Yazar : 211 Taha Kılınç - Bir vize hikâyesi
18 Aralik 2017 Pazartesi

Bir vize hikâyesi

Taha Kılınç

11-10-2017 08:01

Bir vize hikâyesi

Dokuz yıl kadar önceydi. ABD’de Ortadoğu ile alakalı bir yüksek lisans programına kaydolmaya karar vermiştim. Böylece hem İngilizcemi akademik düzeyde ilerletmiş olacak, hem de bölgeye dışarıdan bakarak farklı bir perspektif kazanmaya gayret edecektim. Yaptığım araştırmalar, özellikle New York’ta alanımla ilgili bir okula kabul edildiğim takdirde, istediğim şekilde eğitim alabileceğimi gösteriyordu. Ama öncesinde TOEFL sınavını vermek için kısa bir süreye ihtiyacım olacaktı.

İstanbul’da katıldığım kısa süreli yoğun dil kursunun ardından, New York’ta bir dil okuluna kaydımı yaptırdım. Bir eğitim-danışmanlık şirketinden de profesyonel yardım alarak, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na vize başvurusunda bulunmak için süreci başlattım. Eşim de benimle birlikteydi. Planımızı, evlilikten hemen sonra bir süre ABD’de yaşamak ve ardından Türkiye’ye dönmek şeklinde yapmıştık.

Bize verdikleri gün ve saatte, ABD’nin İstinye’deki başkonsolosluk binasına gittik. Rutin arama ve kontrollerden sonra, vize başvuru salonunda, bire bir görüşmelerin yapıldığı bankolardan birine geçtik. Karşımızda sarışın, asık yüzlü, yabancı bir görevli vardı. Aksanından Amerikalı olduğu anlaşılıyordu. Biz öğrenci vizesi için başvurduğumuzu söylerken, o da kendisine camın altından uzattığımız belgelerimizi karıştırıyordu. Biz sakince konuşuyor olmamıza rağmen, onun tavrındaki acelecilik ve öfke dikkat çekiciydi.

Görevli, konsolosluğun talep ettiği onlarca sayfalık belgeler yığınını hızlıca kenara koyduktan sonra, bana şu soruyu sordu: “ABD’ye Fethullah Gülen’i ziyaret için mi gidiyorsunuz?” Doğrusu, hiç beklemediğim bir soruydu bu. “Hayır, İngilizce dil okulu ve sonrasında akademik eğitim için gidiyorum” dedim. Ama sözlerimi bitirmemi bile beklemeden, bu defa daha da asabi bir ifadeyle aynı soruyu tekrarladı. Ben de yeniden, cevabımı tekrar ettim.

Vize görevlisi kadın, bana vereceği karşılığı zihninde zaten hazır bekletiyormuşçasına, belgelerimizi hızla camın altından geri itti ve bizim şaşkın bakışlarımız altında “Başvurunuz reddedildi” dedi. Bunu söylerken, ses tonundaki öfke açıkça seziliyordu. Belgelerimizi ve pasaportlarımızı elimize alıp, zihnimiz karmakarışık halde konsolosluk binasından ayrıldık mecburen.   

Karşılaştığımız bu garip muameleyi, başvuru sürecini birlikte planladığımız eğitim-danışmanlık şirketiyle paylaştım hemen. Haliyle onlar da büyük şaşkınlık yaşadılar. Vize başvurularının reddedilmesi, bazen olabilecek bir durumdu. Ama bunun “Fethullah Gülen’i mi ziyarete gidiyorsunuz?” sorusunun akabinde gerçekleşmesi, onların da ilk kez karşılaştığı bir haldi.

Yakın vadede bütün planımızı yurtdışına gitmek üzerinden yaptığımız için, vize başvurumu yenilemeye karar verdik. Eğitim-danışmanlık şirketi, “Bu defa önce sadece sizin için deneyelim, belki eşli başvurmak sorun olmuştur” önerisinde bulundu. Makuldü. Biz de öyle yaptık.

Elimde pasaportum ve belgelerimle, ertesi hafta yeniden İstinye’de, ABD Başkonsolosluk binasındaydım. Vize başvuru bankolarında sıramı beklerken, geçen sefer bana ret veren kadın görevlinin denk gelmemesi için de dua ediyordum. Aynı ters muamele ile karşılaşmayı hiç istemiyordum. Çok şükür, bu sefer başka bir görevlinin numarası yandı. Hem de Türkçe konuşan, Türkiyeli bir görevliydi karşımdaki.

Rahat bir konuşma geçti aramızda. Bilgisayar ekranına baktı, “Geçen sefer ret cevabı almışsınız” dedi. “Evet” dedim, “Yandaki görevli bayan, Fethullah Gülen’i ziyaret edeceğimden şüphelendi ve başvurumu reddetti”. Tekrar bilgisayar ekranına ve pasaportuma baktı, şöyle devam etti sözlerine: “Daha önce Suriye ve Yemen’e gitmişsiniz. Başka Ortadoğu ülkeleri de var. Ayrıca imam-hatip ve ilahiyat mezunusunuz. Sizin profilinizdeki birinin, ABD’ye Fethullah Gülen’le görüşmek için gitmek istemesi gayet normal”. Ardından, bütün açık sözlülüğüyle ekledi: “Eşiniz boşuna buraya zahmet etmesin. Ona vize vermeyeceğiz. Sizin vizenizi onaylıyorum. Dilerseniz yalnız olarak New York’a gidebilirsiniz”. Geçen seferkinden daha büyük bir şaşkınlıkla konsolosluk binasından ayrıldım. 

Sadece bana vize verilmesi, doğal olarak bütün planlarımızı altüst etmişti. New York’taki dil okuluna başvurumu çoktan yaptığım ve ücretini de ödemiş olduğum için, eşim gitmem için beni teşvik etti. Böylece 2009’un aralık ayında New York’a doğru yola çıktım. ABD’de geçirdiğim aylar boyunca, yolculuğumun bu ilginç başlangıcı hiç aklımdan çıkmadı. Elbette tek bir konsolosluk görevlisinin tavrı, koca bir ülkenin politikasına işaret etmezdi, ama konsolosluk görevlisi de -herhalde- bağlı bulunduğu siyasi aygıttan hiçbir işaret almadan da böyle davranmazdı.

Kendi yaşadığım kişisel tecrübeden de hareketle, cevabını henüz bulamadığım sorular şunlar: ABD, o dönem acaba Fethullah Gülen’i yavaş yavaş gözden çıkarma politikasına doğru mu gidiyordu? Mavi Marmara krizinde tümüyle İsrail yanlısı bir duruş sergileyen Fethullah Gülen ve bağlıları, bu şekilde “Bizden vazgeçmeyin, size lazım olabiliriz” mesajı mı vermişti? 2010’dan sonra Türkiye-ABD ilişkilerinin dalgalanmaya başlamasıyla, Gülen yeniden güçlü bir koz haline mi gelmişti?

Cevapları hâlâ ve ısrarla aramaya devam ediyorum…

kaynak: Yeni Şafak

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA