Yazar : 211 Taha Kılınç - Zavallı Yemen’in mazlum çocukları
18 Kasim 2017 Cumartesi

Zavallı Yemen’in mazlum çocukları

Taha Kılınç

07-01-2017 09:40

Zavallı Yemen’in mazlum çocukları

Bundan tam 10 yıl önce, bir sabah vakti girmiştik tarihî Ciblâ kasabasına. Başkent Sanaa'dan başlayıp, Yemen'deki İslâm medeniyeti izlerini teker teker ziyareti hedefleyen turumuzda, buraya yolumuzu özellikle düşürmüştük.

Ciblâ, İslâm tarihinde adına hutbe okunan iki kraliçeden biri olan Ervâ binti Ahmed es-Suleyhî'nin (diğeri, kayınvalidesi Esmâ binti Şihâb) muhteşem sarayına ve adına inşa ettirdiği sütbeyaz camiye ev sahipliği yapıyordu. Suleyhî hanedanının temsilcisi olarak 1067-1138 yılları arasında Yemen'i yöneten Kraliçe Ervâ, ülkenin ilk müslüman ve müstakil kadın hükümdarıydı aynı zamanda.

2200 rakımlı bir dağ kasabası olan Ciblâ'da, adeta başka bir dünyaya geldiğimizi hissetmiştim. Her şey, ta Kraliçe Ervâ'nın döneminde olduğu gibi dokunulmadan duruyordu. Taş döşeli sokaklardan, yüzlerce yıllık evlere ve Kraliçe'nin olağanüstü sarayına hayranlıkla bakarak geçip, camiye gelmiştik. Her biri en az 90 yaşında üç ihtiyar, camide hiç konuşmadan oturuyordu. Hemen yanlarına koştum, aralarına girdim ve fotoğraf çektirdim. İslâm coğrafyasındaki gezilerimin belki de en kıymetli hatırasıdır o.

En az 12 şehri ve sayısız küçük kasabayı kapsayan gezimiz sona erdiğinde, hem Yemen'e hayranlığım artmış, hem de İslâm tarihi ve medeniyeti hakkında o zamana kadar hiç bilmediğim paha biçilmez malumatlar edinmiştim. Yemen, bağrında nice hazineleri saklayan devasa bir açık hava müzesi gibiydi.

Başka meşguliyetler, seyahatler, iş-güç arasında Yemen'e bir daha yolum düşmedi maalesef. 'Arap Baharı' denilen türbülans hali bölgeyi sarsmaya başladıktan sonra da, o eski ihtişamın birçok izi de silinip gitti zaten.

Ne zaman Yemen'le ilgili bir şeyler okusam, oradan gelen bir habere kulak kesilsem, yüreğimin cız etmesi de bu yüzden. “Geçti geçti mevsimler / Süpürüldü takvimler / Gidenlerden kalan şey / Duvarlarda resimler / Mezarlarda isimler / Geçti geçti mevsimler…”

***

2015'in ilk haftalarında İran destekli Şiî-Hûsî milislerin başkent Sanaa ve çevresini ele geçirmesiyle patlak veren Yemen krizi, artık kontrolden çıkmış görünüyor. İşgal edilen bölgeleri Hûsîlerin elinden alabilmek için Suudi Arabistan liderliğinde oluşturulan askeri koalisyon, uyguladığı katı ambargo ve sık sık sivilleri hedef alan fiyasko dolu operasyonlarıyla krizi daha da ağırlaştırıyor.

Arap koalisyonunun ambargo uygulamasının esas amacı, Hûsîlerin İran'dan silah ve maddi destek almasının önüne geçmek. Bu bir ölçüde sağlanabilse de, çatışmaların etkili olduğu orta ve kuzey bölgelerde insanlar günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamaz halde. Ülkede gıda fiyatları kat kat artarken, savaş nedeniyle salgın hastalıklarda da büyük artış gözlemleniyor. Koalisyon tarafından hastane ve kliniklerin de bombalanması, Yemenli sivillerin karşı karşıya bulunduğu bir başka zorluk. Fakirliğin zaten kol gezdiği ülkede, hasbelkader parası olanlar da tedavi imkânlarından ve bunun için gerekli altyapıdan mahrum.

Öte yandan, İran destekli Hûsî milislerin kontrolü altındaki bölgelerde de ambargo şartları geçerli. Hûsîler, sivil desteğini ve insan gücünü kaybetmemek için ele geçirdikleri noktalardan giriş-çıkışları engelliyor. Siviller, bu sonu görünmeyen savaşın rehineleri ve en büyük kurbanları durumunda.

Birleşmiş Milletler'in resmi raporlarına göre, 3 milyon dolayında Yemenli sivil şu anda acil yardıma muhtaç; 400 bine yakın çocuk da, açlıktan ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdiye kadar ambargonun sebep olduğu açlıktan ölen kişi sayısı ise tam olarak bilinmiyor, ancak rakam binlerle ifade ediliyor. Bölgeye ulaşabilen az sayıda gazeteci ve uluslararası ajansın geçtiği kareler, yürek parçalayacak cinsten.

***

Suriye krizi, İslâm ülkelerinin her birinin başka bir Suriye tahayyülü olduğu için düğümlenmişti. Her bir ülke, krize ayrı bir açıdan yaklaşınca “ortak akıl” üretmek mümkün olmamış, böylece milyonlarca müslümanın gözlerinin önünde en az 500 bin insan hayatını kaybetmişti. Suriye'de yaşanan dram, bu anlamda, “İslâm dünyasının iç kriziydi” denilebilir. Zulmü önlemek ve zalim yöneticiyi görevden uzaklaştırmak için bir konsensüs sağlanamayınca, son kertede bütün dünya meseleye kendi menfaati açısından dahil olmuş, derken iş içinden çıkılmaz bir hale gelmişti.

Benzer bir durum, şimdi Yemen'de yaşanıyor. İran'ın Bâbu'l-Mendeb Boğazı üzerinden Arabistan Yarımadası'nın güneyini tahakkümü altına alma girişimi ve bu girişime Arapların verdiği plansız-programsız cevap, savaşta hiçbir şekilde dahli bulunmayan milyonlarca insanın gözlerimizin önünde yok oluşuna yol açıyor. İslâm dünyası, birçok meselede olduğu gibi burada da reaksiyon göstermekten aciz. Sadece izlemekle yetiniyor. Kurumlar ise, devletlerin resmi politikalarına teslim.

Yemen'deki insanlık dramı, bizim buralarda Halep ya da Filistin gibi ses getirmiyor. Bunda hem bilgi akışının sağlıklı olmamasının, hem de bize coğrafi olarak uzaklığının etkisi var. Oysa Yemen, bize zannettiğimizden çok daha yakın. Hem de yer yönden.

YENİ ŞAFAK

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları