Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - İnsan Neye Talip Olmalı?
24 Mayis 2018 Perşembe

İnsan Neye Talip Olmalı?

Abdulaziz Tantik

15-05-2017 16:12

İnsan Neye Talip Olmalı?

Hayat insanın hem dışında hem de içinde olduğu süreçte akıp gidiyor. Bu temel gerçeği gözardı etmeden bir istek ortaya koymaya çalışmalıyız. Kadim bir tartışma: ideal olan mı reel olan mı, kalıcı olan mı geçici olan mı? Soruyu hangi kalıpla sorarsanız sorun, fark eden bir şey olmayacaktır. Ama şu temel gerçeği de gözler önüne sererek; bugün reel olan ve geçici olana yüklenen anlam güncel olan o kadar baskın karaktere dönüşmüş durumdaki onun baskısı olmadan yol almak nerede ise imkânsız olmuştur.

Güncelin sarhoş ediciliği bir tarafa güncelin kıymetinden geçmeyen herhangi bir şeyin kıymetli olduğunu iddia etmek ise delilik olarak kayıtlara geçmektedir. Meselenin para eden tarafı bu güncel tarafı, değer kazandıran boyutu yine bu güncel olanı… O zaman bu güncelin hapishanesine gönüllü yazılmadan oradan çıkışın imkânlarını oluşturmak bizzat insan olmanın yegâne parametresi konumuna yükselmiştir. Ama insan bir tercihte bulunmakla yükümlü…

İşte bu tercihin neye istinaden yapılması gerektiği konusu önemli hale gelmektedir. İnsan, gününü kurtarma ve bugün önemli biri olma hayalini mi gerçekleştirmeli, yoksa geleceğe dair insanlığın kurtuluşuna veya insanlığına bir değer katma bağlamında bir şeyler yapma imkânını mı harekete geçirmeli? Ya bugünü kurtaracaksın veya bugününü feda ederek yarının kurtarılmasına zemin oluşturma gayretlerine katkı sunacaksın…

Bu temel çatışma alanı aynı zamanda insanın da çatışma alanını belirlemektedir. İnsan en genel boyutu ile bugünü işaret eder. Ve bugünün önemini müdrik bir şekilde hayata katılır. Hâlbuki kalıcı ve değerli olanın yarın olduğu bilinir. Ve bütün dinler yarın için konuşurlar. Ama Müslümanların ahiret inancı da yarını işaret etmesine rağmen Müslümanlar kahır ekseriyeti ile bugünü dikkate alırlar. Yani inançlara rağmen güncel olan öne çıkmaktadır. Ve insanların umutlarını bugünde tüketme konusunda bütün çabalarını ortaya koyuyorlar. Ama her zaman bir deli çıkar ve bugünü unutun der! Bugün bir seraptır. Asıl olan yarındır! Yarını olmayanın bugünü bir anlam taşımaz. Çünkü bugünü anlamlı kılan ve eylemlerinin değere mebni olabilmesi için yarınında ne olduğuna bağlıdır. Yarınını kurtaran bugününü kurtarır. Modernlik ise Protestanlığın da yardımı ile ‘bugününü kurtaran yarınını da kurtarmış olur’ der. İşte bu gerçeklik bugün bütün insanlığın ortak kaderi konumuna yükselmiş durumdadır. Buna bir itirazın yükselmesi insanlığın kendi varlığını sürdürmesinin yegâne teminatıdır. Ve bu itirazı da Müslümanlar yükseltmelidirler.

Bugün her ne olup bitiyorsa olup bitsin, kendi değerini ancak yarınlara olan etkisi bağlamında kazanacaktır. Bu yüzden salt bugünü kutsamak herhangi bir değere haiz değildir. İman, yarına gönül vermektir. İman, yarını güzelleştirme çabasına olumlu katkı sunmaktır. İman, yarının hesap verilecek bir gün oluşuna olan güvendir. Ve iman, bugünü kaybetme korkusunu geride bırakarak yarını kazanma kaygısının öne çıktığı zemindir.

O zaman insanın temel gerçekliğini dikkate alarak yol almak elzem hale gelmektedir. İnsanın temel gerçekliği ise zaafı, acizliği, aceleciliği yanında bağlılığı, güven duyma arzusu ve gelişimine olan inancıdır. Çünkü insan, yaptığı şeylerin kendi gelişimine olan katkısı bağlamında ona meşruiyet kazandırır. Yani insanın bir yol göstericiliğe ihtiyacı vardır. Ve bu yol göstericilik, onun zaaflarını ortadan kaldırmaya matuf olmalı ki kemale doğru yolculuğa çıkabilecek takati kazanabilsin.

Korkunun ecele faydası yoktur. Bu söz kalıcı olana işarettir. Yani ölüm haktır. Ve bir gün her insan ölümü tadacaktır. Bu temel gerçekliği dikkate aldığımızda günümüzü belirleyen bu ölüm gerçeğinin baskın karakterini geriye itebiliriz. Bu yüzden kalıcı değerlerin ne olduğu konusunda kadim kültür ve geleneğe yönelmeyi zorunlu tutmalıyız. Bu şu demek değildir: kadim ve gelenek diye bize dayatılan her şeyi kabul etmeliyiz. Bilakis, kadim ve gelenek konusunda insanın temel gerçekliğini dikkate alan bir yaklaşımı öne çıkarmalıyız. Yani kadim ve gelenek bize yarınımızı belirleme konusunda yardımcı olacaktır. Bu da bugünümüzün hangi zeminde inşa edilmesi gerektiğini belirleme konusunda bize güç kazandıracaktır. Din, insanın bugününü yarın üzerinden temellendirir. Ahiret ve imtihan meselesi bu çerçeveyi zorunlu kılar. Ama maalesef bugünün mümini hem ahireti ve hem de imtihanı unutmuş durumdadır. Bugünü ile ilgili bir zorlukla karşılaştığında hemen feveran etmeyi marifet addediyor. Hâlbuki insan her an bir imtihan ile karşı karşıyadır. Bu temel gerçekliği de göz ardı etmemeliyiz.

İmtihan bugüne ait bir eylemlilik halidir. Ama sonucunu ahirette vermektedir. Yani bugünü yarın için ikame etmektedir. Tıpkı namazı bugün beş vakit kıldığımız gibi… Ama namaz, yarını süsleyen ve orada kurtuluşuna vesile olacak en temel kulluk birimidir.

İnsan, değerden bağımsız eylem ortaya koyamaz. O yüzden insanın her eylemi bir değere mebni kılınır. Bu değer ister güncelin belirleniminde olsun, ister yarının belirleniminde olsun, değişmez. İnsan, değer üzerinden eylemde bulunur. Bu temel gerçeği de bir yere yaslayalım.

İnsanın eylemlerinin bir değer olmadan bir karşılığının olmadığını biliyoruz. O yüzden de bu değeri dikkate alarak bir ahlak üretilmeye çalışılır. Modernlik, bu değeri bugünü inşa konusunda harekete geçirdiği içindir ki bugünün eyleminin kendisini sonuçlarını bugünle sınırlı tutarak değere dönüştürmektedir. O zaman bugün insanı değerli kılan şey sahip olduklarıdır. Ama bu sahip oldukları şey niceliksel şeylerdir. Yani işi, maaşı, makamı, evi, arabası ve hatta kullandığı markaları onun değerini belirler. Bugünün hiyerarşisi de böylece kurgulanmış olur. Hangi okulu bitirdiğiniz, hangi mesleği yaptığınız, kaç para kazandığınız vesaire sizin toplum katındaki hiyerarşik yapıdaki konumunuzu belirler. Hâlbuki bunlar insana sonradan dâhil olan şeylerdir ve bizzat insanın doğasına ait değillerdir. Bu temel gerçeği de kayıtlara geçirelim…

İnsana dair olan yarına dair kaygıdır. Hatta bugünü oluşturan olayların yarına dair kaygıları da bu insani gerçeğe tabi kılındığında anlamlı olur. Yarın ilkeler ve değerler üzerinden inşa edilebilir. Ve yarına kalmak insana dair şerefli bir konumu dikkate sunar. Kaygı, insani bir haslettir. Ve bu insani haslet çoğu zaman bugün ile buluşturularak kaygıyı sulandırır. Böylece en insani boyutu yamuk hale getirir ve bu yamukluk ile insan zaafları ile malul hale getirilir. Artık bu tip insanı her türlü boyunduruk altına almaya yetki kazanılmış olur. Çünkü bu insan, köleliğe önce kendi nefsinin arzu ve tutkularına kapılarak başlamış olur. İşte bu başlangıç insanın köleliğinin sürekliliğinin teminatı haline gelir.

Bu tuzaktan kurtulmak için önce rüyadan uyanmak lazım. Bu rüya aslında yaşadığımız bugün ile gördüğümüz rüyadır. Uyandığımız andan itibaren bunun bir rüya olduğunu kavrarız. Ve bu kavrayış bizi bu rüyanın etkisinin dışına çıkartır. Ve böylece neler olup bittiğini kavrama yeteneğine sahip oluruz. Artık özgürüz ve yarınımızı daha iyi bir şekilde inşa etmenin başlangıç imkânlarını elde etmiş oluruz. Haydin o zaman rüyalardan kurtulmaya… Modernliğin rüyasından, nefsin rüyasından, aldatıcıların aldattığı rüyalardan vesaire…

Uyanmaya ve rüyalardan kurtulmaya hazır olmalıyız… Ya da bize dikte edilen bu rüyalardan çıkıp kendi rüyamızı görecek bir zemini inşa etmeye başlamalıyız. Bu yüzden de kalıcı ve kadim olana yönelmeliyiz. Değeri niceliksel boyutu üzerinden değil de niteliksel boyutu üzerinden tanımlamalıyız ve hayatımıza bu özelliği ile dâhil etmeliyiz… O zaman kurtuluşun imkân dâhilinde olduğunu gözlemleyebiliriz. Ve bize dayatılan bütün prangalardan kurtuluşun mümkünlüğünü deneyimleyebiliriz.

İnsan, yarınına talip olmalı ve hayatını da buna göre düzenlemeyi göze almalıdır…

YORUMLAR
  • Abdullah Ademoğlu    15-05-2017 21:26

    Hocam sağolun, bir öz düşünce insanın şimdisini ve istikbalini etkiliyor.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA