Yazar : 224 Bünyamin Doğruer - Kur'an Kadına Bir Kişilik Kazandırmıştır
20 Eylul 2018 Perşembe

Kur'an Kadına Bir Kişilik Kazandırmıştır

Bünyamin Doğruer

31-07-2017 17:41

Kur'an Kadına Bir Kişilik Kazandırmıştır

Arap Cahiliyesinden, Roma, Bizans, İran ve diğer Cahiliye türlerine kadar çarpık kadın ve aile anlayışları var olmuştur.  Öyle ki kadınlar, bazen erkeğin hem kadını, satılık malı, kölesi olmuş. Bazen cinsel sermayeye dönüştürülmüş. Bazen de toplumun ortak malı haline getirilmiş. Klasik cahiliyede olduğu gibi, madem cahiliyede de kadın aşağılanmakta, dışlanmakta, cinsel obje olarak bakılmakta velhasıl sahipsiz ve yalnızlığını yaşamaktadır. Kadın, şiddet sarmalı içerisinde yaşamını sürdürmektedir. Çünkü evde, sokakta, işyerinde bu olumsuz yönlerle karşı karşıyadır. Kadınlık onuru elinden alınmıştır. Sanayi dişlileri arasında uzun iş gücü, eğlence merkezlerinde bir figür, pazar ve reklam sektörünün vazgeçilmez elemanı ve fuhuş ticaretinin hammaddesi haline getirilmiştir. Modern cahiliyenin dişlerini en kolay geçirdiği av durumuna düşürülmüştür kadınlar.

 

Kur’an-ı Kerim insanları Mümin-Müşrik, Müslüman-Fasık vs. kategorilerine ayırırken, temelde kadını erkek üzerine odaklanmaz. Kadın ve erkeğin kendi fıtratından gelen asıl özellikleri üzerine inşa ettiği sorumluluklar haricinde, onu etken ya da edilgen kılan başka bir özelliği üzerinde durmaz İslam. Mesela, Kur’an-ı Kerim’de kadının ya da erkeğin başkalaşımına yani bu kimlik üzerinden bir dejenerasyon yaşadığına şahit olmayız.  Fıtratı bozulan kadın ve erkeğin davet edildiği ana eksen kadınlık ve erkeklik değil aksine genel ahlaki zemin ve ana ilkelerdir. Örneğin ahlaksızlıkta ileri giden Lut’un kavmini Allah, erkek gibi davranmaya değil, fıtri olan davranış tarzına davet eder. İslam toplumun da kadına ve erkeğe, varlık olmasını, sahip olduğu cinsel kimlik vermez…  Kadın ve erkek için geçerli olan, tesettür ve bunun üzerine inşa edilen görünürlük kadını ve erkeği farklı kılar ki, niteliksel bir başkalıktır. ‘’Kimlik’’ kavramının inşa suresi sürekli başkalaşma merkezlidir ve inşa ettiği bireyin toplumsal tabakada sınıfsal statü gösterenidir.

 

Kur’an çerçevesinde, kadının yeri ve değeri tartışılırken üç önemli noktanın göz ardı edilmemesi gerekir.

 

Birincisi, İslam’da kadının yerinin İslam dışı sistemlerle mukayesesi, ikincisi, İslam’ın kadını nerede bulup nereye getirdiği üçüncüsü ve belki de en önemlisi. İslam kadına hedef olarak ne gösterdi. Getirdiği prensiplerle gelişme yolunu açtı mı yoksa getirilen bu noktada kalsın mı dedi? Bu kapı açık bırakılmıştır.

 

İslam kadını oldukça kötü bir durumdan iyi bir duruma getirmiş ve şartlar geliştikçe kadının yolunu açık bırakmıştır. Şunu öncelikle belirtelim ki, kadın ve erkekle ilgili ahkamın büyük kısmının ayet ve hadise dayanmadığı bilakis yorum ve içtihada dayanmaktadır. Bu yorum ve içtihatlarda kadının arka plana itildiğini bu yorumlarında çağın değişmesiyle değişebileceğini belirtelim.

 

Kadına en büyük değeri veren, esirgeyen, koruyan, yücelten cenneti ayaklarının altına seren ve cennete gitmeyi onun rızasına bağlayan İslam’dır. Kadın insanlığın annesidir. Cennet annelerin ayakları altındadır. Ancak annelerin de cennete gitmesinin yolu Allah’ın öğretilerine uygun bir inanç bir kulluk bir yaşamdan geçmektedir.

 

Müslüman kadın, Kur’an’ın tanımladığı sağlam prensiplerle apaçık delillerle, iyi öğüt ve nasihatlerle, doğru uygulamalarla kültürel ve ahlaki yapısıyla toplumdaki etkisini gösterendir. Asrın şeytanlarının uydurduğu çağdaşlık, modernlik yenilik ve moda adıyla ortaya çıkan sapıklıklardan ve basit taklitçilerden uzaklaşandır. Boş ve faydasız durumlarda basit nazariyelerden kurtulandır. Müslüman kadın, inancında, davranışlarında, hareketlerinde sabır ve sebatında İslami hassasiyeti gösterendir.

 

Müslüman kadın maddi ve cahili medeniyetin reklam ve propagandalarına karşı ahlaki ve ilkesel tavrıyla cevap verendir.

 

Her şeyden önce İslam kadını kadın olarak, tabiatını koruyan ve Müslümanca yaşamayı öğreten yalnızca Allah’ın çizdiği programda yürüten, hükümleriyle muhakeme eden yaratılışıyla baş başa bırakan, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan bir sistemdir. 

 

<<Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Şimdi ne yapsın onu hakaretle tutsun mu yoksa onu toprağa mı gömsün bak ne kötü hüküm veriyorlar.>> (16/58-59)

 

Kur’an’ın indiği toplum ayette açıkça belirtildiği gibi kız çocuğunun utanç verici sayıldığı ve hor görüldüğü bir toplumdur. Bu toplumda kadına yaşam hakkının bile çok görülmesine rağmen Allah’ın vahyi kadın-erkek ayrımı yapmaksızın bütün insanlığa inmiştir. (4/1) Bunun yanından Kur’an kadın ya da erkek bir Müslüman için Allah ve Resulünün hükmü dışındaki bir hükmü seçme haklarının olmayacağını (33/36) belirterek kadın ve erkeğin Allah karşısında sorumluluk açısından eşit olduğunu vurgulamış yine her ikisinin amellerinin zayi edilmeyeceğini (4/124) söylemiş ve Allah katında üstün olabilmenin ancak takva ile sağlanacağını (49/13) belirtmiştir. Böylelikle İslam, insanlık değeri açısından kadın ve erkeği eşit görmesiyle Arap toplumunda kadın hakkında zihinlerde oluşmuş tabulara darbe indirmiştir. O toplum şartlarında ticaretle ilgilenmediği halde kadının ticari konularda bile şahitliğini kabul etmiş (2/282) mirastan da pay ayırmıştır. (4/7) Allah inananlara firavunun eşini ve Meryem’i örnek vermiş onlardan övgüyle bahsetmiştir. (66/11-12) Resulullah döneminde bu ayetlerle hayatına yön veren Müslüman kadın eski pasif konumundan sıyrılarak zulme baş kaldıran ve gerektiğinde müminlerin emirine muhalifte olsa görüşünü ifade edebilen bir insan olarak topluma katılmıştır.

 

İslam’ın tebliğ edildiği ilk zamanlardan başlayarak, erkekle beraber kadında ilahi vahye muhatap olmuş tebliği kabul etmiş, işkencelere maruz kalmış, şehit olmuş, Resul’e biat etmiş, hicret etmiş, savaşlara katılmış, kısacası Allah’ın rızası için onun yolunda mücadele etmiştir. Rabbimiz ise bu ortak mücadelelerinin karşılıksız kalmayacağını şu ayette müjdelemiştir. <<Rableri onlara karşılık verdi. Ben sizden erkek-kadın hiçbir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar. Yolunda işkence edilenler vuruşanlar ve öldürülenler. Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Allah katından bir karşılık olarak (Onlara bu nimetleri vereceğim) karşılıkların en güzeli Allah katındandır.>> (3/195)

 

Nasıl ki münafık erkekler ve münafık kadınlar birlikte kötülüğü emredip, iyilikten men etmişlerdir. (9/67) Müslümanlarda <<İnanan erkekler ve kadınlar birbirlerinin velisidirler iyiliği emrederler, kötülükten men ederler, namazı kılarlar zekatı verirler, Allah’a ve elçisine itaat ederler.>> (9/71) ayetinde görüldüğü gibi tüm İslam dışı unsurlara birlikte karşı koymuşlardır.

 

Ancak çeşitli siyasi olayların etkisi farklı kültürlerin İslam’a mal edilmesi ve nefsani arzuların bir araya gelmesiyle İslam’ın temelini oluşturan kavramlar bile anlam kaymasına uğrayarak oluşan karma kültür, Allah’ın vahyi ile yer değiştirmiştir. Bu yer değiştirmenin en ağır faturalarından birisini ise Müslüman kadın yüklenmiştir ve kadın konumu eski cahili bakış açıları ile yeniden sarsılmaya başlanmıştır.         

 

Daha ilk dönemlerde, Adem ile Havva’nın cennetten kovulmasına sebep olan yasak meyveden yemelerinin sorumlusu Havva’dır diyen israiliyyat, Müslüman müfessirlerin kitaplarında da görülmeye başlanmıştır. Kadınların fizyolojik sıkıntıları Havva’nın bu davranışına bağlanmış, kadın günaha sürükleyen fitne unsuru sayılmıştır. Resulullah’a atfedilen <<Kadınları göze çarpan mevkilere oturtmayın yazıyı da öğretmeyin dikiş öğretin ve sure-i nuru da öğretin.>> Sözü arzu edilen kadın imajını gözler önüne sermektedir. 

 

Kur’an’da Bakara suresindeki 228. ayette erkeklerin kadınlar üzerinde bir dereceye sahip olmaları yine Kur’an’da erkeklerin kadınlar için mallarını harcamaları ile (4/34) tefsir edilirken kadının toplum içindeki statüsünü cahiliye dönemindeki algılama biçimleriyle açıklayanların sayısı artmaya başlamıştır. Zaten tarihi süreç içinde kadın konusunda olduğu gibi daha birçok konuda çoğunluğun Kur’an naslarına yaklaşım biçimi, dini algılama biçimindeki ve yaşayan kültürdeki dejenerasyondan etkilenmeye başlamıştı.

 

Kadının statüsünü Kur’an’ın tanımladığı çizgiye çekme noktasındaki çabalar kadın ile erkeği karşı karşıya getirecek olumsuz bir rekabet ortamı yaratacak çabalar olmamalı. Müslüman doğal eşitsizlikleri reddeden bütün eşitlikçi doktrinlere karşıdır.

 

Ancak yaratılıştan gelen farklılıklarının birinin üstünlüğü diğerinin eksikliği olarak değil de toplumda uyum ve denge unsuru olduğu bilinerek İslam’a ters düşmeyen, örflerinde yardımıyla kadın-erkek arasında tüm ilişkiler boyutunda bir gelenek oluşturmak amacımız olmalı.

 

Allah, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten korktuğu emaneti yüklenerek sorumluluk sahibi olan insan için akıbetin erkek ve kadınlar için olacağını müjdeliyor. (33/72-73)

 

<< Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, gönülden Allah’a saygılı erkekler ve gönülden Allah’a saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar işte Allah bunlar için bağış ve çok büyük bir mükafat hazırlamıştır.>> (33/35)

 

Kur’an kadın erkek bütün insanlara gönderilen ilahi bir kitaptır. Arap dilinin özelliklerinden dolayı erkeklere yapılan hitaplar aynı zamanda kadınlara da yapılmıştır. Çünkü kadın ve erkeklere yapılacak ortak hitaplarda müzekker sigası kullanılır. Kur’an’a göre kadın yaratılışta erkek gibidir. Her ikisi de aynı şeylerden yaratılmıştır. Her ikisi birbirini tamamlar. Biri olmadan diğeri eksik kalır. (4/1 – 6/2 – 7/189 – 30/20 – 35/11 – 39/6 – 40/67)

 

Kur’an Hz. Adem ve Havva’nın cennetten çıkarılmalarını gerektiren suçu beraberce işlediklerini bildirir. (2/35-36) (7/19-22) (20/117) Hatta bu suç tek başına Hz. Adem’e de nispet edilir. Kadından erkek gibi inanılması gereken esaslara inanmak mecburiyetindedir. Bu konuda kadınla erkek arasında hiçbir ayrım bulunmamaktadır. (2/8 – 62- 177 -285) (5/69)

 

Bir ayette şöyle buyrulur.

<<Ey inananlar Allah’a peygamberine, indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösteren kim Allah’ı meleklerini kitaplarını peygamberlerini ve Ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa sapmıştır.>> (4/136)

 

İbadetlerden namaz, erkeğe olduğu gibi kadına da farzdır. Ancak kadın her ay belli günlerde ve doğum sonrası devrede temizleninceye kadar bu ibadetten muaf tutulmuştur. (5/6)

 

Kadın ekonomik konularda erkek gibidir. Kazandığı para kendine aittir. Parasını ve malını tam bir yetki ile kullanabilir. Zengin erkeğin mesul olduğu mali ibadetlerden zengin kadında mesuldür. (2/43 – 110 - 25 - 4) (16/97) (33/35)

 

Kur’an’ın kadına verdiği en önemli hakların başında ona tam bir kişilik kazandırmasıdır. Kadın bir insan olarak mükellef sayılmış, yapacağı iyi ve kötü işlerin sorumluluğunun kendilerine ait olduğu bildirilmiştir. (3/195) (16/97) (30/35)

 

<<Kim yararlı işler yaparsa kendi lehinedir kimde kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin kullara karşı zalim değildir.>> (41/46)

 

Cahiliye toplumunda kadına karşı işlenen suça çoğu kez misilleme yapılmazdı. Kur’an bu eşitsizliği kaldırdı. Kadına karşı işlenen suçlar, ister şahsına, ister malına, isterse şerefine karşı olsun, erkeğe karşı işlenen suçlar gibi kabul edilmiş hatta bazı hallerde erkeğe göre daha çok ön plana çıkmıştır.(24/4)

 

Kur’an, yaşının hiçbir döneminde kadına zulmedilmesine müsaade etmez. Kadının ekonomik hakları konusunda ve bilhassa yetim kızların malları hususunda Müslümanların çok titiz davranmalarını emreden Kur’an onların mallarına tecavüzü yalaklar (4/2 – 6 – 10 -19) (6/152)

 

Kadının mirasta erkeğe göre daha az pay alması erkek ve kadının vecibelerinin ayrı olmasındandır. Erkek evleneceği kıza veya kadına rıza olacağı miktarda mihir vermek mecburiyetindedir. (4/4 – 19 – 20) Yine erkek eşinin ve çocuklarının geçimlerini ve masraflarını karşılamak durumundadır. (2/233)

 

İslam, kadın ya da erkek – insana bir bütün olarak bakıyor ve insanların kaynağı bir olduğu için her tür ayrımcılığı yasaklıyor.

 

İslam insanlar arasındaki üstünlüğü ahlaki üstünlük olarak tanıyor. İslam toplumunu kadın ve erkeğin ortak çabaları inşa ediyor. Müslüman kadın ve erkekler birbirlerinin koruyucusudur. Kadın haklarını güvence altına alan İslam’dır. Kadın ve erkek birbirlerini tamamlayan özelliklere ve işlevlere sahiptirler. Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde hayatın bütün alanları kadına açıktı bugünde ilahi sınırlara, yasalara, edeplere riayet koşuluyla kadınlar kendi özellikleriyle bütünleşen alanlarda sosyal, toplumsal, siyasal sorumluluklar alabilirler… İslam cinsiyeti asla aşağılamaz. İslam kadın-erkek haklarını değil,  insanlık haklarını temsil etmekte ve savunmaktadır. İslam kadını toplumdan soyutlamaz.

 

Müslümanların kadın konusunda hem modern söylemi hem de geleneksel ve tarihsel söylemi bütünüyle sorgulamaları gerekiyor. Günümüz dünyasında kadını kadın tanımlamıyor. Kadını moda, reklam ve medya endüstrileri tanımlıyor. Bugünün kadını asla kendisi değildir. Kadını tarihte benzeri olmayan bir şekilde sömüren modern kültürdür.

 

İslam toplumlarında bugünde kadının statüsünü İslam belirlemiyor, gelenek ve görenekler kadın aleyhinde belirliyor.

 

Velhasıl, İslam nazarında kadın-erkek her insan hem Allah’a karşı sorumludur hem de bütün yaratılmışlara karşı sorumludur…

 

Cehalet ve çıkarların kadını değil, kişilik sahibi, iffetin ve hicabın aynası olan, Allah’a kulluk eden yüksek tepelerde coşup kaynayan billur pınarlar gibi tertemiz batıla ve haksızlıklara karşı durmadan savaşan, fedakar, cesur, şefkatli bir kadın ya da kocasına gönülden sadık bir eş, hakka doğru yücelen cesur terbiyeli ve yiğit evlatlar yetiştiren bir anne, nur ve iman pınarı yuva kuran bir kadın… 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA