Yazar : 342 Cahit Ezerbolatoğlu - Maariften Eğitime Kelimelerin Zihniyet İnşası
23 Haziran 2018 Cumartesi

Maariften Eğitime Kelimelerin Zihniyet İnşası

Cahit Ezerbolatoğlu

14-08-2017 12:52

Maariften Eğitime Kelimelerin Zihniyet İnşası

Dünyaya noksan gelen insan, eksiklerini tamamlamak ister ve kemal yoluna girer. Yol, canla ten birleşince başlar, ayrılınca biter. Yolcu, terbiyeden talime maarife bel bağlar zira yetkinliği hamlığa yeğler ve kendisini de gayrısını da terbiye etmeyi diler. “İnsan değil hayvan terbiye edilir.” diyen görüşünü kelimenin zengin dünyası ile test etmelidir. İnsanın hayvanları terbiye ederek kendisine hizmet ettirdiği doğrudur. Yine at bakıcısı anlamına gelen seyisle, siyasetin aynı kökten geldiği de doğrudur fakat onun, en çok bilinen politika anlamının eğitmek, tedip etmek anlamlarını gölgede bıraktığı göz ardı edilmemelidir. Ayrıca insan yiyecekleri de terbiye eder ve doyumsuz tatlar elde eder. İnsanı mürebbi terbiye eder ve her ikisi de “rab” ile -ki o âlemlerin rabbi olan Allah’ın isimlerinden biridir- aynı kökten gelir.

İşin erbabı olan Şemseddin Sami, Kamusi Türki’de terbiyenin beş farklı anlamını aktarır ve her birini cümlede kullanır: “1. Besleyip yetiştirme, büyütme: Hayvanat, ipek böceği, tuyuri beytiyye (evcil kuşlar), fidan, çiçek terbiye ediyor. 2. İlim ve edep öğretme, tedip, talim, tehzibi ahlak: Çocuklarını iyi terbiye etti; kızına asıl terbiye verecek validesidir; çocuk ilk terbiyeyi ailesinde görür. 3. Alıştırma, ülfet ettirme, tenis, talim: Ayıyı, maymunu terbiye ederler. Terbiye olmuş at. 4. Edep öğrenmesine medar olmak üzere hafif surette ceza verme, tedip: Bu çocuk pek çığırından çıktı, terbiye ister. 5. Bazı yemeklere yumurta ve limon yahut sirke ve salça vesaire ilavesiyle lezzet verilmesi: Çorbayı, pilici, yahniyi terbiye etmek.”

Her aile kendisine emanet edilen yavruyu besler, büyütür, yetiştirir. Beslemekle yetinmez bakar, gözetir, hayatta kalmanın yollarını öğretir. Yürümeden konuşmaya, kaşık tutmaktan oyun kurmaya bildiklerini talim eder. Ses egzersizi yaptırır konuşmaya hazırlar, tıp oynatır susmaya alıştırır, tatlı tatlı masal anlatır dinlemenin gereğini ve değerini fark ettirir. Sorusuna cevap verir merakını giderir, bilmediklerini belletir bilgisini artırır. Görgüden ahlaka, kuraldan yasaya, ayıptan harama yeri geldikçe birlikte yaşamanın zorunlu sonucu olan sınırları tanıtır. Yiyeceğine içeceğine, oturuşuna duruşuna, yatışına kalkışına dikkat eder, özene bezene büyütür. Ayakları üstünde dursun, kendi yağında kavrulsun, adam olsun diye didinir.

Her ebeveyn yavrusunu nezaketle, zarafetle, edeple bezer. Sınırı zorlarsa durması gereken yeri gösterir, çığırında çıkarsa tedip eder, aşırıya kaçarsa haddini bildirir zira dünyaya tat veren çocuklar terbiyesiz olursa âlemin tadı kaçar. Onu hayatın gerçekleriyle yüzleştirir, zorluklara alıştırır (ülfet), çalışmaya ısındırır (ünsiyet) kısaca geleceğe hazırlar. Örneklikten rehberliğe, önderlikten öğretmenliğe kalabalık bir kadronun rolünü üstlenir fakat o daha çok mürebbidir. Zengin anlam ve çağrışımlarına bir nebze temas edilen terbiye, ilgili disipline de ad olmuştur: Terbiye İlmi. Bugün Eğitim Bilimi deniyor.

Bir kişinin ilmi, bildiği kelime ile sınırlıdır. Bu yüzden ister kavram ister terim olsun kelimeleri iyi bilmek marifettir ve aslında “marifet” sözlükte bilmek ve tanımak demektir. Marifetler, bilgiler anlamına gelen maarif, marifetin çoğuludur. Yaşı uygun olanlar Eğitim Bakanlığına Maarif Vekâleti denildiğini hatırlar. Aklını kullanan, ilim ehli olmayı marifet kabul eder, marifetle akraba olan irfanı da arifi de önemser. Hakikati bilen, anlayan, onun künhüne vakıf olan irfan ehli, arif sayılır. Bu yüzden arif olan anlar denir, lafın tamamını söylemeye gerek duyulmaz.

Istılah manasıyla maarif/terim anlamıyla eğitim, heveskâra bilgi aktarmayı amaçlar. İlme heves eden, eğitim sayesinde ilmi bilir, ilim ehlini tanır; arzu edip azmederse onlardan biri olur. Azmedip ilim elde edene âlim, bilgisini aktardığı öğrencisine müteallim denir. Âlim, talip olana ilmini talim ederse muallim adını alır. Maarifin anahtar kelimelerinden biri olan talim hakkındaki sözü, söz ehli Ş. Sami’ye bırakalım: “1. Öğretme, belletme: Cenabı Hak hazreti Âdeme eşyanın isimlerini talim etti. 2. Okutma, ders verme, tedris: Çocuklara ulum (ilimler) ve fununu (bilimler) kolayca talim etmek için usul lazım. 3. Meşk veya idman ile alıştırma: Birine yazı, kanun, şarkı talim etmek. -Bu mana ile öğrenme makamında dahi kullanılıp: Yazı, kanun talim ediyorum, denilir. 4. [Masdariyet manasından tecerrüt ederek] muntazam askerin öğrendiği yürüyüş ve silah istimali ve sair harekâtı askeriye: Talim öğrenmek; ayak, silah, atış talimi; piyade, süvari, topçu talimi. Çoğulu talimat: Birine şifahen veya tahriren verilen tenbihat, hattı harekâtını mübeyyen evamir (açıklayan emirler): Aldığı talimata göre hareket edecektir; Süfera (Elçiler) düveli metbualarından (tabi oldukları devletlerden) talimat bekliyorlar.

Öğrenciyi âlim, çırağı usta, er ve erbaşı subay talim eder. Her sanat, her meslek gibi askerlik de talim edildiğinde, meşk edildiğinde hakkıyla öğrenilir. Onlar mesleğin inceliklerini öğrenmek, usta bir savaşçı olmak için ter dökerken türkü yakmak bekleyenlerine düşer: Gemilerde talim var, bahriyeli yârim var.

Âlim, talim de eder tedris de eder/ders de verir. Tedris konusuna ders, ders verene müderris, ders verilen yere medrese, öğretime ise tedrisat denilir. Medrese ile yetinmeyip camide ders veren, bugünkü kullanımla yaygın eğitim yapan müderrise, dersiam denir zira o, derslikten çıkıp umuma, cemaate ders verir. Kurum olarak rakibi olmasına rağmen medresenin adaşı olan mektep, yazı yazılan yer anlamına gelir. Bugün okul denilen mektebin diğer anlamları branş, ekol, büro, ajans ve ticarethanedir. Osmanlılar, çocukların okuduğu yerleri, sıbyan mektebi, dârüttalîm, dârülilm, muallimhâne, mahalle mektebi, taş mektep, mektebi ibtidâiyye gibi adlarla adlandırırlardı.

Öğretmen talim eder fakat öğrenci de tahsil eder. Heveskâr, kelimenin tam anlamıyla tahsildardır fakat tahsil ettiği ilimdir. O, hevesi sayesinde öğrenimin zorluklarını göze alır ve onlara katlandığı, sebat ettiği kadar ilim elde eder, malumatını genişletir. Eski söyleyişle tahsili ilim eyleyen, ilim ve malumat kesp eder, tevsii malumat eyler. Talimin aksine tahsilin öznesinin ilim talep eden olduğuna dikkat edilmelidir.

İlim tahsil edenin hem terbiyeli hem edepli olması beklenir. Vurguyla “okumuş adam” deniyorsa, onun bilgili ve aynı zamanda ince, nazik, kibar, görgülü olduğuna vurgu yapılıyor demektir. Edebiyle oturup kalkan, usulü dairesinde konuşan, konuşanı dinleyen müeddep kişi takdir edilir. Müeddep, tedip edilen yani edebi kuşanan kişidir. Edebin çoğulu adaptır ve talimin de tahsilin de terbiyenin de adabı vardır. İnsanlar arasındaki edebe adabı muaşeret/görgü kuralları deniyor. Âdemoğlu hariçten de dâhilden de zapturapt altına alınabilir. Kendisi ya da başkası, zapt edip bağlayan kim olursa olsun, ilgili kişinin tedip olduğu, ecnebiceden ödünç sözcükle disiplin altına girdiği düşünülür. Tartışmasız makbul olan iç disiplin de denilen kendine mukayyet olmak, başkasına muhtaç olmadan kendini kontrol altına almak yani kendini tedip etmektir.

Tedip, bilgilendirmek anlamına da gelir, bu yüzden bilgilendirilmiş kişiye edip denir fakat kelimenin yazar anlamı daha çok bilinir. Hz. Peygamber’in, çeşitli kabilelerin lehçelerini nasıl anlayabildiği sorusuna karşılık, “Beni rabbim eğitti (eddebenî) ve eğitimimi (te’dîbî) en iyi şekilde yaptı.” dediği rivayet edilir. Burada tedip kelimesi “eğitme, bilgilendirme” karşılığı olarak kullanılmıştır. Bir kimsenin sahip olduğu meziyet ve fazilet hayranlık ve takdir hissi uyandırdığı için edep diye adlandırılır zira o, kendisine “sahip olan kişiyi küçük düşürücü durumlardan koruyan meleke” demektir. Duygu, düşünce ve hayat tarzına güzellik ve incelik kazandıran edep iffet, hilm, sabır, vakar, merhamet gibi erdemlerin ayrılmaz parçasıdır.

Meslek ahlâkı, edebin çoğulu adap ile ifade edilir. Yerine göre “âdâb ve usul”, “âdâb ve erkân” diye de anılır. Fertlerin yaşayış ve karşılıklı ilişkilerine hâkim olan ve aksine davranışın yerine göre ayıp, terbiyesizlik, edepsizlik sayılarak kınandığı ahlâkî ve içtimaî kurallara da adap denir. Ahlak kitaplarına isim olan Tehzib’ul-Ahlak, terbiyeli olmayı, ahlakı güzelleştirmeyi ifade eder. Yaradılış, huy demek olan ahlak tehzip edilir, yani temizlenir ve ıslah edilir. Söz buraya geldiğinde akla, temizlemek, arındırmak anlamına gelen tezkiye gelir. Tezkiye ve nefis kelimelerinin birlikte kullanımı yaygındır. Nefsini tezkiye etmeyi murat eden, haslet olan huylarını kirden korumayı, zaaf olan huylarını azdırmamayı irade eder.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, sözü unutulmaya yüz tuttu ve ilmin yerini mürşit olduklarını iddia eden âdemler aldı. Oysa mürşit olan Âdem değil ilimdir. İlmi olmayan insan doğruya irşat edemez, doğru yolu gösteremez. Bu yüzden rüşte ermek için rehbere ihtiyaç duyan, mürşide değil ilmine bakmalıdır. Asıl reşîd (mürşit) olan Allah, Kerim kitap Kur’an’a ilim ismini verir çünkü o, en doğruya hidayet eder. Onu ölçü bilen, akıl ve temyiz yeteneği ile doğru yolu bulur, istikamet üzere hareket eder. Hidayetin anlamına girmeyelim zira eğitime sıra gelmeyebilir. Eğitim, maariften terbiyeye eğitimle ilgili her kavramın yükünü çekiyor; öğretim ile öğrenim onun yükünü bir nebze hafifletse de o, bu ağır sorumluluğun altında eziliyor.

Not: TDV İslam Ansiklopedisi’nin terbiye, talim, tedip, tedris, tezkiye, siyaset, marifet gibi maddelerinden, D. Mehmet Doğan’ın Eğitim Maarif Olabilir Mi (Eğitime Bakış Dergisi, sayı: 29) başlıklı makalesinden ve sözlüklerden yararlanılmıştır.

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   16-08-2017 17:09

    insanlık var oldukça konuşulacak, yazılacak, tartışılacak eğitim üzerine, daha çok memnun olunmayıp şikayet edilecek! ve fakat yazanlar da, okuyanlar da gerçekte eğitim süreçlerini böyle böyle sürdürüp göçecekler bu dünyadan. adlarına kayda geçenleri devşirmek üzere! sakin ve duru söz sahiplerine selam olsun, medreselerimize, müderrislerimize ve de öğretmenlerimize selam olsun...

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA