22 Ocak 2017 Pazar

Eminlik Ve Adalet Duygusu…

Abdulaziz Tantik

15-12-2016 18:25

Eminlik Ve Adalet Duygusu…

Eminlik ve adalet duygusu insanın kendine yabancılaşmadan varlığını ikame edeceği vasatın oluşumunun teminatıdır. Eminlik ve adalet duygusu yitirildiğinde ortaya çıkan sürece verilen isim cehalet ve bu cehaletin sonucu oluşan sosyal yaşama da fesat/bozguna uğranmış denir. Yani bir yapı bozumuna uğradığı dillendirilir.

İşte bu noktada Allah tarihe müdahalede bulunarak vahiy göndererek peygamber görevlendirir. Ve insanların yeniden eminliğini sağlayacak bir ortam ve ilişkilerdeki adaleti sağlayacak bir zemin inşa eder. Cahiliye döneminin en karakteristik yapısı gücün belirleyiciliğiydi. Allah hayata müdahale ettiğinde bu gücün sınırlandırılmasını ve ilkenin belirleyici oluşunu teminat altına alacak bir yaşamın önceliğini peygamber aracılığı ile temellendirir.

İnsan teki ilişkilerinde de ilişkinin derinlik kazanması ve ülfet ile tanışıklığın ortaya çıkmasını sağlayacak olan şey bu eminlik ve adalet duygusunun oluşumudur. Eğer karşınızdakine güvenmez ve onun davranışlarının dengesiz olacağına inanırsanız doğal olarak ondan uzaklaşırsınız. Bu duygu aynı zamanda iktidar ile halk arasındaki ilişkide de ortaya çıkar. Eğer iktidar halka güven verir ve adaleti sağladığı düşünülürse meşruiyetini artırarak varlığını idame eder. Ama halk, iktidara güvenmediğinde ve adalet duygusu zedelendiğinde kendisine verilen desteği yitiren iktidar müdahaleye açık hale gelir.

Toplumsal yapının bel kemiği olan kurumlar da öyledir. Ortaya çıkan kurumlar eğer müntesipleri tarafından güvene layık görülürse desteği alır ve varlığını kalıcı hale getirir. Eğer kurum bu güveni zedeleyecek bir düzeye gelirse en kısa zamanda bu kurumunda tükendiğini gözlemleyebiliriz. Tarih bu tip örneklerle doludur. Bu hem iktidar, hem kurumlar hem de bireysel ilişkilerde temel bir tutumu içerir. Hatta bizzat yaşamın kendisinin üzerinde temellendiği en zorunlu ve temel bir değeri içermektedir.

Eminlik ve adalet duygusu yaşamın temel kodu ise bu değerlerin varlığının tezahür edeceği vasat ise vicdanda tebellür eder. Eğer vicdan bir meselede sağduyu üzerinden adaletin kaybolduğu zehabına kapılır ve bunu besleyen örnekler devam ediyorsa o zaman vicdan yaralanır ve yaralanan vicdan emin olma duygusunu zaafa uğratır. Ve duygu zaafa uğradığında adalet ilkesi tartışmaya açılır. Ve işte adalet duygusu da zaafa uğradığında bir kaos ve karmaşa hali yaşanır. Bu kaos halinde ise artık her kesimin, grubun, akımın ve felsefi bakışın kendi haklılığını ortaya koyacak bir boyutu öne çıkararak kendi haklılığını savunacak bir düzeyi inşa etmesi kolaylaşır. İşte kıyamet burada kopar. Çünkü artık en küçük birim bile kendi haklılığını ilan edecek şartları oluşturmada bir kolaylık bulacaktır. Ve bu kolaylık üzerinden sahip olduğu kanaat ile hakikatin tekelini eline alacak, ayrıca bu noktada başkalarının görüşünün de ehemmiyeti ortadan kalkacaktır. Böylece post modern dönem diye adlandırılan şey vuku bulmuş sayılacaktır. Belki de son yıllarda ortaya konulan politik argümanların tam da bu durumu oluşturması ve genel bir kabule dönüşmesini sağlamaktı.

Şimdi bir toplumda, kurumda veya toplulukta en küçük birim eğer kendi görüşleri geçerlilik kazanmasa hemen muhalefet yapmaya başlar. Ve bu muhalif tutum üzerinden eminlik ve adaletin yoksunluğuna dem vurur. İşte bu noktada kendi meşru zeminini inşa eder. Ve bu inşa üzerinden ötekinin mutlak kötülüğüne yapılan vurgu ile kendi mutlak iyiliğini dillendirir. Tabii ki bu genel bir kabule dönüşmez ve dolayısı ile biraz çoğaldığında da bu çoğalmanın oluşturduğu gücü ele geçirmek isteyenler yeni bir hamle yeni bir muhalefet yapma biçimini harekete geçirerek miyop bölünmeyi normalleştirir.

Herkesin herkesi reddettiği ve aslında tam olarak niye reddettiğini de tam anlamadan bunu dillendirdiği zeminler meşruiyet kazanır. Bazen güç büyüyünce bu güce göz dikenler ikiye ayrılır. Ve iki kutup üzerinden çatışma devam eder. Ama her çatışma gurubunun kendi içinde de bir sürü çatışma boyutu var ve olacakta; sadece geçici olarak onlar dondurulur, dikkatler düşmana veya ötekileştirilen güce çevrilir.

Peki, bu ortamdan bir eminlik vasfı çıkar mı? Adalet ikame edilebilir mi? Bu vasatı aşacak ve bütün grupların kendi iç çekişmelerini bir tarafa bırakacakları daha üst bir ilkenin ve değerin varlığı ortaya çıkarılmadan meselenin çözümü imkansız görünüyor. Zaten modernliğin ürettiği bu kaos ve karmaşa hali insanın eminlik vasfını yok etmek ve adalet duygusunu zarara uğratmak değil mi? Yaşananlara dikkat edin: Afganistan işgali, Çeçen savaşı, Bosna savaşı ve yaşananlar, Mısır da karşı darbe yapılırken ortaya konan vahşet, Libya ve Suriye iç savaşları, körfez savaşları ve insanların birbirini katletmeleri…

Tüm bunları dikkate aldığımızda bir akıl bunu adım, adım inşa ederek insanların birbirine olan eminliğini ve adalet duygusunu zaafa uğratıyor. Buna en büyük destek ise mağduriyetin oluşturduğu psikolojik vasat ile sağduyulu değerlendirme yapmanın imkânını yitirmek olmalıdır. En tehlikelisi ile yapılanların niyetini sorgulamadan salt yapılanlar üzerinden yapılacak bir değerlendirme ile verilecek desteğin sonucunda yaşanacak hayal kırıklığının eminlik ve adalet duygusuna verilebilecek zarar ise göz ardı ediliyor.

İran devrimi bir umut doğurdu. Ama bu umut yirmi yıl gibi kısa bir sürede tükendi. Ve bugün İran ötekileştirilecek bir pozisyonu kendi yaptığı siyasi tercihleri yüzünden karşı karşıya kaldı. İslam Dünyasında bir umut olacak bir vasatı bugün Türkiye temsil ediyor. Bu umudun da tükenmemesi için bugün daha dikkatli ve uygulanan politik tutumlar ile bu tutumları besleyen temel kaygıyı doğru tanımlayarak yeni bir umutsuzluk dalgasının önüne bugün daha rahat geçebiliriz. Şu ana kadar Türkiye özellikle Erdoğan liderliğinde ortaya koyduğu haklılık zemini doğru bir zemindir. Ama bilinen bir temel gerçeklik var ki o da Erdoğan Türkiye dendiğinde tek duruş ve güç olamayacağıdır. Erdoğan şahsında Türkiye ümmetin yanında yer almakta ve bu coğrafyanın hayrına politik tutumlar geliştirmektedir. Bu durumun kendisi bile başlı başına bir iyiliktir. Bunu söylemekte bir beis yok. Ama Müslümanların ikinci bir umut kırılması yaşaması çok daha zor bir durumu ortaya çıkartacak bir vasatın varlığı demektir ve bundan sakınmakta büyük yarar olacaktır. İşte o zaman temel soru şu: Türkiye kendi beka sorunu yüzünden mi bugün ümmetin yanında yer almakta yoksa ilkesel bir tutum ve değer üzerinden mi ümmetin yanında saf tutmaktadır? Bu soruya vicdanımızı ve sağduyumuzu devreye koyarak cevap verebilmeliyiz. O zaman insanların kaybettiği bu eminlik ve adalet duygusunu yeniden kazanabiliriz.

Biz Müslümanlar olarak her Haluklarda Türkiye ümmetin yanında saf tuttuğu sürece onun yanında yer alır ve onu destekleriz. Ama bu tutumunu ilke ve değere yönelik bir desteğe dönüştürmesi için de çaba ve gayret göstermekte bu durum bizi azade kılmamalıdır. Bilakis, Erdoğan gibi güçlü bir lider Müslümanlığı konusunda her hangi bir şüphenin duyulmadığı bir kişilik önemli bir kazançtır. El birliği ile Türkiye cumhuriyetinin üzerine kaim olacağı değeri ve ilkeyi yeniden harekete geçirerek sadece Ortadoğu ve İslam dünyasını değil batı dünyasının da içinde debelendiği bu anlamsızlık girdabını yok etmenin imkanını var kılmalıyız.

İlke ve değer günlük gailelerden daha önemlidir. Kişi de karşı karşıya kaldığı durumlar üzerinden hesaba çekilmeyecek ama bu durumlara yönelik gösterdiği tepkinin ilke ve değere uyumlu olup olmadığı üzerinden hesaba çekileceğini unutmamalıdır. Peygamberler bu unutulmuş gerçeği hatırlatmak üzere gönderildiler hep insanlığa, bugün de peygambere varis olduğunu söyleyen ulemanın bu gerçekliği dikkatlere sunması elzemdir. O yüzden farkı fark ederek yol aldığımızda tuzağa düşmekten kurtulur ve adalet ile eminlik vasfını ancak o zaman kazanabiliriz.

Yoksa duygusal gelgitler üzerinden öfke nöbetleri geçirerek veya anın ortaya koyduğu sekr hali üzerinden siyasal yorumlar yaparak kendi varlığımızı sabote edecek ve adalet ile eminlik vasfının kaybolmasına neden oluşturacak vasatı engellemek hem Müslümanlar adına hem de insanlar adına en büyük erdem olacaktır. Anlamın yeniden hayata neşvünema verişinin sağlanacağı vasat insanlığın yararına olacağı gibi Allah’ı razı edecek Salih Amellerin varlığının da alâmet-i farikası olacaktır.

Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun…

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   15-12-2016 22:50

    Aleyküm selam müslüman...

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Türkiye 'Avrupa Birliği' ile ilişkilerini sürdürmeli mi?

Evet
Hayır
Kararsızım