Yazar : 256 Abdulaziz Tantik - Farklı Oluşumuz Sahici Mi?
23 Mart 2017 Perşembe

Farklı Oluşumuz Sahici Mi?

Abdulaziz Tantik

20-11-2016 18:49

Farklı Oluşumuz Sahici Mi?

Modern dünyada farklı olmak bilgiye dayalı bir bakışla mı ilişkili yoksa bize dayatılan ideolojilerin evrenselliği bağlamında ön yargılarımıza mı bağlı?

Birincisi, bilgiye dayalı farklılığın tolere edilir bir düzeyi işaret etmeliyiz. Bu yüzden bilgiye dayalı bir farklılık bilginin kendisinden hareketle gerçekleştirilebilir. Ancak modern bilgi öznenin bilgisi ve dolayısı ile zaten doğası gereği öznellik taşır. Ve öznelliği tikelliği üzerinden evrensel boyuta taşıdığınızda ideolojiyi oluşturursunuz. İdeolojinin oluşumunda ise birinci derecede etken bilgi değil bilginin hegemonya kuruculuğuna yönelik yapılan yorumsama faaliyetidir.

Dolayısı ile bir bilgi ile hareket etmek bir başkasının da bilgi üzerinden hareket etmesinin zeminini işaret etmesi anlamına geleceği için buradaki farklılık makul seviyede kalmaya açık bir farktır.

İkincisi ise ön yargılarımız üzerinden kurguladığımız farktır ki buradaki farklılık, bizatihi çatışmacı ve ötekileştirici bir boyutu ifşa eder. Çünkü yargılarımızın tikel boyutunu ideoloji üzerinden evrenselleştirerek bu yargıları kabul etmeyen kişileri rahatlıkla öteki ilan etmek ve onları boyun eğdirmek için bir çatışma içinde girmeyi zorunlu kılar. Buradaki zorunluluk iktidar alanının paylaşılmamasını da taşıdığını belirlemek önemli tabii ki…

Bu noktada ön yargılarımızı belirleyen şeyin kendisi ne sorusu anlamlı hale gelmektedir. Modern dönemde bilginin göreceliliği esas alınmasına rağmen çatışmacı bir tutumu dışa vurması da bu çerçevede anlamlandırılabilir. Hatta ön yargının kendisi göreceli oluşunu kabul ederken mülkiyet meselesi üzerinden bu ön yargının derinlik kazandırılarak farklı bir alana taşınması söz konusu edilmelidir. Farkın çatışmaya yönelmesi, bizzat tecrübe ile bilinen fark üzerinden hegemonya kuruluşunun idrak ettirdiği gerçeklik zemini ile ilişkilidir. İnsanın tecrübe ile bildiği bu durum farklılığın ontolojik zemin kazanmasına neden olmaktadır.

Olgunun ontolojik zemin kazanması üzerine derinleşmesi, farkın derinleşmesini sağlarken çatışmanın da derinleştirilerek gerçeğin yerine kurgusal gerçeğin geçişini kolaylaştırmaktadır. Ve bu öyle bir hal almaya başlar ki süreçle muhalif tutumlar da bu farkın derinliği karşısında ve gücün boyun eğerliğini geçiştirme adına bu kurgusal ve sahte gerçekliğe kuran sunmaktan kaçınmaz. Halbuki muhalif tutuma meşruiyet zemini kazandıran şey bizzat haklı oluşu ve bu haklı oluşunu belirleyen sahiciliğidir.

Ama maalesef bugün hem paradigma içi hem paradigma dışı muhalefet iktidara odaklı bir ön yargı üzerinden hareket ettiği için hem farkı ontolojik zemine taşımakta, ötekileştirerek yok edilmesini sağlayacak bir psikolojik, sosyolojik ve siyasal şiddet zemini inşa eder. Ve böylece daha dün paradigma üzerinden reddedilen, tekfir edilen kişiler öldürülür meşru zeminine sahip olunduğu sanısı güçlü iken bugün aynı şartları paradigma içindeki muhalif unsurlara yöneltmekte de bir beis görünmemektedir. Ve tek bir şat vardır. Bu da dünyada cenneti sağlamak için ölüme gitmek ve bunun meşruluğunun oluşturulması içinde ahretteki cennete göndere yapmaktır. Tam olarak sorunsal alan burada başlamaktadır.

Hem içerde hem dışarıda bir diyaloğun varlığı imkansız hale gelmiştir. Dolayısı ile bilgi üzerinden bir ilişki ve iletişim mümkün olamamaktadır. Bu mümkünsüzlük doğal olarak şiddeti meşruluk zeminine çağırmaktadır. İşte bu çağrı ideolojik beslenme zeminini işaret etmektedir.

Bugün işitme iki türlü gerçekleştirilmektedir. Birincisi, eğer paradigma içinde ortak bir bakışı ve ideolojik yakınlık kuruluysa kulakları sonuna kadar açma ve her türlü iç çelişkileri tutarlılaştırma adına yoruma yönelmektir. İkincisi ise, ideolojik karşıtlık veya paradigmatik muhalefet varsa onu duymamak ve her söylediği sözün ondaki çelişkisini ortaya koymaya çabalamaktır. Ortada bir çelişkinin varlığının olup olmaması önemli değil tutumunuza göre değişen bir tavra sahip oluşunuz önemli hale gelmektedir. Bu noktada da sahicilik kavramı içi boşaltılmış hale gelirken bu sahiciliği ideolojik boyuttaki düşünüş biçimine körü körüne sadakat geçmekte ve yeni içeriklendirme bu çerçeve içinde kendisine anlam bulmaktadır.

Etrafımıza bakalım, yüz yüze gelen ideologlar, eğer bir tartışma zemini içindelerse en yüksek perdeden çatışmayı öne çıkardıklarına tanıklık edebiliriz. Ama eğer birlik görüntüsü verme kaygısı ile beraberlik sağlanmışsa bu seferde o geçici zeminde farklar asgariye düşürülür ve kurgusal bir tutum öne çıkarılarak kendileri için değil takipçileri ve bağlıları için görüntü verdiklerini görürsünüz. İşte sahiciliği öldüren sahteyi ve yapay olana can veren tutumun içler acısı durumu..

Dışarıdan bir gözlemci olarak medya ve sosyal medya üzerinden yapılan tartışmalara dikkat kesildiğimizde birçok noktanın niçin bu kadar yüksek perdeden tartışıldığı ve çatışmayı beslediğini anlamakta zorlanırsınız. Çoğu zaman bir sözün nasıl bu kadar yanlış anlaşılabileceğine kulaklarınız inanmak istemez! Ama meseleyi doğru tespit için şunu önce belirlemek elzemdir: öncelikli olarak orası bir arena…  Ve bu arenanın varlığı çatışmayı kaçınılmaz kıldığı gibi oradaki ilişkinin mahiyetini de belirler. İşte arenada çarpışmanın bu kadar şiddetli ve vahşi oluşu, yani kim yenerse yendiğinin kafasını keserek kutlamasının sebebi de bu arenanın kendisinde aranmalıdır. O zaman tartışma programlarının çoğunun araya girilmese kavga ile neticelenmesi kaçınılmaz olur. Hele bu üçüncü dünya olarak tesmiye edilen yerlerde geçiyorsa bazen bize de seyrettirilen ve içerdeki tartışmanın nasıl modernlik taşıdığını hatırlatma bağlamında kullanılan yumruk yumruğa kavgalar, sandalyelerin havada uçuştuğu sahneleri görüyoruz.

O zaman bugün için şunu tespit edebiliriz: birbirini dinleyecek bir vasatı inşa edemedik ve bunun sebep olduğu şartları da doğru okuyamıyoruz. Bu yüzden herkes yanlış anlaşıldığını söylemekten vazgeçmiyor. Bu konuda da kendince haklılık zemini var. Ama kendisi de yanlış anlamayı ortadan kaldıracak bir vasata katkı sunmaktan kendini alıkoymaya devam ediyor.

Öncelikli tutumumuz, bir başkasını dinlerken kendi ideolojik ön yargılarımızı devre dışı tutarak daha ilk kelimede bendeki olumsuz çağrışım yüzünden hemen redde yönelmemeli ve söylenenleri daha yüksek ve anlamlı bir başka ön yargı ile değiştirerek kendi ideolojik angajmanlarımı geride bırakmalıyım ki muhatabımı dinleme gibi bir imtiyazım oluşsun. Ancak o zaman karşılıklı birbirimizi dinleme imkanı elde edebiliriz. Ve böylece sahici bir ilişki kurabiliriz. Yoksa söylenen her sözü kendi ideolojik yargılarımız üzerinden hesaba çekerek bizim lehimize bile söylenmiş bir söz olsa dahi onu reddetmekle kendimizi yükümlü tuttuğumuzda bir işitmeden bahsedemeyiz.

Bunu sağlayacak vasat ise bir bilgi üzerinden hem kendi ideolojik bakışını hem de başka bakışların nasıl oluştuğuna dair bir bilgi ve bu bilgi üzerinden mukayese yolu ile elde edilmiş yaklaşım biçimine sahip olma halidir. İşte o zaman karşılıklı birbirimizi besleme ve yanlışlarımızı öğrenerek vazgeçmeyi başarabilecek bir zemine muhatap olabilmeyi sağlayabiliriz. İşimiz zor…

Ama bazı şeylerin değişmesi de birilerinin bu yeni adımları atması ve sahiplenmesi ile gerçekleştiğini de bilmeliyiz….

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   20-11-2016 22:15

    dinlemesini beceremeyenler kendilerini dinletemezler emice! hakkın konuşulmadığı, hakka karşı konuşulan ortamları terk etmek erdemi varken dalaşmak tercih edilince söz değersizleşmektedir. Teşekkürler.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Destekliyorum
Desteklemiyorum
Kararsızım