Yazar : 425 Ergün Yıldırım - Ordu göreve diyemeyecekler
24 Eylul 2018 Pazartesi

Ordu göreve diyemeyecekler

Ergün Yıldırım

14-08-2016 09:14

Ordu göreve diyemeyecekler

Orduyu göreve çağırma siyaseti, çok tarihi ve dini bir konudur. Osmanlı zamanlarında “şeriat elden gidiyor” diye orduyu göreve çağıranlar vardı. Burada “nizam” şeriattır. Nizam elden giderse ne devlet ne de millet kalır ortada. Bu nedenle nizam tehlikeye girince onu yerinde tutmak için ordu göreve davet edilir. Şeriat elden gidiyor diye hareket edilir. Cumhuriyet modernleşmesi ile bu değişti. Aslında Osmanlı'nın son dönemlerinde başladı. Bu defa modernleşme ile yeni nizam kuruldu. Ordu burada en önemli aktör. Bundan dolayı modernleşme önce ordu içinde başlatılıyor. Devleti modernleşme ile kurtarmaya çalışırken baş aktör ordu görülüyor. Ordu, batı modernleşmesinin Türkiye'deki elitist bekçisidir. En temel görevi budur. Bu görevi tek kavrama indirgediğimizde laiklik öne çıkıyor. Nizamı sürdürmenin aracı modernleşme de laiklikle tanımlanıyor. Laiklik, hem batıya bağımlı olmanın ve onun istikametinde yürümenin adı hem de toplumu değiştirmenin aracı.

Cumhuriyet modernleşmesinde şeriat gidiyor söylemi yerine “laiklik elden gidiyor” yer almaya başlıyor. Ordunun görevi de laikliği korumak haline geliyor. Devleti elinde tutmak isteyen güçler, ciddi muhalefetle karşılaştıklarında “laiklik elden gidiyor” diye bağırıyorlar. Merkezde yer alan siyaset, kendine muhalif gördüğü bütün siyasal partileri bunun için kapatıyor. Terakkiperver Fırka, Serbest Fırka, Demokrat Parti, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Fazilet Partisi hep laikliğin elde gittiği düşünülerek kapatılıyor. Hatta son olarak 2008 yılında Ak Parti de yine bu gerekçeyle kapatılmaya çalışıldı. Ak Partinin laikliğe karşıt eylemlerin odağına dönüştüğü ve laikliğin elden gitmesine yol açtığı söylenerek kapatılmak istendi. İktidar partisi kıl payı ile bundan kurtuldu. Aynı tarihlerde yine “ordu göreve” deniyordu. Cumhuriyet mitingleri yapılıyordu ve Anıtkabir'e yürüyüşler düzenleniyordu. Cübbelerini giyen bazı akademisyenler orduyu göreve çağırıyordu.

Orduyu göreve çağıranlar başlangıçta ulusalcılar görülüyordu. Ancak 2012 yılında Ak Parti ittifaklarını tek tek kaybetmeye başladı. Arap Baharı ile beraber Ak Parti iktidarı küresel güçler tarafından cezalandırılmak isteniyordu. Bu nedenle herkes bu güçler etrafında hizalanmaya başladı. En modern, en liberal ve en demokrat aydınlar bile “ordu göreve” söylemini tutturmaya başladılar. Erdoğan'a yüklenerek, iktidarı bırakmaması durumunda ordunun göreve gelmesinin meşru ve hatta gerekli olduğunu söylediler. Türkiye'de bütün elitist ve merkez aydınlar çevreden yükselerek gelen iktidarı alaşağı etmek için orduyu göreve zorluyorlardı. PKK terörünün her gün bomba yağdırdığı, DEAŞ terörizminin milleti kana buladığı ve paralelcilerin iftira kampanyaları ile ortalığı karanlığa çevirdiği bir dönemde Erdoğan hedef tahtasına konuluyordu. Milletin Erdoğan ile derin birliği karşısında yapacakları fazla bir şey olmayınca bu defa “artık ordu gelir, gelmelidir de” gibi konuşmalar dolaşıma girdi. Darbe girişimi, bu güçler tarafından entelektüel ve medyatik lobi güçleriyle desteklendi. Gülenciler, bu güçlerle beraber hareket etti. FETÖ darbesi bu süreçle ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişimcileri, artık ordu göreve demeye sabırları tükenen ve bizzat orduya el koyarak kalkışmada bulunanlardır. Türk ordusunu içten fethederek onu istekleri doğrultusunda kullanmaya çalıştılar. Ancak şerden hayır doğdu! Ordu, milletin yanında yer aldı ve başkomutanıyla hareket etti. Ordu, bu kalkışmaya karşı direndi. İçindeki hainlere karşı tavır koydu.

7 Ağustosta, Yenikapı'da yeni bir kapının açıldığı resmen ilan edildi. Kur'an okunarak açılış yapıldı, DİB Görmez ile dua okundu, Genel Kurmay Başkanı Akar konuştu. Demokrasi ve Şehitler mitingi ile “laiklik elden gidiyor” diyerek orduyu göreve çağıranların dönemimin bittiği resmen ilan edildi. Merkezdeki güçler çevrenin talepleriyle barışık hale gelmişti. Merkez ordu ile çevre din arasında barış gerçekleşmişti. Ordu ve din arasındaki makas sona ermiş ve iki temel güç arasında tarihi bir birlik sağlanmıştı. Ordu, sözde değil özde peygamber ocağıydı artık! Türkiye'nin yeni “devrimi” budur!

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA