Yazar : 224 Bünyamin Doğruer - Ümmet Kavramını Cemaatler Ortadan Kaldırdı
19 Temmuz 2018 Perşembe

Ümmet Kavramını Cemaatler Ortadan Kaldırdı

Bünyamin Doğruer

15-09-2017 11:51

Ümmet Kavramını Cemaatler Ortadan Kaldırdı

Kur’an insanlara hidayet olmak için gönderilmiştir. Hangi şeylere ve nasıl inanacakları, ibadetleri, hayatlarını düzene sokmak için uygulayacakları hükümleri kendilerine belirlemek için gönderilmiştir.

Dünya hayatında iyi ile kötülüğü birbirinden ayırmak, bu hayattan sonra gidilecek ahiret aleminde karşılaşılacak şeyleri öğretmek için indirilmiştir. Hakkı- batıldan, hayrı şerden ve zararlıyı faydalıdan ayırt etmek için hidayettir. Gayb alemi ve bu alemle ilgili inanacakları şeyleri göstermede hidayettir. Helal ve haramı, farz ve yasağı belirlemede hidayettir. Yüce Allah’ın yegane yaratıcı, yegane mabud,  yegane hakim ve teşri hakkının yegane sahibi olarak bilinmesi ve sadece O’na kulluk edilmesi de hidayettir. Mutlak ilah, mutlak Rab, mutlak hakim olarak sadece ona boyun eğilmesi gerektiği konusunda hidayettir. İnsan için söz konusu olan her şeyde Kur’an hidayettir ve insanı en güzel, en doğru olana iletir. İlahi risaletler, insanların hidayeti ve neticede dünya ve ahiret saadetleri için gönderilir. Peygamberlerde bunun için seçilir ve onlara vahiy gönderilir. İnsanlar bu hidayete sarıldıkları ve dosdoğru yol üzerinde yürüdükleri sürece mümin ve mutlu olurlar. Bu hidayetten sapanların ise sonu sapıklıktır ve bedbahtlıktır.

Kısaca Kur’an’ın amacı bu iken, Hz. Peygamberin vefatından sonra, Müslümanların birliği bozulmaya başlamış Kur’an hakikatinden kopuşun temelleri atılmaya çalışılmış. İlk ciddi ayrılış malum olduğu üzere cemel ve sıffinde yaşanmış. Bu iki savaşta binlerce Müslüman birbirini öldürmüştür. Ölenlerde, öldürülenlerde Müslüman. Peygamber döneminde küfre, zulme, adaletsizliğe çekilen kılıçlar artık Müslüman kanı dökmektedir.

Bu olaylar Müslüman toplumda bunalıma, travmaya neden olmuştur. Bu travmalar sadece siyasi, sosyal olmaktan çıkarak doğal olarak ilmi alana da sıçramıştır. Herkes bulunduğu görüşe göre vahyin bir tarafından tutmakta ve kendi görüşünü desteklemek için kullanmaktadır. Kur’an uyulan, yaşanan olmaktan çıkarılıp, uydurulan, yaşanmayan haline getirilmiş.

Müslümanların zihni kopuşu, bilginin asıl kaynağından vahiyden , kitaptan uzaklaşarak yaşamıştır… İnsanla Kur’an’ın arası açılmış, mesafeler meydana gelmiştir. Bu boşluğu bir takım insanlar bulanık ve İslam’a yabancı kültürleriyle doldurdular… İsrailiyyat, mesihiyyat, tarikat düşünceleri hakim kılınmaya çalışıldı. Gündemlerinde Kur’an ve Resulullah’ın örnek yaşayışı olacağı yerde başka insanların menkı-beleri, bidatları, karametleri, uçup kaçmaları, din anlayışları olmuş, şeyhler kutsanmış ve bunların yorumları dinin yerini almış ve dinin yerine geçirilmiş. Toplantılarında, sohbetlerinde Kur’an-ı anlama yerine, bu şeyhlerin menkıbe ve adab kitaplarını okumaya başlamışlar ve bu süreç kemikleşmiş bir şekilde halen devam etmektedir.

Bunların yerini Kur’an’ın ve sahih sünnetin alması gerekir deyip öğüt veren, yol gösterenler olursa, bunlar yadırganmaya başlamış, bunlara hıyanet ve bozguncu damgası vurulmuş, yafta ve şablonlarla itham edilmeye başlanmış, İslam’ın zır cahilleri, Kur’an aşığı olan, ömrünü Kur’an’a adamış alimlere, müminlere ahlaksızca dil uzatır duruma gelmişlerdir ve halen bu seviyesizlikleri göstermeye devam ediyorlar.

Bu bedbaht adamlar ne diyorlar, bu Kur’an-ı anlamaya çalışanlar varya, radikal Kur’an İslamcıları, sünneti inkar edenler, mezhepsiz Müslümanlar, tasavvuf münkirleri vs gibi köşe yazılarında,tv kanli-zasyonlarında attıkları tıvıtır- zıvırtılarıyla, olmadık aşağılık ithamları yapıyorlar.

Bu zır cahillere şunu soralım, Hz peygamber ve ashabı zamanında, tarikat, şeyh, mürid, adab, lağım çukurlarında çile doldurma, şeyhin tarlasında ev işlerinde çalışarak ibadet ettiğini zanneden zavallılar, nefsini öldürme operasyonları, vehdeti vucud, vehdeti şuhud, fakr, sekr, rabıta, aşk, mahv, fenafillah, teselsül, istiğase, hakikati muhammediye, hatemül evliya, aktab, kavs, keşf, ehadiyet, vahidiyet, tekke, derviş, kuddise sirruh, kuddise nuruhu gibi birçok kavramlara rastlamıyoruz. Peki bu kavramlar aziz İslam’ın içine kimler tarafından sokularak ümmet bilinci darbe yemiş ve dağılmaya başlamış.

İşte ey cahiller, oturun adam gibi bunları bir araştırın. Bunlar sizi mahşerde kurtaracak mı yoksa, mahşer günü hakimlerin hakimi Allah gönderdiği kitabın ve peygamberlerinin öğrettiği yaşadığı dinin esasları mı kurtaracak… Mahşerin dehşetini bir düşünün^^Hiçbir kimsenin hiçbir kimse adına hiçbir şey ödeyemeyeceği, kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği kurtuluş akçesi alınmayacağı ve hiç kimse-nin yardım görmeyeceği günün bilincinde^^(Bakara 2/48)

^^Kim Rahman’ın uyarı dolu mesajına kusurlu bir gözle bakarsa, ona bir tür şeytani (öteki kişilik) musallat ederiz de, kendisi onun uydusu haline gelir. Artık o onları doğru yoldan çıkarır, berikilerde zanneder ki kendileri doğru yoldadır^^( Zuhruf 43/36)

^^Onlar hiç Kur’an üzerinde derin derin düşünmezler mi yoksa kilit vurulmuş kalplere mi sahipler^^(Muhammed 47/36)

^^ Bu Kur’an bir öğüt ve uyarıcıdır. Şu halde dileyen Rabb’ine varan bir yol tutsun^^( İnsan 76/29)

^^ Kur’an bir öğüttür. Tabii ki öğüt almak isteyen kimse için^^(Müddessir 74/54-55)

Daha onlarca ayet Kur’an-ın, iki dünya saadeti ve ferahı için kurtuluş kitabı olduğunu bizlere söy-lerken, referans kaynağımızın Kur’an olması gerektiğini ve onu en güzel anlayan ve yaşayan Hz. Muhammed’i örnek göstermesine rağmen, bunları anlatan, bu gerçekleri doyuran, tebliğ eden müslü-manlara, Kur’an dindarları, mezhepsiz Müslümanlar, tarikat münkirleri diye yaftalayan, aklını kullan-mayan, ufuksuz, derinliksiz cahil tiplerin bakış açılarını maalesef şeyhler kapatmış durumda… Bunlar kayıtsız şartsız itaat kültürü içinde şeyhlerine toz kondurmayan, onları günahsız, hatasız kabul eden, onları putlaştıran, onları sorgulamayan sürüsel nesnelerdir… Bunlar ümmetin dertleriyle değil cemaatlerinin büyümesi ve gelişmesi ile meşgullerdir.

Kimi aklı evvellerde köşe yazılarında cemaatler ortadan kalkarsa, İslam yok olur diyor ki bu zatların sünnetullahtan ve Kur’an’dan ne kadar habersiz oldukları ortaya çıkıyor. Haşa Allah’a fatura çıkartırcasına üfürüp duruyorlar. Bu adamların bir çoğu daha düne kadar – fetöyü- göklere çıkartan, onları öve öve bitiremeyen, gidip ziyaret eden tipler… Çünkü bunlarda Kur’an bilinci yoktu ki, basiretli bir şekilde bu FETÖ denen meczubu, din simsarının gerçek yüzünü tanımış olsunlar… Kur’an ne diyor bu insanlar hakkında bakalım^^ onlar Müslüman olmalarını sana bir lütuf gibi sunuyorlar. De ki Müslüman olduğunuz için bana lütfettiğinizi sanmayın. Eğer (hakikate) sadıksanız sizi doğru yola yönelttiği için asıl Allah size lütfetmiştir3^^(Hucurat 49/17)

Cemaatler ortadan çıkarsa din yok olur diyen zevat, eğer aklı selim bir şekilde Kur’anı anlamış Hz. Muhammed’in tebliğ edip yaşantısıyla ortaya koyduğu dini, cemaatlerin nasıl tanınmaz hale getir-diğini görürdü. Allah’ın dinine, nasıl zam yapıp, neleri eklediklerini hurafeleri, bidatları, menkıbeleri görürdü… Eğer görmek istiyorsa…

Cemaat liderleri ebedi şef midir

Elbette ebedi şef değildir. Onlar dokunulmaz değildir. Hataları yüzünden liderlikten, şeyhlikten çekilmeleri noktasında ikazlar yapılmalıdır ve çekilmelidir. Şu ana kadar İslam dünyasında hiçbir cemaat liderinin efendim ben bugünün gerçekliğiyle yüzleşemedim, bunları sorgulayamadım, başarılı olamadım, çekiliyorum dediğini duyanınız var mı?

Cemaatin mensuplar tarafından sorgulanarak görevine son verilen lider şeyh tanıyor musunuz? Öldükleri zaman yerine oğulları ya da damatları geçiyor, diktatörlerden hiçbir farkı yok… Cemaat lideriyle mensubu arasındaki ilişki özne- nesne ilişkisidir.

Efendi hazretleri ne buyurursa haklıdır, bize itaat etmek düşer adeta koyunlaştırma operasyonu… Kullanılmayan akıllar deposu… Oysa peygamber sahabe ilişkisi özne-özne ilişkisidir.

Peygamber sahabeye saygı duyuyordu, görüş alışverişinde bulunuyordu. Cemaat lideri sadece dayatıyor, sizin görüşünüzü merak etmiyor, duyarsızlıklarınızı merak etmiyor, size bir eşya mal muamelesi yapıyor. Çünkü bu yapılanmalarda ahlaki değer yok…

Bu cemaatlerin hepsi kendilerini bir temele dayandırıyor. Kimileri fıkhi, kimileri efsane- nostalji, kimileri iman- itikad, kimileri tasavvufi temellere…vs Hiç birisi Kur’anın bütünlüğü içinde değil…

İslami manada sorgulayan, düşünen, üreten, tartışan, reddeden, muhalif eden, karalılık gösteren, eylem iradesi ortaya koyan, kendi tercihlerinin öznel olan bir kamuoyu oluşturmuş değiller. Belli bir kavramı alıp onun içini kendi yorumlarıyla doldurup din diye pazarlıyorlar… Rabıta, tövbe. Zikir gibi- üstelik bunların içini şirk ile dolduruyorlar ve insanları bu zulmün içine sürüklüyorlar…

Varsa yoksa cemaat cemaat, bir türlü ümmet bilinci oluşmuyor… Allah’ın iradesi, ümmet bilincine sahip olmamız doğrultusundadır.^^İşte böyle sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki insanlığa örnek ve model olsun^^(Bakara 2/143)

^^Siz insanlık adına çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. İyi ve doğru olanı önerir, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız. Zira Allah’a güvenip inanırsınız^^(Ali imran 3/110)

Velhasıl bu oluşumlar, İslam’ın temsilcileri biziz deyip tek renkli, tek çizgili, tek boyutlu planyadan çıkmış aynı büyüklükte tahtalar gibi, insan yetiştiren- oluşturan cemaatler ümmet kavramını yok etmişlerdi…

YORUMLAR
  • Mehmet Eygün   21-09-2017 09:24

    çok güzel izah etmişiniz hocam yüreğinize sağlık.sevgilerimle

  • İbrahim Yiğit   15-09-2017 23:40

    Hizip ufkundan dünya görülemez.Cemaatcilik rekabeti yüzünden müslümanlar asli mücadele alanlarını terketmektedir.Din simsarlarının teslim aldığı kavramları özgürleştirmeliyiz.Eline yüreğine sağlık üstadım.sevgilerimle

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA