Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Yola Çıkmadan Hazırlık Yapmak
22 Mayis 2018 Salı

Yola Çıkmadan Hazırlık Yapmak

Abdulaziz Tantik

01-05-2017 14:23

Yola Çıkmadan Hazırlık Yapmak

Bir başlama noktasına olan ihtiyacımız aşikâr. Bu noktanın biz olduğunun altı çizildi. Bu bizi oluşturan ben ile bir muhavere gerçekleştirildi. O zaman hazırlık zamanı…

Bir hazırlığa yönelirken, neler gerektiği konusunda bir zihni açıklığa sahip olmalıyız. Yola çıkarken lazım olan şeyi az alsak veya çok alsak, her iki halde de sorun oluşturur. Bir sorun yaşamamak için de hazırlıklı olmalıyız. O zaman envanteri şöyle bir gözden geçirmekte yarar var…

İslam tarihi bağlamında sahip olduğumuz birden fazla düşünce ve epistemik yöntem bulunmaktadır. Tarihsel bağlam içinde yapılan tartışmalara bugün taraf olmanın bir kıymeti harbiyesi de yoktur. Tarihsel bağlam içinde Müslüman âlimler, sahip oldukları bilgi, birikim ve tecrübeleri ışığında o günün mevcut koşulları içinde Müslümanların yaşadığı sorunları çözme noktasında bir çaba ve gayret içinde olduklarını söylemek hakkaniyet sahibi olmayı gerektirir. Bu çözüm noktasının hep iki nirengi noktası olduğu tartışılmazdır:

  1. Sahih, sahici bir bilginin dikkate alındığı bir ilke üzerinden meseleleri değerlendirmek ve bilginin sıhhat şartlarının öne çıkarıldığı yöntem…

  2. Ortaya çıkan yeni durumun çözümlenmesi bağlamında yeni şartları dikkate alan ve sahihliğin göz ardı edilmeden yorumun eksene alındığı, farklı bilgi türlerinin dikkate alındığı yöntem…

Bu iki noktaya mebni olarak İslam düşünce tarihi okunabilir. Ve Müslümanların kendi sorunlarını çözme noktasında bazen ilkini bazen de ikincisini tercih ettikleri bilinmektedir. Modern dönemde de ortaya çıkan durum geçmişten farklı değildir. Yani sahih bilgi öne çıkartılarak mevcut durumu dışlayan bir bakış öne çıkmakta veya mevcut durum öne çıkartılarak yeni bilgi yöntemlerinin de kullanılabilmesinin yolları açılarak sahihliğe daha az dikkat edilmektedir. Bunu anlam itibarı ile Ali Şeriati şöyle dile getirmektedir: ‘Bugün gerekli olan sözün sıhhat şartlarını düşünmek değil sözün gücünü artıracak önlemler almaktır.’ Âlim mi Aydın mı tartışmasında aydından yana tavır koyarken kastettiği şey bu olsa gerek!

Aslında meseleye daha dikkatli baktığımızda ve bugüne kadar yapılan tartışmalara yöneldiğimizde bu tartışmanın sorunlarımızı çözme konusunda ciddi bir adım atabileceğimiz bir vasatı inşa edemediğimizi gösteriyor. Yani sözü güçlendirme arzusu da sözün sıhhatini öne alma tercihimiz de içinde yaşadığımız kültürel karmaşanın oluşturduğu girdaptan çıkışımızı garanti etmiyor. Bunun bugün örneklerini ve ortaya çıkardığı sonuçları her gün yaşıyoruz.

O zaman meseleyi nasıl çözümlemeliyiz?

Meselenin çözümü önce tarihsel çözüm arayışlarının bugünümüzü anlamlandırma konusunda bir zaaf taşıdığını kabulle başlamalıyız. Dolayısı ile tarihsel tartışmalar bugünümüzü anlama konusunda bir katkı sunabilir. Ama meselenin çözümü konusunda yetersiz kalacağı aşikârdır. Çünkü bugün karşı karşıya kaldığımız düşünce çok sistematik ve çok boyutlu olduğu kadar çok fazla evrensel bir otoriter ve totaliter boyutu ile yüz yüzeyiz. Bu gözümüzü korkutmasın! Sahip olduğumuz din ve dine dayalı düşünce tarihimiz aslında farkında olmadığımız kadar çok büyük, katmanlı ve boyutlu olarak bir derinliğe sahiptir. Oradan nasıl bir yöntemle faydalanacağımız meselesi önem kazanıyor. Sorunumuzu çözme konusunda tarihsel tecrübe zaaf taşısa da aslında bizim sorunu çözmemiz içinde o kadar güçlü bir tarafını oluşturuyor. Çünkü bugün yaşadığımız bir çok sorunun o gün çözümüne yönelik bir sürü argüman ve görüşler ortaya konmuştur. Bizim yapmamız gereken şey; o tecrübeden bir kısmını hakikatin kendisi olarak kabul etmek yerine o kültürün hakikatin bir yansıması olduğunu dikkate alarak bu tecrübeden istifade ederken şartlarımızla uyumlu bir şekilde tecrübemizden istifade etmeyi öne çıkarmaktır. Yani tarihsel tecrübe ile ilişkimiz mutlak ret veya mutlak kabul üzerinden değil, bir laboratuvar özelliğinde kabul ederek oradan istifade etmeyi irade etmektir. Sonuçta sahih bir bilgiye o tarihsel tecrübeden hareketle ulaşabiliriz. Ayrıca sahih bir bilginin farklı uygulamalarını da yine bu tarihsel tecrübeden öğrenme imkânına haiz oluruz. Böylece tarihsel tecrübe sürekli yanı başımızda taraf tutmadan oradan bir öğrenci edası ile istifade etmeyi öğrenmeliyiz ki sorunlarımızın çözümü konusunda işaretler bulalım…  

Meselemiz sahih bir yöntem oluşturabilmektir. Bu sahih yöntemi ise tarihsel tecrübemize dayalı olarak ortaya koyma zorunluluğumuz vardır. Çünkü sahih dendiğinde bir olurun varlığı şart olmaktadır. Bu şartı da tarihsel tecrübe sağlamaktadır. Bu yüzden tarihsel tecrübeyi yok sayan her türlü girişim her yararsız olmakta hem de sahihliği eksene almadığında üzerinde bir mutabakat oluşturmaya imkân tanımamaktadır. Ben böyle düşünüyorum, sadece bir aldatmaca ve seraptır. Çünkü öyle düşünüyorsan düşün derler en kısa biçimiyle… Hâlbuki ortak bir duygu ve bilinç oluşturabilmek için ortak bir düşünce esas olmalıdır. Bu ortak düşüncenin oluşum şartları ise tarihsel tecrübede bulunuyor. Tabii ki bazı ön yargılara ihtiyaç vardır. Ama bu ön yargılarımızın da sıhhat şartları tarihsel tecrübemizde ve tarihsel yaşanmış ahlakın kültürel yapısında mevcuttur.

Demek ki tarihsel tecrübe ile ilişkimizi hem sahihlik bağlamında hem de yararlı olma bağlamında kurarak yola hazırlık yapmalıyız. Fakat içinde yaşadığımız kültürü ve bu kültürün ürettiği yaşam kodlarını doğru bir şekilde anlamlandırmadan oluşan sorunları anlamak konusunda sorun yaşarız. O yüzden de mevcut kültürel tecrübeyi hem kendi bağlamında neye tekabül ettiği konusunda bir zihni açıklığa sahip olmalı ve hem de Müslümanların bu duruma adaptasyonunu sağlayan zihni serüvene de dikkat kesilmeliyiz. Yoksa ne olup bittiği konusunda yine zaafa uğrarız. Ve her zaaf bizi doğrudan uzaklaştırır.

Modern kültürel kodlar ve bu kültürel kodların Müslüman zihin üzerinde oluşturduğu baskıyı taraf olmadan ancak doğru bir şekilde anlamlandırma imtiyazı kazanabiliriz. Yani her konuda o konunun ne olduğu üzerine bir taraf olmadan meseleye yönelmek ve samimi bir şekilde ne olduğuna dair bir bakış elde etmek için düşünmeliyiz. Böylece içinde yaşadığımız durumu doğru bir şekilde anlama ve kavramaya yakın olabiliriz. O zaman tarihsel tecrübe ile ilişkisini kurarak doğru bir yaklaşım elde edilebilir. Böylece istikamet ve samimiyet ile yöneldiğimiz şeyi analitik bir çerçeve içinde yoruma tabi kılarak mevcut durumumuzu ortaya serebiliriz.

Bunu gerçekleştirebilmek için de düşünce için kullanacağımız bir akla ihtiyacımıza var. Bu akıl aynı zamanda mevcut akıl tanımlarından bağımsız olmayacağı gibi tamamen de bağımlı olmamalı… İşte bu noktada akıl kavramını da yeniden gündeme almalıyız. Müslüman nasıl bir akla sahip olmalı? Temel tartışma alanı burası… Bu akıl, mevcut batı kültürünün ürettiği akıl mı olmalı? O zaman insanlığın yaşadığı bu kadar trajedi ve acıyı nereye koymalıyız? Yani batılı akıl, ne kendine ne de kendi dışındaki dünyaya bir yardımı dokunmadı. Bu gerçeği dikkate almalıyız. O zaman tarihsel tecrübenin ışığında Müslüman bir aklın imkanını yoklamalı ve bu konudaki tarihsel birikime istinat ederek yola çıkmalıyız. Müslümanların sahip olduğu bilgi ve tecrübe kendi nevi şahsına mahsus bir akılları olduğunu bize göstermektedir. Modern akıl ile Müslüman akıl arasındaki farklar ve benzerlikler üzerinden yeniden düşünmeyi ihmale getirmemeliyiz.

Son söz olarak herhangi bir şeyi toptan reddetmek ile toptan kabullenmek arasında bir fark yoktur. Her iki durumda da yeni olan şeyi göz ardı etmeyi zorunlu kılar.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA