Yazar : 356 Merve Şebnem Oruç - Nusra’dan HTŞ’ye başı farklı sonu aynı bir el Kaide hikayesi
19 Ekim 2017 Perşembe

Nusra’dan HTŞ’ye başı farklı sonu aynı bir el Kaide hikayesi

Merve Şebnem Oruç

08-10-2017 07:50

Nusra’dan HTŞ’ye başı farklı sonu aynı bir el Kaide hikayesi

Ağustos 2011’de, bugün DAEŞ/IŞİD olarak tanıdığımız Irak el Kaidesi lideri Ebu Bekir el Bağdadi, aralarında Ebu Muhammed el Colani adıyla bilinen bir Suriyelinin de olduğu yedi üst düzey el Kaide mensubuna Irak’tan Suriye’nin kuzey doğusuna geçme ve komşu ülkede artan istikrarsızlıktan faydalanarak burada yeni bir kol oluşturmak için var olan fırsatları inceleme emri verir. Bu emir sonrasında 2012’nin ilk aylarında Colani liderliğinde Nusret Cephesi (El Nusra) kurulacaktır.

Suriye’ye Esad’a karşı savaşan muhaliflere destek verme için geldiğini söyleyen Colani’nin, gerçek adıyla Ahmed Hüseyin el Şar’a, ‘cihad’ iddiasının ardında Suriye’deki halk ayaklanmasının temelindeki baskıcı rejimden kurtulma amacının ötesinde, El Kaide temelli bir şeriat devleti kurmak da vardır. El Kaide’nin Suriye kolu olarak organize olmaya başlayan El Nusra, rejimin ayaklanmayı bir ‘radikal islam’ kalkışması ve terör faaliyeti olarak gösterme stratejisinin bir parçası olarak Şam ve Halep başta olmak üzere çeşitli şehirlerdeki hapishanelerden el Kaide mensuplarını salıvermesiyle güçlenir.

Tüm Orta Doğu’da Arap Baharı olarak bilinen ayaklanmaların katalizörlerinden biri olan Wikileaks belgeleriyle ortaya saçılan ABD’nin Afganistan’ın ve Irak’ın işgali sürecinde yaptığı insan hakları ihlallerinin, El Kaide’ye karşı duyulan karşıtlığı yumuşattığı günlerdir aynı zamanda o günler. 2012 yazında Libya’nın Bingazi şehrinde ABD büyükelçisinin de öldüğü saldırıya kadar da, ‘Arap Baharı’ etkisinin görüldüğü ülkelerde Suriye’deki el Nusra varlığı haricinde kayda değer bir el Kaide aktivitesi görülmemiştir.

El Nusra Suriye’de, daha önce görülen el Kaide taktiklerinden farklı, ancak 2000li yıllarda bizzat Eymen Zevahiri tarafından ortaya koyulan yeni bir stratejiyi takip eder. Daha yerel ve uzun vadeli bir planla hareket eden Nusra, yabancı savaşçılardan ziyade yerelde kendisine yakın olan kişileri bünyesine katar, kendisine yakın gruplarla ortak hareket eder, un fabrikası kurup ekmek dağıtır. Fakat aynı zamanda 2013 yılında silah alışverişi ve petrol ticareti dahil olmak üzere Nusra ve rejim arasında birbirini besleyen pek çok temas rapor edilmiştir. Bu süreçte rejimin ordusundan ayrılan askerlerin kurduğu Özgür Suriye Ordusu zayıflamaya başlarken, rejimin zulmüne karşı evlerini, ailelerini korumak isteyen yerel halkın şehir, kasaba ve köylerde kurduğu irili ufaklı ketibeler, mücadele kabiliyeti kazanmak için daha büyük gruplarla irtibata geçmektedir. Aralarında en güçlü olanlar, Nusra ve onun bağlantıda olduklarıdır.

