Yazar : 229 Mustafa Kutlu - Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin
19 Ekim 2017 Perşembe

Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin

Mustafa Kutlu

11-10-2017 08:16

Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin

Her yıl mektepler açıldığında siyasiler, bürokratlar, öğretmenler, uzmanlar ülkedeki eğitim üzerine konuşurlar. Bu yıl müfredat tartışmaları ve TEOG meselesi sebebiyle tartışmalar uzun sürdü. Hemen herkes eğitimin kalitesi üzerinde duruyor. Hiç kimse “disiplin”den bahsetmedi. Neden acaba? Çünkü disiplin dediğinizde bazıları kabasına çuvaldız batırılmış gibi feryat ediyor; falakadan, sıra dayağından özgürlüklerin kısıtlanmasından dem vuruyor. Disiplin karşıtı bir eğilim oldukça yaygın. Bu yüzden eğitimin şakülü kaymış durumda.

Lügatte disipline şu mânalar veriliyor: 1- Bir toplulukta geçerli olan yasa ve kuralların bütünü, 2- Bu yasa ve kurallara titizlikle uyulması durumu, 3- Öğretim konusu olabilecek bilgi dalı (Felsefe disiplini, edebiyat disiplini vb.).

Bu kavram durup dururken ortaya çıkmamış. Aileden toplumun tamamına, kurum ve kuruluşlara kadar huzurun sağlanması, suç ve cezanın tayini, verimlilik vb. gözetilerek vücut bulmuştur. Ailede öncelikle ahlak, örf ile edep ve âdap bunu sağlar. Kurum ve kuruluşlarda “Disiplin Yönetmelikleri” vardır. Önemine binaen mesela ordu ve polis için daha sert bir disiplin öngörülür.

Birtakım safdil efendiler disiplinin özgürlüğü kısıtladığını öne sürerek onu itibarsız hale getirmek istiyor. Nereye bir “kaide ve kural” konmuşsa “özgürlüğü kısıtlıyor” diye ona karşı çıkıyorlar (Birisi diyor ki “Milli güvenlik, kamu düzeni ve genel ahlakın sınırları belli değildir.” Bu gibi adamlar hiçbir sınır kabul etmez, tarif de edemez, sadece karşı çıkar).

Doğrudur, bazıları disiplin uygulayacağım diyerek insanlara olmadık eziyetler reva görüyor, bayağı işkence ediyor. Bunlar faşistten ziyade psikopat adamlardır. Bunların yüzünden disipline karşı çıkmak akla ziyandır.

Disiplin başarının anahtarıdır.

Bu çerçevede sporda disiplini, okulda disiplini, bütçe disiplinini vb. düşünün. Konulan hedeflere ulaşmak için gayret göstermek kendini disiplin altına almak demektir.

Çalışmadan kazanmak, her hususta lakayt olmak, söz ve kaide dinlememek özgürlük değil, serseriliktir.

Her toplum ve kuruluşun geleneklerine, yapısına, insan unsuruna, inançlarına, bilgisine, görgüsüne göre bir disiplin anlayışı vardır ve bu zamanla değişebilir. Ancak toptan ortadan kalkması söz konusu değildir (Kılık-kıyafet veya merasim yönetmeliklerindeki disiplin gibi).

Şimdi size Milli Eğitim camiasından bir sahne anlatacağım.

Orta öğretimde çalışan ve kaliteli-tecrübeli bir öğretmen olan arkadaşım anlattı: Mustafa abi, dedi. Ne yapacağımı şaşırdım bana bir akıl ver. Hayırdır, dedim. Anlatmaya başladı.

Sınıftayım, ders yapıyoruz. Arka sıralardan bir talebe kalkıyor, önümden geçiyor, cam kenarında oturan arkadaşının ensesine bir tokat atıyor. Bütün sınıf kahkahadan kırılıyor.

Ben “Yok ya, daha neler” diyerek küçük dilimi yutmuş oluyorum. Arkadaş önceleri bu gibi hareket yapanlara bağırıp-çağırmış; öğrenciler diklenmişler. Sonuç, kavga çıkacak. Bizim hoca kavganın bir şeyi halletmeyeceğini bildiğinden müdüre gidiyor. Böyle böyle oldu, diyor. Müdür pişkin, hatta gülerek “İdare edin hocam, idare edin” diye meseleyi geçiştiriyor.

Gel de dayan.

Bizim oğlan “Beni bu okuldan almaz iseler, istifa edeceğim ya da başım belaya girecek” diyor. Zor teskin ettim.

Kendi talebelik günlerimi düşündüm.

İdarenin önünden geçmeye korkardık.

Şapka takmak mecburi idi, okula şapkasız gelenleri almazlardı. Hakedene dayak vardı. Şimdi bir öğrenciye değil bir tokat atmak, biraz sert konuşsan ertesi gün velisi ve tüm sülalesi karşına dikiliyor. “Sen bizim çocuğa nasıl böyle dersin. Sen kimsin lan”. Aman alttan alın yoksa bir ton dayak yersiniz. Hastaneler dayak yiyen doktordan, okullar bıçaklanan öğretmenden geçilmiyor.

Eskiden lise bitirmek fermana mahsus idi. On üç dersten bitirme imtihanına girerdik. Sözlüyü veremeyeni yazılıya almazlardı. Tek dersten kalıp üç yıl imtihanı veremeyen ve mektebi terk eden çoktu. Ancak bizden iki devre sonra altmışlı yılların ortalarında Erzincan Lisesi Türkiye Liselerarası Bilgi Yarışması şampiyonu oldu. Kabataş, Galatasaray, İstanbul Erkek, Haydarpaşa vb. liselerini eledi. O yılın lise futbol takımı Türkiye şampiyonu olarak ülkemizi Fransa’da temsil etti.

Makul disiplinden çıkan başarının meyvesidir bu.

kaynak: Yeni Şafak

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA