Yazar : 212 Veysel Ocak - Halkların Tarihi
20 Agustos 2017 Pazar

Halkların Tarihi

Veysel Ocak

07-08-2016 13:57

Halkların Tarihi

Modern dünya sistemi bütünüyle temelinden sarsılmış durumdadır.

Bugünün dünyasında halkın ve halkların serüveni ortak bir mahiyet taşıyor.

Tarih, halkların serüveni ile yeniden mecrasına dönüyor.

Halk kendisine benimsetilen standartları darmadağın ediyor. Sistemlerin kurguladığı halk; ideolojik toplumsal modellerin politikalarına uygun bir biçimde eğitilmiş, bu suretle içerisinde yaşadığı ideolojik yapı için çalışan, zarar vermeyi düşünemeyen, sürüleştirilerek etkisizleştirilen bir kitleydi. Her söylediklerini peşinen kabul edilmeye ikna edilmiş bir topluluktu. Onlara göre halka ve halklara geçim derdinden başka bir dert, geçim uğraşından başka bir uğraş yüklenemezdi.

 

Seküler hiçbir düşünce ideoloji ve dünya görüşü fıtratın mahiyetini ve kudretini hiç hesaba katmamışlardır. Fıtratın sahibi için bizim ona ihtiyacımız yok demişlerdir. Bu yüzden ortaya koydukları yasaların kanunların ve uygulamaların insan fıtratına aykırılığını, bu fıtratın bu aykırılığa bir gün isyan edeceği akıllarına bile gelmemiştir. Bugün içinde yaşadığımız durum halkın fiilen yaşadığı hayat hangi nitelikte olursa olsun fıtrat gerçeğini bir kez daha gündeme taşımıştır.

 

Fıtrat yaratılışla beraber varlığın bütün yorumunun tek kaynağıdır.

Günümüzde kendisini İslam'a nispet edenleri bu fıtri temel ihmal edilerek anlamaya çalışılmalıdır.

 

Mevcut durum bize bir çok şeyi bir çok yönüyle göstermiştir:

Halkın ve halkların olayları, gelişmeleri; etkileme, yönlendirme yeteneği ve Siyasal kararlar alma yeteneği olmadığını düşünenler ve onların üzerinde kendilerini görenler halkın korumasına muhtaç kalarak, halka sığınmak zorunda kalmışlardır.

Geçim derdinden başka sorumluluk yüklemedikleri halka; vatanı, devleti hatta kendilerini, kendilerinin ürettikleri canavarlardan kurtarmaya çağırmışlardır.

Devletin, devletin ordularının, iktidarın ve tüm iktidar olduğunu söyleyenlerin ne kadar aciz olduğunu apaçık gördük. Bunu bize gösteren Allahımıza hamdolsun.

 

Bir şeyi daha gördük;

Bugünün dünyası, çıkarlar için her türlü kötülüğün yapılabileceği bir dünyadır.

Bugün bireysel kötülüklerin dünyasından örgütlü kötülüklerin dünyasına evriliyoruz. Örgütlü kötülüklerin dünyasındayız.

Örgütlü kötülüklere ses çıkarmayan ve hatta örgütlü kötülüklerle iş tutan devletlerin dünyasındayız.

Halka rağmen örgütlenenlerle beraber hareket eden devletlerin dünyasındayız.

 

Bir şeyi daha gördük;

Şahısları putlaştıran, ilahlaştıran din dünyasının insanlar üzerindeki zihinsel tahribatını bugün bütün boyutlarıyla gördük.

Şizofrenik ve saplantılı insan sürülerini yöneten yarı ilah insanların nekadar tehlikeli olduklarını apaçık gördük.

Dinin düşünce ile düşüncenin ahlak ile buluşarak tevhitleşmediği her zihin, manipüle edildiğinde nasıl bir canavara dönüştüğüne şahit olduk.

Bâtıni ahlaksızlıkla eğitilip, sürüleştirilen insanların, başkalarının tercihlerini anlamlandıramayacak kadar ötekileştirdiğini / ötekileştirildiğini bugün diğerlerine hayat hakkı tanımayacak canavarlıkları ortaya koyduğunda anlayabildik.

Şizofrenik egolar tarafından parçalanan toplum, kendisine ait olmayan hiçbir sesi duymadığını, ızdırapları hissetmeyecek kadar insanlığından uzaklaştığını gördük. Şizofrenik egoların topluma merhamet etmediklerini, tutkularının esir olarak sadece kendi yüreklerini değil, yönettikleri toplumun da yüreklerini çölleştirdiklerini gördük. Şizofrenik liderlerin ortaklık kabul etmez otoriteleri, toplumsal dayanışmayı, paylaşmayı, kardeş olmayı imkansız hale getirdiğini gördük.

Paraya, lükse, iktidara düşkünlük, insanları nasıl hayvanlar seviyesine düşüren bir ruhsuzluk oluşturduğunu anlamış olmalıyız.

Bunlara olan hırsın, insanlığı nasıl öldürdüğünü, akılı nasıl vahşileştirdiğini, akıl dışı yolları, yöntemleri nasıl meşrulaştırdığını, ihtirasların insanı nasıl köpekleştirdiğini sefilleştirdiğini bu kez mutlaka anlamalıyız.

 

Tek adamlık, politik sapkınlıkların her zaman sebebi olmuştur.

Tek adamlık, cinnet politikalarının tek sebebidir.

Bugün bizi yönetenler insanlık, insanlık vicdanının yönelişini anlayamıyorlar ve anlamlandıramıyorlar.

Bugün bizi yönetenler tarihin hangi yöne doğru ilahi bir evrilme ile ilerlediğini anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar.

 

Siyasal geleceğin yönünü, yerini, mantığını hala anlayamıyorlar.

Bugün bizi yönetenler, insanın kendi içindeki dünyayla bütün bağları kopmadan önce imanın her insanın mutlak gerçeği olduğunu acilen kavranmalıdırlar.

 

Bugün şunu da görmek durumundayız;

Yerel anlamda her türlü ırkçılığın ve fanatizmin kendisine çok rahatlıkla yer bulabildiği, kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir zamandayız. Yerel ırkçılığın kavramlarımızın içini boşaltarak kendisini yeniden meşrulaştırmasına izin vermemeliyiz.

Meşrulaştırıcı zamanın etkisinde kalarak yerel ırkçılığın sembollerini mitler haline dönüştürmemeliyiz ve dönüştürülmesine izin vermemeliyiz.

Zaman itibariyle, meşrulaştırıcı bir zaman tünelinden geçmekteyiz; bugün bütün boyutlarıyla bu literatürün denenmesi, yönlendirilmesi yapılmaktadır. Hemen sonrasında ise bu literatürün denetimi başlayacaktır.

 

Bilinmelidir ki her türlü ulusal dindarlık tezahürü tevhidin önüne koymuş bir engeldir.

Bugün Müslümanlar şunu anlamalıdır ki;

Allah rahmetiyle tarihe müdahale etmiştir.

Allahın bu müdahalesi biz hak ettiğimiz için değildir; Hakkın görülmesini engelleyen batılın bertarafı için ve insanların hakka ulaşmasının önündeki engelleri kaldırmak için müdahale etmiştir.

 

Biz Müslümanlar olarak;

İçimizdeki yaratılıştan gelen ilahi format olan fıtratın bilincimizde, ruhumuzda ve davranışlarımızda kazandırdığı direniş ufkunu düşünsel bir yenilenmeye dönüştürerek, ilahi varoluşun özgürlük alanında taşımalıyız.

 

Evrensel varoluşun sesi, rengi, ruhu, duygusu hayatımızı kuşatmalıdır. Rahmetiyle içimizdeki cevheri tekrar tutuşturan Allahımız imanımızdaki cürufları ayırarak iman cevherini tekrar açığa çıkarmamıza destek vermesini istiyorsak ilahi var oluşumuzu yeniden hatırlamak ve sorgulamak durumundayız.

Bugün hayatımıza müdahil olan rahmetin izlerini izleyerek / anlayarak kötülüklerden, cahilliğimizden, günahlarımızdan arınarak Allah'ın bize olan rahmetini çoğaltabiliriz. Rahmetine mazhar olabiliriz.

Bugün, bize rağmen; bilincimizi, ruhumuzu, kalbimizi sarsan ve ayağa kaldıran âlemlerin Rabbine hamd olsun.

Selam ve Dua ile...

YORUMLAR
  • dilek   09-08-2016 12:20

    Gerçekten de “modern dünya sistemi” sarsılmış durumda mı? Hem de temelinden.. Hayal kırıklığının adı bu olmamalı . Orta Asya’nın tüm çalıp çırpmasına, tüm algı oyunlarına, tüm miras yediliklerine rağmen bir türlü toplum maslahatını merkeze oturtan bir medeniyet kuramamış barbarları, yaşama savaşı veriyor. Yaşananların adı Tanrı’nın kıyamete zorlanamayacağı olmalı…İster adına hesap hatası deyin, ister Allah’ın müdahalesi; olmadı, evdeki hesap çarşıya uymadı. Adına “halk” dedikleri o kitle nasıl olup da “kendisine benimsetilen standartları” darmadağın etti? Pekiyi ; ya gerçekten benimsemiş miydi o standartları o halk? Ya da “benimseme” zannedilen şey, o halkın sabrı mıydı? Bu sorulmalı. Bizler Doğuluyuz, kurduğumuz binlerce yıllık medeniyetleri genlerimizde taşıyarak aktarıyoruz. Her şeyimizi kaybettiğimizde bile, yeniden yeşermemiz bundan. Bu sebepten, sanki her gün tatbikat yapıyormuşcasına programlı olmamız. Bu sebepten tek bir yumruk gibi davranmamız. Ve yine aktaracak bir mirası olmayanların hesap hataları da yine bu sebepten. Pekiyi , Buna “fıtrat” demek mümkün mü? Değilse doğru kelime ne olmalı? Mümkünse neden şimdi? Neden daha önce değil bu fıtratın harekete geçmesi? Oysa pek çok kez fıtrat’ın önüne fırsatlar çıkmıştı… Desek ki; olay esnasında tesbihin imamesi, “şapkamı alır giderim” deseydi ve geri kalan diğer her şey aynı olsaydı, “fıtrat” yine kahramanca savaşabilir miydi? Bu soruya “evet” cevabı verebilmek çok zor, hatta mümkün bile değil. Peki ya fıtrat? O gün suskunluğuna hangi sebebi bahane edecekti? Belki açıkça söyleyemeyecekti, ama yüzlerce yıldır ispatlanmış bir gerçek ki, “at sahibine göre kişnerdi” . O gün adı konmamış bile olsa, tüm yürekler bilecekti ki, dünyanın aşktan da kıymetli duygusu “güven” henüz yüreklere yerleşmemişti. Ve adı konmamış o kelime, şaha kalkacak bir kısrak gibi binicisini bekleyecekti. İnsanlıkta tüm insanlar kardeş. Ama bu hepsi birbirine benzer mi demek? Doğu ve Batı iki kardeş ve tüm kardeşler gibi karakterleri farklı. Doğu duygusal ve kanaatkârken, Batı arsız ve aç gözlü. Batı sonradan görme bir zenginin şımarıklığı ile ailesini maddi çıkarlarını gözeterek bir arada tuttu şimdiye dek, ya sonra? Ya Doğu? Günümüzde ailesini bir arada tutmak için neler yapıyor? Doğu, çetin şartların yetiştirdiği karakterini İslam’ın hizmetine sunmuş. Ahir ömründe hata yapmış, yenilmiş, incinmiş, yaralanmış. Beklerken bilenmiş, bilendikçe güçlenmiş, “ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَة” imanı ile tevekkül etmiş. Onun bu halini görenlerse onu “uysal koyun” sanmakla ilk hesap hatasını yapmış. Batı açlıkla sınandığında isyan ederken, o atın dışkısından buğday ayıklamış. Ayıklamış ayıklamasına ama mesele esaret olunca da “bi dakka” demiş. Birbirimize üstünlüğümüz elbette takva ile ancak Allah Rasulü güzel ahlakı tamamlamak için gönderildiğini söylerken biraz da bu ayrıntıya vurgu yapıyor olmalı. Zira iman insanı ahlaklı yapmaz. Aksine ahlak varsa iman tamamlanır. İman; günümüzde içi boşaltılmaya çalışılan bir kavram. Tarihi gelişime baktığınızda, İslam’a yapılan tüm saldırıların ehl-i sünnet’e yapıldığını görüyorsunuz. Evet , iman insanın mutlak gerçeği ancak bu iman Hasan Sabbah’ın imanı değil. İman’ı tanımlarken Amerika’yı yeniden keşfetmeye hiç gerek yok. Bir işgal projesi de iman için yapılmış besbelli ve bu proje kapsamında kurulan tuzaklara düşmemek için, mevcut kaynaklarımızın değerini bilip, kilosu beş paraya satmamak gerek. Evet, Allah rahmetiyle bu halka muamele etti, buna tüm kalbimle inanıyorum. Bunu hak ettiğimiz gibi iddialı bir laf etmiyorum ama hak etmek için gayret gösterenlerimiz olduğuna inanıyorum. Dua eden yaşlılarımız, secde eden gençlerimiz olduğuna inanıyorum. Allah-u teala’nın çalışan hiçbir erkek ve kadının amelini zayi etmeyeceğine iman ediyorum ve bu halkın eliyle Allah-u Tealâ’nın batılın bertaraf edilmesini murad ettiğine de inanıyorum. Allah-u Teal⠓imanımızdaki cürufları ayırarak, iman cevherini tekrar açığa çıkarmamız” için bize bir fırsat verdi. Bu fırsatı özümüze dönmekte kullanamazsak yazık olacağına inanıyorum . Biz ilâhi varoluş nedenimizi, genetik birikimlerimizle sentezlediğimiz için ve bunu bin yıldır doğru kurgulayıp, koruduğumuz için ve her şeye rağmen halâ kalbimizin temizliğini, niyetimizin halisliğini de koruduğumuz için onun rahmetine mazhar olduğumuzu düşünüyorum. Bundan sonra sarılacağımız işin, bu bin yıllık “omurgamız”a yapılan tüm saldırıları, her yönden bertaraf etmek olması gerektiğini düşünüyorum. Unutmamak gerek bu bir hilal-haç savaşı ve bizim kadar Batı’nın da yaşam savaşı ve yine unutmamak gerek ki Allah bizden zafer değil sefer istiyor ve biz biliyoruz ki; إِنَّ اللّهَ مَعَنَا. Sefer bizden, zaferse Allah’tandır.

  • Yusuf YILDIZ   09-08-2016 06:55

    S.A. Bilinmelidir ki her türlü ulusal dindarlık tezahürü tevhidin önüne koymuş bir engeldir. Yazının tümüne katılıyorum ama özellikle yukarıdaki başlık müslüman halkları için tam isabetli bir uyarı olmuş bende eyvallah diyorum Veysel Hocam

  • Mustafa ÖNER   07-08-2016 14:27

    eyvallah müslüman...

Diğer Yazıları

Günün Makaleleri

ANKET - ARAŞTIRMA