Yazar : 212 Veysel Ocak - Sistem İçinde Kalarak DİRİLİŞ Mümkün mü?
23 Nisan 2017 Pazar

Sistem İçinde Kalarak DİRİLİŞ Mümkün mü?

Veysel Ocak

02-04-2017 12:32

Sistem İçinde Kalarak DİRİLİŞ Mümkün mü?

YERELİ İÇİNE ALAN SİSTEMDE NE OLUYOR?

 

Bütün değerlerin, ölçülerin, geleneklerin, teamüllerin, kuralların, yasaların allak bullak olduğu akıldışı bir dönemden geçiyoruz. Hayatın her alanında bütün kesimleri içerisine alan bir karma karışıklık durumu yaşanıyor. 

Yakinen görüleceği üzere, bağımlı yerlilikle beraber küresel sistem bir karabasan içerisindedir. Krizlerini kontrol edemeyen küresel sistem, çığırından çıktı.  

Beşeri sistemlerin üretebileceği siyaset ve hukuk, sonunu yaşıyor. 

Toplumların ve halkların geleceği belirsizliğe terkedilmiş durumda. Hiçbir propaganda bunu gizleyemiyor.  

Temsil edenlerle, temsil edilenler arasında bağ zayıflıyor, ilişkiler kurulamıyor, yakınlık oluşmuyor, ideolojik algı operasyonlarıyla durum idare ediliyor. 

 

Sistemin aklı bir türlü değişmiyor: Tabulaştırılmış kavramlar aracılığıyla kitleler, eşya boyutunda edilgen hale getirilmek isteniyor.  

 

Tek tip, tek biçim, tek kişilik ve kimlik oluşturmak isteyen yerel destekli küresel sistem, egemenliğini, bütün sınırları ihlal ederek, tanrısal bir buyurmayla tuğyanın zirvesine çıktı.  

Sistem, İslam'ı ve Müslümanları öteki olarak tanımlamakta, işgalleri ve katliamları bu akılın paranoyasıyla yaparken, yerelde yaşanan biçimsellik 

Müslümanlara takvalı alanları yeterince açabilme iradesini gösteremiyor 

Çöküşüne çözüm üretemeyen sistem (yerel ve küresel), çözüm yerine faşizan tavırlar üretmektedir. Özellikle karşıt olarak tanımladığı İslam’a yönelik yaptırımların yollarını aramakta, mümkününü bulursa yok etmeye yönelik planlarını artık gizleme gereği duymamaktadır. 

 

Özgürlükler sisteme tapınıldığında kullanılabiliyor: İnsanları efsunlayan biçimsellik, samirinin buzağısı gibi bütün kutsallıkları eriterek elde edilmiş 

bir fetişizm olarak topluma içirilmiş bir ‘’şey’’ den ibaret olmasına rağmen bütün toplumun imanına mazhar olmuştur. 

 

NEREDEYDİK: 

İslam, ahlaki sosyo-politik düzen kurmak ister.   

İslam, yeryüzünü ıslah ve İnşa etmesi için siyasal düzen önerir. 
İslam, sorunlara, kendi referanslarıyla çözüm olmayı ister. 

 

BUNLARDAN VAZGEÇEREK SİSTEMİN İÇİNDE KALMAK 

Sistemin içinde kalmakSistemin nötrleşin emrine ve dayatmasına kayıtsız-şartsız teslim olarak, sistemin, benim mukaddeslerim içinde varlığını koşullandırmalısın sınırlamasını, Allah’ın sınırlamasının önüne geçirmektir. 

Hayatın pratik boyutuna, sosyal ve siyasal boyutuna ilgi duymayan, içi boşaltılmış bir din anlayışına fit olmaktır. 

Sistemin hayata geçirmeye çalıştığı, İslami Hayatın bir alışkanlıklar düzeni olarak yaşanması ve yaşaması arzusuna taşeronluk yapmaktır. 

Bağımlılaştıkları sistemin mantığı içerisinde kalarak, bir tür, din hizmeti veren kurumlar misyonu yüklenmektir. 

İslam'ı, kendi özgür iklimi içerisinde tanımlamak yerine, post modern söylemin tanımlarıyla, tanımlamayı kabul etmektir. 

İslam’ın talepleri yerine, politik postmodernizmin teklif ettiği işlevleri ve işlevselliği yüklenmektir.  

Gerektiğinde, yani talep edildiğinde egemen sistemin dili ile hareket ederek, siyasal yönelişler içerisinde işaret edilen Müslümanları tahkir etmek ve dışlamaktır. 

Geniş kitleleri kolonileştirerek, prospektüs anlama ve ibadet biçimlerini uygulatarak, kitleyi, dini hayatın gereklerini yerine getirdiklerine inandırmaktır. 

Dini algıyı ve dini hayatı, ayinlere dönüştürerek, ibadetleri rutin alışkanlıklara indirgeyerek, kitlesel boyun eğmenin, kitlelere boyun eğdirmenin merkezleri olmaktır. 

Sistem içinde kalmak; sürekli rol oynamaya zorlanmak demektir. Sistem kendi içinde kalmaya karar verenleri rol çalmaya ehil hale getirdiği için, tahrik ettiği yapı vasıtasıyla, diğerlerini ötekileştirmek, sistemin ömrünü uzatan can suyu gibidir. Sistem, bu tiyatro ile tüm yapıları, buyurduğu çerçeveye zorlamaktadır. İçeride olmak, bunun değnekçisi olmaktır, 

Sürekli yargılanan, aşağılanan ve yargılanmaktan nemalanan buyapılar korku tünelinde yaşıyorlarkorku kültürü ile büyüdükleri (sayısal genişliğe) için üyelerini de korku tünelinde tutarak, Müslümanın dilinin, yüreğinin ve bilincinin asla gün yüzüne çıkamamasını sağlamaktır. 
Sistem içinde kalmayı tercih eden yapıların en önemli özelliği, ne istediğini ve ne istemediğini açıkça söyleyemeyen ve ortaya koyamayan nispi özgürlükleri vicdani tatmine tahvil eden dolaylı yapılar olarak, konuşuyormuş gibi yapıp, kitleleri kahredici suskunluğa mahkûm etmektir. 
Sistem içinde kalmak: Müslümanların yazgısını, ahlak dışı politikanın köksüz insafına bırakılması demektir. 
Sistemin varlık sorununu, akıl dışı koşullandırma ile gizleyerek, bir düzenin var olmasının sorunsalını unutturarak, var olanın önemini mutlaklaştırıcı saygıyı oluşturmada başrolü oynamaktır.   
Sistemin içinde kalmakHizip mutluluğu içinde / içerisinde varlıklarını sürdürmektedir. 

 

KAYBEDİYORUZ, KAYBOLUYORUZ, NE OLUYORUZ? 

 

Tam da bugün, İslami algı /bilgi / bilinç/ inanç, büyük bir tehdit altındadır. İslam’ın dünya görüşü tahkir edici bir boyunduruğa alınarak, egemen dünya görüşü tarafından, İslam’ın dünya görüşü tutsak ediliyor. 
Sistem içinde kalındığında belirleyici olan gerçeklik, İslami inançlar değil, koşulların dayattığı gerçeklikler oluyor. 

Kullanılan tanımlar ve yorumlar yoluyla, faşizan bir dünyanın kültürü ruhumuza dayatılmaktadır.  

Siyasal mecburiyet yüzünden entelektüel ve ahlaki hayat, büyük kopuşa zorlanmaktadır. 

Sistem içerisinde olunduğu zaman evrenselliğin yakalanması mümkün olmuyor:Ulus devlet ideolojisinin baskın olduğu kültürel hayat nedeniyle, düşünsel dünya, asla evrensel olamıyor. Bütün dünyada insanlığın vicdanını yansıtacak bir ahla temsil etme sorumluluğumuza rağmen ideolojik ve politik duruşumuz yüzünden, sınırları aşamıyoruz 

Sistem içerisinde inancın bütünselliği korunamıyor: Laik ve seküler kurgu ve kurumsallaşma, bölünmez ve parçalanamaz bütünlüğe sahip inancımızı, indirgemeci bir parçacılığa sürekli zorlayarak, kültürel bir norma sokmaya çalışmaktadır 
En temel problemin siyasetsizlik olduğunu, politik kargaşa perdeliyor: Müslümanların sayısal varlığı, bir türlü kültürel dünyanın şekillenişinde ve siyasal alanda var olmanın ifadesi ve yansıması olamıyor.  

Sisteme dahil olan Müslümanlar; sığıntı bir kimlik ve kişilikle orada uzun soluklu kalmanın planları içinde oldukları için, ahlak siyasete sirayet etmiyor. 

Müslümanları siyasal alanda temsil iddiasıyla yola çıkan kadroların, devlet aygıtlarını kullanma yeteneklerinin olmadığının anlaşılmasına rağmen, ehil insanları seçmede ilkeli davranışa, sorumluluğumuza bir türlü dönemiyoruz.  

Siyasal yapılardaki çürüme ve çözülme, siyasal düşünce ve ahlakın bu alanda yeterince temsil edilmediğinin göstergesi olduğu, siyasetin bilincine hakim olmuyor 

Modern / liberal dünya görüşleri, iyi kötü, helal-haram gibi sınırlara, tanımlara ölçülere itibar etmemesinin, bu ölçülere ihtiyaç duymamasının ne anlama geldiğinin, net olarak ortaya konmaması bu toplumu köksüz ve müktebatsız bırakmıştır.   

 

SORUNLARI NEDEN GÖREMİYORUZ?   

Nereden ders alıyor, dersini alamayan aymazlık? 


İslam dünyasında, yapılar ve cemaatler, sistem içi çalışma yöntemlerini kabul ettikleri için, fesada uğramamış, sistem tarafından yozlaştırılmamış, içi boşaltılmamış, sistemin çizgisine çekilmemiş tek bir hareket gösterilemez. 

* Birçok kez yaşanmıştır ki, sistem içinde kalındığında, mücadele ettiğin emperyalist sistemin çıkarlarını, yerel pragmatist gerekçelerle, sessizce geçiştirmek / yani gözetmek zorunda kalınmıştır. 
Sistem içi mücadelede bütün hareketler ve partiler, kendi programlarını, stratejilerini hayata geçirme fırsatı bulamadan geri adım atmaya ya da uzlaşmaya / uyumlu olmaya / ödün vermeye mecbur bırakılmışlardır. 

Seküler sistem kültürel geçişlere açık olduğu için, sistem içinde kalındığında, küresel bağımlılık biçimleri ve ilişkileri nedeniyle Müslümanlar, kültürel ve siyasal emperyalizmin karşısında kendilerini korumaları mümkün olmuyor. 

Sistem, sembol talep ve sloganlarla varlık gösterisi yapmayı serbest bıraktığı için, yapılar; yüzeysel ve ayrıntı uğraşıları büyük bir mesele haline getirerek, temel problemleri gündemlerine alma liyakatini çoktan kaybetmişlerdir. 

* İlkesel var oluşuna ve inançlarına sahip olma yeteneğini yitiren toplumların, inançlarını temsil edemeyen yapıların, sistem tarafından nasıl nesneleştirildiğini gözden kaçırmamalıyız / bir şekilde idrak etmeliyiz. 

 

GÖSTERİLERİN / GÖSTERİLENİN; OLANI / OLANLARI YUTMASI: 

 

Gösterilerin; olanı, gösterilenin; olanları yutması nasıl oluyor: 

İslam ve Müslümanlar; ahlaksız politikanın, politik karanlık ilişkilerin, büyük ayak oyunlarının, çıkar grupları arasındaki çıkar savaşlarının malzemesi ve araçları olması nedeniyle bunlar gerçekleşiyor. 
Hakkın hizmetinde olmak, hakkı bütün koşullarda temsil etmek demektir. Gösteri toplumunun en önemli özelliği, Hakkın hizmetinde olmadan, halkın hizmetinde olmanın çelişkisinin gizlenebilmesidir: Bu, ahmaklığın bitmediğini, ahlaksızlığın da devam edeceğini gösterir.  

Toplum istisnasız her dönemde statükoya itaate mecbur kalmasına rağmen, statükonun gösterdiğine ikna edilmesinde zorluk yaşanmaması, bu toplum olaylara neresiyle bakıyor, sorusunu akıllara getiriyor.  

. Politika, toplumsal temsil gücüne ve birikimine sahip bulunmayan unsurlar tarafından yönlendirilmesine rağmen, politik umudun bir türlü sönmemesi, akıl dışı gündemlerin oyuncağı olduğumuzu gösterir. 
. Politik hayat, pragmatist doğrultuda işlemesine rağmen, gösteriler yoluyla halkın, bu politikadan anlamlar çıkarmasının sağlanması, büyük aymazlığın hikâyesi yaşanıyor demektir.  
Müslümanlar nice zamandır, ehveni şer denilerek nice kötüleri, nice kötülükleri sineye çektiler, bunu da İslami ölçüler ve ahlaki ölçüler yerine faydacı ve maslahatçı ölçüler kullanarak yapmalarına rağmen, dini faydalar umdular / umuyorlar ve hala bekliyorlar. Görelim mevlam ……………….   diyerek de tüy dikiyorlar. 

. Politik ve medyatik teröre maruz kalmamıza rağmen, fikirlerimizi yine onların oluşturmasına müsaade etmemiz, bir başka alıklığımızdır. 
. Toplumsal sorumluluklarımız, politik sorumsuzluklar / sorumsuzlar yüzünden artmasına rağmen, sorunların çözümünün tek adresi olarak politikayı görmek, bu ülkedeki politikanın başarısı olsa gerek. 

 

NE OLDUĞUNU / OLABİLECEĞİNİ KONUŞAMAMAK: 

 

* Haçlı seferleri zamanlarını yaşadığımız zamanlardayız karşı olduğumuzu göstermek durumundayız, karşı olmanın, ifadesi ve iradesi olmak için, ırkçı, ulusçu ve çıkarcılığa izin vererek ahlak ve Erdemde derin yaralar açtığımızı fark edemiyoruz / konuşamıyoruz. Bu siyasal hedonizmin nasıl bir zihinsel dönüşüme yol açtığını sonra fark edeceğiz. 

* Sloganlara yaslanan politik kültür, kök referans kavramlara sahip olmadığı ve böyle bir taban üzerine inşa olmadığı için; soyut iradeleri,  politikası doğrultusunda harekete geçirmek, için, cemaatleri; İslami istetmelerini kullanmaktadır. 

* Toplumu değiştirme ve dönüştürme sorumluluğunu iktidara devreden cemaatler, varlık sebeplerini yitirerek, ehveni şer unsurlarla uzlaşarak  

Allah’ın indirdiklerini değilPeygamberimizin hayata geçirdiklerini değilpiyasacı İslam’ı merkeze alan, sistemin mantığına teslim olan, kurulu düzenin tanıdığı özgürlük ve hareket alanı içerisinde, hizbi, lale devri yaşıyorlar. Maneviyatçı duyarlılık, hayatın orta yerinde, yabancılaşma ve yozlaşmaya sağır koloniler oluşturarak, ahlaksız bir hüllecilik sergiliyorlar. 

Hülleci topluluklar, toplum sosyolojisine kronik hastalıklar bulaştırarak ağır hasarlar vermekteler. 

* Hakikatin erdemli yolcuları, yürüdükleri yolun ne adına kat edilmesi gerektiğini hem kendileri unutmamalı ve bu yolda yürüyenlere unutturmamanın şahitliğini yapmalıdırlar.  

Anlamların belirlediği yolda yürüyenler; maddi dünyanın, bize maddi bir hayatı dayatmasına engel olan savaşçıları gibi olmalıdır. 

Entelektüel vicdan, kendisini egemen sistemin elinden kurtararak, tüm kirliliğinden arınmalı, tüm baskı biçimlerini destekleyerek, pasif kalarak oluşturduğu entelektüel kirlilikten, tövbesini, topluma bundan böyle entelektüel rehberlik yaparak arınmasını gerçekleştirmelidir. 
 
NE YAPMALI İÇİN NASIL DÜŞÜNMELİYİZ? 

 

Başlangıç:  

1. Bir başka dünya mümkündür. 

2. Egemen sistemi doğru tanımlamak: sistemin ulusal devletlerle ilişkisi, ulusal devletlerin küresel sisteme olan bağımlılığı, bu ilişkiler doğrultusunda tüm kurum, yapı ve yapılanmaların mantığını ve kurgusunu doğru anlamak, mücadele usulü belirlemekle başlanmalıdır. 3. İslam'ın bütün boyutları bir yapının birbirini tamamlayan vazgeçilmez / ihmal edilemez organları gibi mutlak bir bütündürbütün boyutlar birbirlerini ilahi Vahyin bütünlüğü içerisinde ifade ederler ve edilmelidir. Post modern kavramlarla ilişki, mevcut sistemin anlaşılmasına yönelik kurulmalı ve vahyi kavramların anlam dünyasına kesinlikle eklemlemeye gidilmemelidir. Yoksa bugün olduğu gibi çelişkileri anlayamaz ve yönetemez durumundan çıkamayız. 

4. Bu anlamanın ve mücadele usulünün / stratejinin / ideolojinin dilini oluşturmalıyız. 

 

Ne yapmalı 

Bir başka dünya için: Öncelikle İslamcılığı, İslamcılığın siyasetini, büyük yapısal değişime dayalı bir siyaset olarak, tekrar tüm müktesebat yeniden okunmalı, yorumlanmalı ve anlamlandırılmalıdır. 

Bu konuda ortak yaklaşımlar üzerinde yoğunlaşılmalıdır; Ortak bir anlam dünyası / dili / söylemi oluşturularak, ortak bir bilinç ve vicdan somutlaştırılmalıdır. Dayanışmalar, yardımlaşmalar, kültürel dünya, entelektüel rehberlik; tüm toplumun da katılımını sağlayarak, içtenlikli ve sürekli, yaşamı belirleyici güçlü varoluşlar için olmalıdır. 
Sistemi doğru anlamak: Günümüzde ideolojik tapınma konusu haline gelen modernlik, çağdaşlık ve ilerleme gibi gerçeklikler hiçbir derinlik taşımayan, yüzeysel gerçekliklerdir ve kök unsur değildir dolayısıyla buralarda var olabilecek gücü yoktur. 

İslam’ın bütünselliği: Tuğyana boyun eğen bir düşünceyle, tuğyana boyun eğen bir kültürle bir toplum dönüştürülemez, bir hareket geliştirilemez, kuşatıcı bir yöneliş başarılamaz. 

Anlam dünyasında VAHDET: Müslümanlar yalnızca Müslüman olmanın dünyasında var olmanın şartlarını oluşturmak için yaratıldığının bilincinde olmalıdır. Tüm insanlık ile ilişkiyi bu bilinç üzerinden başlatmalıdır. Müzmin hastalığımız olan, parti, cemaat liderlerinin dünyası ile sınırlı bir dünya anlayışından hızla kurtulmalıyız. Sivillik fetişizmini yıkarak, hılful fudul anlayışında ve ahlakında yeniden kurmalıyız. 

Kültür ikonları hocalar! Ya bizim yanımızda ya da tarihin müzesinde mumyalaşma arasında tercihlerini yapmalıdır. 

Selam ve Dua ile... 

YORUMLAR
  • Abdulaziz Tantik    03-04-2017 14:42

    Sevgili hocam yazı çok uzun aslında her başlık bir yazı konusu olsaydı hem rahat okunur hem de sen meramını doğru ifade ediyor olurdun. Uzun yazı yerine her ara başlığı yazıya dönüştür. Ayrıca yazı tartışılmayı hakkeden cinsten. Kalemine güç bakışına basiret nasibin olsun

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Destekliyorum
Desteklemiyorum
Kararsızım