Yazar : 274 Süleyman Seyfi Öğün - Kazananlar ve kaybedenler
27 Temmuz 2017 Perşembe

Kazananlar ve kaybedenler

Süleyman Seyfi Öğün

17-11-2016 08:30

Kazananlar ve kaybedenler

Trump'ın beklenmedik bir şekilde seçilmesinin küresel etkilerinin neler olabileceği konusunda kafalar halâ karışık. Şurası açık ki, pek çok şeyi zaman gösterecek.

Seçim sırasında Trump'ın söylediklerinin birebir hayata geçeceğini kimse beklemesin. Hatta zaman ilerledikçe Trump'ın söyledikleri ve vaad ettiklerinin çok dışında sayılabilecek bâzı işlere imza atabileceği de bir ihtimâl olarak elde tutulmalı. Buna rağmen kimi eğilimlerin ağırlık kazanacağını şimdiden söylemek mümkün

 

Bahsedeceğimiz genel eğilimlerin başlıcası Trump'ın Amerikan iç siyâsetini hedeflediğini gösteriyor. Bu da “tecritçilik” siyâsetinin baskın olacağı anlamına geliyor. Aslında bu da garip bir şekilde de olsa, Obama dönemi ile Trump dönemi arasında bir süreklilik olacak demektir. Obama döneminin baskın niteliği, Bush ve Clinton dönemlerinde izlenen yırtıcı siyâsetlerin yolaçtığı , ABD'nin dünyâda uğradığı prestij kaybını bertaraf etmekti. Önce rakibesi, daha sonra da bir süreliğine Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton ise bu yırtıcı siyâsetlerin devâmından yanaydı. Neticede uzlaşamadılar. Clinton bir sonraki döneme hazırlanmak üzere geri çekildi. 

 

Pekiyi Obama ne yaptı? Obama, seçim kampanyası sırasında “Değişim” iddialı bir hikâye anlattı. Bu, büyük ölçüde alt ve orta-orta sınıfların içine alan “içeriye” anlatılan bir hikâye idi. Öznel açılımı çok kültürlülüğün derinleştirilmesi, cinsel ayırımcılık ile mücâdele, çevre hassasiyeti vb; nesnel açılımı ise toplumsal bâzı dengesizlikleri giderici siyâsetleri hayata geçirmekti. İlki orta-orta sınıflara; diğeri ise alt-orta sınıflara hitap ediyordu. Öznel-kültürel açılım, çok renklilik temelindeki bir çoğulculuk hayli etkili işledi. Ama daha sonra “biz” duygusunu kaybettirerek buharlaştı. Nesnel açılıma gelince, sigorta sisteminin iyileştirilmesi konusunda yasa çıkarırken olduğu üzere çok zorlandı. 2008 krizi ve üretimdeki kayıpları gidermek konusunda ise başarılı olamadı. Amerika'nın artık çok eskimiş olan alt yapısını yenilemeyi sağlayacak bir adım atamadı. Bir süre sonra “idâre-i maslahat” güden; kendisine “topal ördek” yaftası kazandıran aktüalist bir siyâsetçi profili vermeye başladı. Prestijini, zaman zaman verdiği renkli profillerle ayakta tutmaya çalıştı. Hâsılı büyük bir lâf etti; ama küçük işler yaptı.

 

Obama döneminde ABD'nin izlediği dış siyâsetler ise tam bir savrulma gösterdi. CIA, NATO, FBI bildiğini okumaya başladı. Obama bütün bunları koordine edebilecek bir irâde ve performans ortaya koyamadı. Deyim yerindeyse, kaosun derinleşmesini sâdece seyretti. Rusya, İsrâil, Çin ve Avrupa ile ABD'nin ilişkileri istikrarsızlaştı ve yer yer gerildi. 

 

Eğer Hillary Clinton gelseydi, bu belirsizliğe bir son verecek ve izleyeceği “şahin” siyâsetlerle ABD'nin ağırlığını arttıracaktı. Bunu da İsrâil ile ilişkileri düzelterek, Avrupa'yı NATO üzerinden disipline ederek ve nihâyet Rusya-Çin-Hindistan aksındaki Asya güçlerine karşı geliştireceği çıkışlarla yapacaktı. 

 

Hillary'nin kaybetmesi aslında NATO ve CIA'nin kaybetmesi; bir bakıma ayağının boşta kalması anlamına geliyor. NATO, artık eski NATO değil. Sert çekirdeğine dönmüş, çok daha operasyonel bir NATO bu. İçine Avrupa'yı; özellikle de Doğu Avrupa'yı alan; Türkiye gibi eski gözdelerini kolaylıkla gözden çıkaran bir NATO'dan bahsediyoruz. Almanya-Rusya târihsel yakınlığının sona ermesi, AB'nin zayıflaması; hattâ çözülme beliritileri göstermesi ; Avrupa'nın süper gücü olan Almanya'nın Volkswagen, Deutsche Bank üzerinden diz çöktürülmesi, Avrupa'yı NATO'ya daha bağımlı bir hâle getirdi. Trump'ın Avrupa ve NATO'ya eş anlı olarak soğuk bakan tavrı, NATO-Avrupa denklemini boşa çıkarıyor. Gerek NATO gerek Avrupa'nın Trump'ın seçilmesinden duydukları ve hayli güçlü tonlarla ifâde ettikleri endişeler boşuna değil. Trump'ın söylemi, Rusya-Çin-Hindistan eksenli Asya Blokunu hayli rahatlatıyor. Arada güme giden ise İran. Trump'ın, doğrudan bir anti-İran söylemi kullanmasa da; İran'ı rahatlatan ve Şii hilâlini yer yer açıktan, yer yer ise kapalı olarak destekleyen NATO siyâsetlerini sürdürmeyeceğini anlıyoruz. Bu, önümüzdeki dönemlerde İran'ın Ortadoğu'daki atılganlığını hayli sınırlandıracak gözüküyor.

 

İsrâil elbette ki Hillary'yi tercih ederdi. Ama Trump'ın seçilmesi İsrâil için herhalde bir felâket olmasa gerekir. Özellikle İran'ın Ortadoğu'da artan gücü İsrâil'in sonuna kadar hoşuna gidecek değildir. 

 

Görünen o ki, sırtını bir yerlere vermeye bayılan PKK bu işten çok kayıplı çıkacak. Trump'ın Türkiye'yi kaybetmek pahasına PKK'nın bölgesel ağırlık kazanmasına pek hoş bakmadığı ortada. Trump'ın NATO-Avrupa denkleminin bunalttığı Türkiye'ye en azından bir nefes aldıracağı kuvvetle muhtemel. Asya aksına yakınlaşan bir Türkiye, NATO-Avrupa aksını en azından başıboş bırakmayan ve kışkırtmayan Trump'ın döneminde daha rahat siyâsetler ve tercihler geliştirebilecek; târihsel dezavantajlarını giderme fırsatı yakalayabilecektir.

Hâsılı Trump'ın gelmesiyle birlikte işleri zora girenler ile görece rahatlayanlar belli oluyor. Bu yazıdaki ihtimâllerin sağlamasını 2017'den itibaren yapabileceğiz…

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları