21 Ocak 2017 Cumartesi

Darbe Ve Öyküsüzlük

Veysel Ocak

19-08-2016 14:02

Darbe Ve Öyküsüzlük

Kaos ve kargaşa post modern çağın yeni yöntemidir. Gerçeklerin dünyasından koparılan insan kaosun mecbur bıraktığı günübirlik hayata yönelmektedir. Oysa Müslüman olmak: ne yaptığının, ne yapması gerektiğinin bilincine sahip olmak demek olmasına rağmen; yaşadığımız olağanüstülikler, zihinsel ve toplumsal altüst oluşlar, kurumsal depremler ve büyük anormallikleri bir türlü anlamlandıramıyoruz. Bizi kuşatan romantizm girdabından çıkarak ciddi bir sorgulama başlatamıyoruz. Tam bir akıl tutulması içindeyiz; Akıl tutulmasının sonucu olan fanatik bağlılıkların nasıl toplumsallaştığını ve tehlikeli bir fay hattı oluşturduğunu görüyor fakat gereği gibi yorumlayamıyoruz. Ortak aklın icrâsının geliştirilememesi, ilmi bir otoriteden yoksunluk ve entellektüel liderliğin oluşmaması yüzünden bu akıl tutulmasını, hastalıklı güdüleri ve güdülenme şekillerinin analizi yapılamadığı gibi bu durumun sonrası tam bir belirsizlik olarak duruyor.

Yaşadıklarımız, insanın kendi varlığını ve varoluşuna kast etmiş bütün girişimlerin ve girişimcilerinin fark edilmesini sağlamak üzere iken; modern hayatın acımasız akışı içersinde ve propaganda yoluyla oluşturulan güdüleme ile hiçbir iz bırakmaksızın yok olup gitmek üzere. Oysa; İnsan fıtratına aykırı hayat tarzının oluşturduğu rahatsızlıkları, oluşturduğu çaresizlik ve yorgunluklarının nasıl toplumsal bir mahiyet kazandığını gördük.

İsimlendirilemeyen bir başkaldırı gerçekleşti ama herkesin yüreğindeki yarımlık tanımlanamadı/tamamlanamadı.

İnsan yaşadığı tutsaklığın zincirlerini kırmak üzereydi ki, Samiri'nin çağdaşları devreye girerek zincirlerin aidiyet anlamına geldiğini/geldiğine toplumu ikna ettiler.

İnsanlık sürgünden dönüyordu ki çelikten bir akıl bizi himayesi altına aldı ve biz razı olduk.

Cinayetlerden, faili meçhullerden, vurgunlardan soygunlardan, ölüm pazarlıklarından, azgın ihtirasların, nihilizmin, kapitalizmin, modernizmin, çağdaşlığın, laikliğin, ulusçuluğun karanlığını yararak iman kapılarını zorlamak üzereydik ki, muştumuzu demir parmaklı bir el pençelerini yüreğimize geçirerek aldı.

Barışa, adalete, eşitliği ve özgürlüğe yani İslâma gidecek bir öykü ortaya çıkabilirdi/çıkarabilirdik fakat kutsal düşünceyle girdiğimiz ittifakta yolumuzu kaybettik. Şimdi yeni bir Türkiye den bahsediliyor: Öyküsüzlüğün yeni Türkiye'si eskiden daha eski olacaktır. Seküler/laik/liberal/kapitalist Ulusçu bir akıl ve kültürel dünya ile müslümanların yaşadığı bir Türkiye, bu çelişkilerle neyi mümkün kılabilir ki? Türkiye varoluşsal öyküsü olmayan ülkedir. Bu halk, öyküsü tamamlanmamış bir halktır. Müslümanlar ise modern dünyada gerçekleşen öykülerin sansürlenen, yoksayılan baş aktörleridir. Her öyküde ötekileştirilmeye mahkum değiliz, razı olmamalıyız. Müslümanların ortaya koyduğu ve başrolünde olduğu bu öyküde hiçbir propagandanın karartamayacağı gerçekler vardır.

Bu öykü;

Teknolojinin, Pozitivizm'in nihilizmin yenilgisinin öyküsüdür.

Halkta yaşananın imanın her insan için mutlak bir gerçeklik olduğunun öyküsüdür.

Halkın gösterdiği cesaret ve asaletin varoluşa ait fıtratın oluşturduğu nihayi emniyet ve güven duygusunun Sonucu olduğunun dile getirilmediği/gizlendiği bir öyküdür.

Bu tarihsel Şafak, halkların öyküsündan daha çok korkularından oldukları yere çakılanların, her dönem insanlarının öyküsüne dönüşmek üzere.

Varsayımlar, hesaplar üretilirken, komple teorileri yazılırken, planlar yapılırken Allah'ın tecellisini ve müdahalesini unutan, Pozitivizm'in kuruttuğu akılların yenilgisinin Öyküsüdür.

Tankların, tüfeklerin durduramadığı, uçakların ve bombaların etkisiz kaldığı, orduların gücünün sıfırlandığı, planların, stratejilerin gücüne inananların Allah'ın müdahalesi ile iflasının öyküsüdür.

Çelik'ten ibaret olan 21. yüzyıl ordularının etten ve kemikten ruhtan ibaret olan insanın karşısında aldığı yenilginin öyküsüdür.

Aklımızı, zihnimizi, ruhumuzu, bedenimizi ezen modernizmin paletlerinin iman karşısında çırpınışının öyküsüdür. Bu öyküde;

Merhamet Kalpazanlarının, muhabbet katillerinin sonu anlatılıyor. Fakat onların kirli ilişkileri anlatılmıyor.

Gayrimeşru ilişkilerin meşrulaştırmanın adı olan devletin eleştirisi yapılmıyor.

Efsunlanarak okunmuş sayfaların, yazdırılan Risalelerin bir histeriden ibaret olduğu bu öyküde yer alırken, kendisinde şüphe olmayan kitaptan yani Kur'an gerçeğinden bahsedilmiyor.

Bayrak, toprak, devlet ideolojisinin dokunulmazlığını kutsayan bir öykü yazılırken, Ümmetin yoksunluğu, yoksulluğu, kimsesizliği konuşulmuyor.

Demokrasinin, Laikliğin putlaştırdığı bu öyküde Mülk Allah'ındır dolayısıyla Hakimiyet Onundur, alabildiğince unutturulmaya çalışılıyor.

Bu öykü;

Bütün dokunulmazlıkların kalktığı bir öykü olsun.

Ergenekondan çıkışın değil, tarihin kirli bataklığından çıkışın öyküsü olsun.

Seni, kendinden, özünden ayırmaya/koparmaya çalışanlara verilen dersin öyküsü olsun.

Geri gelmenin, kendine gelmenin ve seni tutsak eden pençelerin kırıldığı ve fıtratın abı-hayat olduğu bir gecenin öyküsü olsun.

Gökten bir armağan olarak inan bu zaman, dirilişin muştusu olsun. Özümüze bir kez daha üfleyen Rabbimize hamdolsun.

Selam ve Dua ile Veysel Ocak

YORUMLAR
  • Cumhur yilmaz    19-08-2016 21:59

    Allah razı olsun.

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Türkiye 'Avrupa Birliği' ile ilişkilerini sürdürmeli mi?

Evet
Hayır
Kararsızım