle bir bağ ile kardeşlerinle bağlanacaksın ki hiçbir güç o bağı koparamasın…

Sonuç itibarı ile Peygamber ve arkadaşları arasındaki ilişkiyi sorduklarında düşmanı olan şöyle der: onların arasındaki ilişki, ne Kayser’de ne krallıklarda, ne Arap şeyhliklerinde; yani çok farklı ilişkiler ağı var ama peygamber ve arkadaşlarının ki bütün bunlardan farklı bir bağ ile bağlılar birbirlerine… Kan bağından bile önde duran inanç bağı ile bağlılardı onlar… Galiba çözüm de yine böyle bir bağ ile bağlanabilmekte yatmaktadır. Şunu hemen demeyin ama içimizde Peygamber yok, evet, yok! Ama onun davası aramızda ve bu davaya sahip sorumluluk sahibi insanlar da her zaman olacaktır. O zaman gidin ve onları bulun!

Bir uyarı, bulmanın yolu da dava şuuruna ve güncelin baskısından kurtulmayı irade etmiş ve inancının sorumluluğuna inanmışlıkta yatar…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA