Yazar : 267 Yasin Aktay - AB ve ABD’de 2016’dan devralınan enkaz
22 Temmuz 2017 Cumartesi

AB ve ABD’de 2016’dan devralınan enkaz

Yasin Aktay

07-01-2017 09:41

AB ve ABD’de 2016’dan devralınan enkaz

Yeni yılın daha adil ve barışın tüm dünyada daha fazla tesis edildiği bir yıl olmasını dileyerek başlamak istedik. Ancak belki de hem adalet hem barışı aynı anda savunmaya ve gerçekleştirmeye en yakın bir ülke olarak Türkiye yeni yılın ilk saatlerinde kendini her bakımdan aşan vahşi bir terör saldırısına maruz kaldı.

Gerçekçi olmak gerekirse 2017 yılı 2016 yılından dünya ölçeğinde çözüme kavuşturulamamış ve derinleşmiş çok sayıda sorun devraldı. Bu sorunlara küresel ölçekte adil bir çözüm bulunması için uluslararası sistemin gerekli enstrümanlardan, kurumlardan mahrum olduğu, acı ama gerçek. Sayın Cumhurbaşkanımız BM'nin mevcut yapısının küresel barış ve güvenliğin tehlikeye düştüğü durumlarda, insani krizlerde müdahale etmeyi ve barışı tesis etmeyi zorlaştırdığını, ayrıca BM Güvenlik Konseyi'ndeki üyelerin adil olmayan bir şekilde dağıldığını her vesileyle en üst perdeden ifade etti.

“Dünya Beşten Büyüktür” cümlesi basit ve ütopik bir slogan olmaktan ziyade ilerleyen yıllar için sistemin dengesinden ve hukukunun taraflılığından memnun olmayan mutsuz çoğunluğun gerçeklerini ve duygularını ifade eden, eninde sonunda da makesini bulacak bir hakikat.

Uluslararası ilişkilerde mevcut sorunlara bakıldığında da BM sisteminin mevcut yapısıyla bu sorunların üstesinden gelinemeyeceği rahatlıkla görülüyor. 6. yılını tamamlamak üzere olan Suriye krizine BM düzeni içerisinde bir çözüm bulunamadığını ve bulunmasının imkansız olduğunu tecrübe ederek gördük.

Dahası BM düzeni içerisinde çözüm bulunduğu düşünülen Libya ve Yemen gibi sorun alanlarında devam etmekte olan krizler de sistemin sorunlara ürettiği çözümlerin kapasitelerle uyumlu ve kalıcı olmadığını çok net bir biçimde gösteriyor.

2017'nin başlıca konularından birisinin AB'deki bölünme tartışmaları olması beklenebilir. İngiltere'deki Brexit oylamasının Parlamento'nun karar sürecine bağlanması, ABD Başkanı seçilen Trump'ın NATO'da savunma maliyetlerinin hakça paylaşımını talep ederek Avrupalı müttefiklerini azarlaması, Avrupa'da Brexit dolayısıyla Almanya-Fransa ağırlığının artacağı endişesinin yanı sıra Avrupa'da fiziksel güvenliğin nasıl sağlanacağı tartışması da yeniden alevlenecek gibi gözüküyor. Diğer taraftan Avrupa ülkelerinde yükselişte olan ve kendi ulus devletlerini geri alma talebini açık bir dille ifade eden aşırı sağ partiler ve koalisyonlar AB'nin geleceğinin yüksek sesle tartışıldığı bir atmosferi de beraberinde getirebilir.

Afganistan ve Irak yeni yılda da tartışma konusu olmayı sürdürecek. Tabii Ukrayna'da da oldukça kırılgan bir durumun ortaya çıktığı unutulmamalı.

Peki, böyle derin fay hatlarının ve keskin tartışmaların yaşanacağı bir dünyada Türk dış politikası nasıl şekillenecek?

Öncelikle AB ile ilişkilerden başlayalım. Türkiye ve AB ilişkilerinin tarihi oldukça eski. Birçok araştırmacının ifade ettiği gibi Avrupa'nın tarihini Türkiye olmadan yazmak imkansız olduğu gibi Türk tarihini de Avrupa olmadan yazmak imkansız. Ama bu ilişkileri kurumsallaştıracak bir orta yol tarihsel olarak inşa edilememişti. İnişli-çıkışlı grafiğe sahip Türkiye-AB ilişkilerini belli bir istikrara kavuşturma imkanı ilk kez AK Parti iktidarı döneminde söz konusu olabildi. AK Parti iktidarının AB üyeliği doğrultusunda attığı kararlı adımlar dolayısıyla AB 2004'te Türkiye'ye tam üyelik için bir takvim oluşturmaya karar verdi.

Ancak verilen takvim bizzat AB tarafından sürekli güncellendi. Başka hiçbir tam üyelik müzakeresinde ileri sürülmeyen koşullar Türkiye'ye karşı ileri sürüldü. AB, uluslararası ilişkilerin en temel kaidelerinden birisi olan “ahde vefa” ilkesine riayet etmediği gibi müzakere edilerek karara bağlanan hususlar süreç devam ederken değiştirildi. Diğer bir deyişle oyun başlamadan konulan kurallar bir taraf aleyhine sürekli değiştirildi.

AB liderleri Türkiye'yi seçim kampanyalarında bir öteki olarak kodlayarak Orta Çağ zihniyetinin Avrupa'daki kırıntılarına seslendiler ve bunda oldukça da başarılı oldular. Hal böyle olunca Türkiye'yi siyasal bir söylemin olumsuz malzemesi yapma tavrı merkez ve sol partileri de içine alarak yaygınlaştı. Buna rağmen Türkiye AB ile ilişkilerini bir iyi niyet göstergesi olarak sürdürdü. Ancak AB ile ilişkilerde son düzlüğe girilmiş gibi görünüyor. 2017 bu bakımdan kırılma yılı olabilir.

Türkiye'nin Transatlantik ilişkilerinin bir diğer önemli aktörü ABD ile bir güven bunalımı yaşadığı muhakkak. ABD'li yetkililer 15 Temmuz Darbe Girişimi'nde ABD ve NATO'nun rolü konusunda tatmin edici bir açıklama yapamadılar. Darbenin elebaşı olan FETÖ liderinin iade edilmesi konusunda sürekli bahaneler üretmeleri ve süreci sulandırmaları Türkiye'deki kamuoyunun tepkisini çekti. Daha da önemlisi 2016'da Türkiye içerisinde giderek yükselen terör konusunda Türkiye'nin müttefiki olan ABD'nin müttefiklik hukukuyla bağdaşmayan politikaları oldu. Terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı PYD-YPG'nin her şekilde desteklenmesi ikili ilişkilerdeki güven bunalımını derinleştirdi.

Trump'ın göreve başlaması ile bu güven bunalımını tedavi edecek politikaların devreye girmesi Türkiye ve ABD arasında yeni işbirliği imkanları yaratabilir. 2017 bu bakımdan bir test yılı olacaktır. Kulislerde dolaşan bilgiler doğruysa Trump yönetiminin Türkiye konusundaki öncelikli politikası Türkiye'yi PYD-YPG'nin desteklenmesine Türkiye'nin de çekincelerini dikkate alarak ikna etmek olacak. Açıkçası böylesi bir yaklaşımın yeni bir politika olacağını söylemek zor. Obama yönetiminden Ortadoğu konusunda bir enkaz devralan Trump, bir terör örgütüyle mücadele etmek için başka bir terör örgütünü destekleme politikasını sürdürürse, kötü şöhrete sahip ABD başkanları arasındaki yerini 2017 bitmeden alacaktır.

Ancak Trump, Türkiye ve Rusya'nın geliştirdiği bölgesel işbirliğine dahil olarak bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü dikkate alan ve her türlü terör örgütüyle mücadele eden bir perspektifi sahiplenirse Suriye krizinin çözümüne katkı sağlayan ABD başkanı olarak tarihe geçebilir. Filistin-İsrail meselesi hakkında başkanlık koltuğuna oturmadan evvel söyledikleri her ne kadar tedirgin edici ve tehlikeli olsa da.

YENİ ŞAFAK

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları