Yazar : 212 Veysel Ocak - Düşmanının Baktığı Yere Değil Bastığı Yere Bak!
18 Aralik 2017 Pazartesi

Düşmanının Baktığı Yere Değil Bastığı Yere Bak!

Veysel Ocak

09-10-2017 18:32

Düşmanının Baktığı Yere Değil Bastığı Yere Bak!

Uluslararası ilişkilerde güç, uluslararası hukuktan önde gelmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler Örgütünde birkaç ülkeye tanınan veto hakkını, uluslararası nazari hukukla bağdaştırmak mümkün olmamasına rağmen uygulanması izah edilemez bir durumdur. Uluslararası ilişkilerdeki ahlak anlayışı ise, her görüşe daha doğrusu her güce göre değişik anlamlara göre tanımlanmaktadır.  

Uluslararası düzlemde ilişkilere, gücün ahlakı egemendir.  

Geçmiş yüzyıllarda ülkeler için kullanılan ulusal güç olgusunun stratejik hareket tarzından uluslararası ilişkilerde başarı ve etkisini beklemek bugün hayalciliktir. Özellikle 21 yüzyıl küresel dünyasında uluslararası ilişkilerde, coğrafi ve kültür ilişkisinin bütünlüğünü ve bağlantısını içeren ulusal güç diye bir tanımlama yapmak mümkün değildir.  

Dış Siyaset için politikanın tanımını, potansiyel kaynakların ve güçlerin değerlendirilme sanatıdır diye yaptığımızda, Türkiye'nin dış siyasetindeki başarısızlığını da anlamış oluruz.  

Hükümetler, politika ve stratejileri yoluyla ürettikleri güçlerle belirlenen amaçlara ulaşmanın hareket tarzlarını üretirler ve uygularlar.  

Dış siyaset gücü kullanma işlemi olduğu için Türkiye'nin dış siyasetinde Hamaset, bu yüzden çok daha fazla göze çarpan bir olgudur. 
Her türlü politika güce dayanır: başarı ise, bu gücü ya da güçleri kullanma ile doğrudan bağlantılıdır. 
Dış Siyasette bir başka temel parametre ise, tehdit algısını aldığın ülkenin başlangıç olarak nereye baktığından çok, nereye bastığı ya da bastığını bilmek önemlidir. 

Suudi Arabistan Kralı Selman’ın Rusya’ya ziyareti ilginçtir ve ilginç bir zamanda olmuştur. Bu ziyareti Suudun diş politikasıyla ilişkilendirerek yorumlama niyetinde değilim. 

Zira: Suudi Arabistan’ın dış politikası yoktur.  

Rusya ile ilgili olarak da hiç yoktur: Her ne kadar ikisi de petrol üretici ülke olmaları hasebiyle, son yıllardaki petrol fiyatlarının düşmesi, ikisinin de büyük ekonomik kayıplara uğraması ortak bir nokta gibi gözükse de  Suudi Arabistan bunu dert etmiyor. Zaten parasının büyük bölümünün ABD yiyor. Suudi Arabistan, ABD ‘nin tasmasını tutmasından son derece memnundur. 

Suudi Arabistan, Rusya ile en önemli ilişkisi Çeçenistan cihadı özelinde sahih İslami cihat hareketlerinde fesat çıkarmadaki Truva atı misyonundan dolayıdır.  

Suudi Arabistan küresel güçlerin yanındaki misyonu budur. Suudi Arabistan emperyalizme karşı başlayan tüm cihad hareketlerini fesada uğratan şer şebekesinin fitne merkezidir.  

Kral Selman’ın Rusyada ne işi var? Yaptıkları anlaşmayı Rusyayı ayağına çağırarak da yapabilirdi. 

Kral Selman'ı Kremlin'de karşılayan Putin, "Bir Suudi Arabistan kralı ilk defa ülkemizi ziyaret ediyor ve bu çok önemli bir olay" dedi  

Kral Selman, Moskova'ya yaklaşık 1000 kişilik bir heyetle gitmiş yine idialara göre tutarı 2.1 milyar dolara ulaşan anlaşmalar imzalamış. Bunlar işin rüşvet kısmı: Heyetlerin görüşmesinin ardından iki ülkenin dışişleri bakanları bir basın toplantısı düzenleyerek bir sürü şey söylemişler ama araya asıl meseleyi sıkıştırarak, bu ziyaretin asıl sebebini gözden kaçırmaya çalışmaktalar. 

Asıl sebep: Lavrov, Suudi Arabistan'ın Suriye'deki muhalif örgütleri birleştirmek için gösterdiği çabayı desteklediklerini, böylece muhaliflerin barış görüşmelerinde yer alabileceğini belirtti. 

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Bin Ahmed el-Cubeyr ise iki ülkenin de diğer ülkelerin içişlerine karışmama prensibini benimsediğini söyledi. 

El-Cubeyr, Suriye muhalefetini birleştirme konusunda Rusya'nın da kendilerine destek verdiğini açıkladı. 

Türkiye, Rusya ve İran’ın inisiyatifi ile başlatılan Astana sürecinin Suudi Arabistan’ı yani ABD’yi Suriye meselesinde saf dışı bırakırken Suudi Arabistan üzerinden ABD, yeni bir hamle yapıyor. Türkiye ve İran’ı Suriye konusunda etkileyecek tek aktör Rusyadır. Rusyayı etkileyecek en önemli faktör şu sıralar paradır: Özellikle bu anlaşmanın temel maddelerini silah ve S400 oluşturması bu ziyaretin Türkiyeyi hedeflediğini gösterir. Bu ziyaretten sonra Türkiye ya S400 alamaz ya da alması çok uzar.  

Ama en önemlisi Astanaya, Suud fitne virüsü bulaşmış durumdadır.  

Ayrıca bu hamle, Suudi Arabistanın tarihinde girdiği ilk ciddi sınır dışı müdahalesi olan Yemen ve Bahreyn savaşlarında yaşadığı yenilgi ve bu başarısızlıktaki İranın rolünün büyük olmasının intikamı için bu ziyarette yol aranmaktadır. 

Körfezdeki Katar kriziyle gerilen ipler TürkiyeSuud ve ABD ilişkilerine coğrafyanın her bölgesinde yansıyor. Suud, körfez krizindeki Türkiye’nin tutumunu Türkiye’ye bedel ödeterek hesap sormak ve merkez ülke olduğunu kanıtlamak istiyor. 

Bunu ilk önce Filistin’de yaptı: 

Ramallah merkezli Filistin hükümetinin başbakanı Rami Hamdallah, geçtiğimiz hafta başı, yanındaki kabine üyeleriyle Gazze’ye geçerek, yönetimi Hamas hükümetinden resmen devraldı.  

Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin gözetiminde ve etkisinde gerçekleştirilen devir-teslimle birlikte, Gazze sınırlarının kontrolü de Hamas’tan alınarak birlik hükümetinin denetimine verildi.  

 

Mısır, BAE ve İsrail istihbarat birimlerinin de yakından izlediği birleşme sürecinde Hamasın devre dışı bırakılması Türkiyenin devre dışı bırakılması aynı anlama gelmektedir 

Her ne kadar Hamas, Gazze içinde güvenliği sağlayacak olsa da prestiji sıfırlanmaktadır. Hamasın gerekçesi insanidir. Hamas, mecburen kabul etmek durumunda kaldığı birlik hükümetini, elindeki iktidarı yitirme pahasına kabul etti. Zira, Gazze’de günlük hayatı sürdürmenin artık imkânı kalmamıştı: Susuzluğun had safhaya çıkmasıeğitim ve sağlık hizmetlerinin durma noktasına gelmesi, ekonomik krizin artık taşınır olmaktan çıkması Hamasın elini kolunu bağlamıştır. Özellikle bu derin çaresizlik ve yalnızlık Haması, hem de Dahlan’ın başkanı olduğu hükümete teslim etmiştir.  

Bu teslimiyet; Birleşik Arap emirlikleri vasıtasıyla Suudun, Mısır vasıtasıyla İsrailin başarısı olurken, Türkiyenin yenilgisi anlamına geliyordu.  

Bu başlangıç ve hükümet, Kudüs’ün devir teslim hükümetidir.  

Bu büyük bir yenilgidir: Kudüsün, tarihin en tehlikeli dönemine girdiğinin göstergesidir. 

Birlik Hükümeti, Mahmud Abbas’ın liderliği altında gerçekleşiyor görünse de, arka plandaki mimar Muhammed Dahlandır 

Fetih saflarından kovulduktan sonra BAE’ye yerleşen ve bölgesel siyasi-askeri operasyonlarını “BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zâyed’in başdanışmanı” sıfatıyla Abu Dabi’den yöneten Dahlan, İsrail’in de Gazze meselesinde kendisine çok güvendiği bir isimdir. 

82 yaşına gelen Mahmud Abbas’ın liderliği bırakması ya da ölmesi demiyorum öldürülmesi durumunda Mısır-BAE-İsrail üçlüsünün de favori Filistin lideri adayı olan Muhammed Dahlandır. Dahlanın liderliğinde Kudüs büyük tehlikededir. Muhtemelen pazarlıklar bitmiş durumdadır. Türkiyenin buradan uzak tutulmasıdır Suriye operasyonu, elden gelen sanıyorum budur.