Bu sırada, Bağdadi’nin Nusra’nın ardından Irak el Kaidesini de Suriye içine sokmasıyla iki el Kaide menşeli grup arasında rekabet başlar. Bağdadi, 2013’te Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adıyla bir devlet kurduğunu ilan ederek Nusra’dan biat istediğinde, el Kaide lideri Zevahiri, iki grubun birleşmesine gerek olmadığı yönünde bir açıklama yapar, ancak Bağdadi’ye “Irak’a geri dön” demez. Colani, kendisini Suriye’ye gönderen Bağdadi’ye biat etmektense merkezi el Kaide’ye bağlı olduğunu bildirir. DAEŞ; rejimin kaybettiği toprakları ele geçirmek amacıyla muhaliflere karşı savaşmaya başladığında Nusra muhalifler kanadında yer alır, onlarla birlikte savaşır. Bağdadi, DAEŞ’in 2014’te Musul’u işgal etmesiyle ‘devlet’ iddiasını ‘hilafet’e taşırken Merkezi el Kaide’yle de arasındaki bağları koparacaktır. Zevahiri, Bağdadi’yi fitne çıkarmakla suçlarken Bağdadi de Zevahiri’yi aşağılayacaktır.

DAEŞ kadar vahşi ve ön planda olmaması nedeniyle Suriye’de Batı tarafından ikincil tehdit olarak görülen Nusra, gerek Suriyeli muhalifler gerekse onları destekleyenler tarafından hoş görülmeye devam eder. Ama, el Nusra da sonuçta el Kaide’dir. ABD, 2014 yılı itibarıyla DAEŞ’le mücadele stratejisini hazırlayıp devreye alırken rejimin muhaliflere yönelik saldırılarının bahanesi de aralarındaki El Kaide varlığı olacaktır. Nitekim Rusya da 2015’te rejime verdiği desteği artırarak fiili olarak Suriye’ye girdiğinde gerçekleştirdiği yoğun hava saldırılarının bahanesi olarak Nusra’yı gösterecektir.

Temmuz 2016’da, Rusya, rejim ve İran ortaklığındaki saldırılar Halep’te yoğunlaştığında, yeni bir strateji belirleme gereği duyan Colani, Nusra Şura Konseyi’ni toplayarak bir açıklama yapar ve El Kaide’den ayrıldıklarını, Esad’a karşı savaşan çeşitli gruplarla beraber ‘Şam’ın Fethi Cephesi’ni kurduklarını duyurur. Oysa dünyanın nazarında ‘El Kaide’ye katılmak’ diye bir şey vardır ama ‘El Kaide’den ayrılmak’ diye bir şey yoktur. Nitekim Colani, bu stratejisiyle “Nusra’yı kurtarayım” derken Suriye direnişinin altına son odunu atmış olur.

Halep’in düşmesi ve Astana süreciyle beraber önce Türkiye, Rusya ve İran, önce ateşkes, ardından da ‘çatışmasızlık bölgeleri’ üzerinde anlaşırken, sahadaki güçler, özellikle de Nusra ve Ahrar eş Şam arasında ayrışmalar başlar. Şam’ın Fethi Cephesi yani Nusra, bazı grupları da yanına alarak Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) adıyla yeni bir grup kurar. Ahrar’ın baskın olduğu grupla Nusra’nın domine ettiği grup arasında başlayan ayrılıklar zamanla çatışmaya döner ve sonunda muhaliflerin sıkışıp kaldığı kent İdlib, Nusra’nın domine ettiği HTŞ’nin kontrolüne geçer.

Eylül’de 6.sı düzenlenen Astana görüşmelerinin en kritik konusu da bu nedenle İdlib’ti. Astana’da mutabakata varılan İdlib konusu ve ‘çatışmasızlık bölgeleri’ kapsamında burada izlenecek yol haritasının detayları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le gerçekleştirdiği toplantı ve İran’a gerçekleştirdiği seyahatte belli olmuş gibi görünüyor. Bu süre zarfında Hama’nın kuzeydoğusunda HTŞ’nin rejim güçlerine operasyon düzenlemesi, maalesef bir kez daha muhaliflerin ve en çok da sivillerin dezavantajına oldu. Rusya tarafından gerçekleştirilen bini aşkın hava saldırısında aralarında çocukların da olduğu çok sayıda insan öldü. Astana kapsamında bugün yarın TSK ve desteklediği ÖSO güçlerinin İdlib’e girmesi ve burada ateşkesi sağlamak üzere kara operasyonu gerçekleştirmesi bekleniyor. Bakalım Nusra doğru zannettiği yanlış stratejilerinin pişini bırakıp İdlib’den gidecek mi? Yoksa yeni bir yanlışa daha imza atıp TSK’ya mukavemet mi gösterecek? Önümüzdeki günler Suriye için olduğu kadar, Nusra’nın geleceği için de belirleyici olacak gibi görünüyor.

Kaynak: Yeni Şafak

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA