Yazar : 233 - ÇUKURLAŞAN İNSAN
17 Temmuz 2018 Salı

ÇUKURLAŞAN İNSAN

05-02-2016 09:37

ÇUKURLAŞAN İNSAN

İnsan hayatının akışının tek düze olmadığı bilinen bir gerçek. Yaşam inişli ve çıkışlı… Sarp yokuşlar, çetin virajlar, derin kuyular, hep insan için… Bu netameli ve muhataralı yolculukta insanların rolleri de farklı… Her insan kendi şakilesine göre bir yol tutar… Tiyneti, seciyesi neyse gidişatı o yöndedir… Mesleki, menzili, maksudu mizacına uygundur…

Bu önermeden hareketle insanları üçe ayırabiliriz:

Bir; insanlık için çığır açanlar.

İki; insanlık için çukur kazanlar.

Üç; çukurlardan çıkabilmek için çırpınanlar.

İlahi öğretiyi ve nebevi misyonu temsil ve tebliğ edenler, insanlığın felahı için çığır açabilmek adına hep çırpınmışlardır. Onların çağrısı ve çizgisi bellidir…

Bugün tüm insanlık için en ciddi tehdit, çukurcular ve çukurlardır… Yeryüzünün hilafetine namzet, eşrefi mahlûkat olan insan çukurlarda can çekişmekte, esfeli safiline doğru sürüklenmektedirler…

Peki, kimdir bu çukurcular?

Ya da nedir bu çukurlar?

Allah’ın hidayet ettikleri dışında, bu çukurlardan ve çıkmazlardan korunabilmek oldukça zor…

Modern uygarlıktan arta kalan nedir sizce?

Dünya, derin bir çukur… Ve çukurlaşan toplumlar… Nükleer silahlarla dünya ateş dolu bir çukur ve kan gölüne dönüştü… Kurtlaşan nesiller birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul… Çünkü artık insan insanın yurdu değil, insan insanın kurdu oldu…

İnsan dünyevileştikçe çukurlar derinleşiyor, değerler dibe vuruyor…

Müteal olandan koptukça seküler, liberal, popüler, rasyonel çukurlar kuşakları yutuyor… Tek kaygısı dünya hazları olanlar, hızla meçhul çukurlarda çürümeye koşuyorlar… Öyle ki, artık çukurlardan kurtulayım diye bir dertleri de yok…

Çepeçevre çukurlarla kuşatılmış yaşamların pençesinde nesiller çaresiz…

Estetize edilen çukurların çekim gücüne karşı koyabilecek irade de yok…

İdeolojik, politik, ekonomik, bürokratik, akademik çukurlar bilimsel yöntemlerle ve mantıksal verilerle profesyonelce pazarlanıyor…

Sistematize edilen çukurların müşteri sorunu da yok…

Kimileri çukurlarda yaşamayı hayatın kaçınılmaz kaderi görürken, kimileri de burunları Kaf dağını gösterdiği için bir türlü önlerindeki çukuru göremiyorlar…

Evet, hayata at gözlüğü ile bakanlar çukurları seçemez oldular…

Hani hikâye bu ya; Eflatun anlatır: Thales yıldızları gözlemleyerek yürürken, önünde çukuru görmeyip içine düşmüş… Bunu gören nüktedan Trakyalı kız atılmış; ‘gökte ne olduğunu anlamak istedi ama ayağının ucundaki çukur ona gizli kaldı!..

Aslında hep böyle değil midir? Bir şeyi görmek için, ama sadece ‘bir şeyi’ görmek için bakarsak, arta kalanı kaçırırız…

Bu bakış açısıyla hayata, insana ve hatta kitaba bakarken aslında kendimizce bakmış, aramış, anlamış, okumuş oluruz… Bütüncül bakmayınca, parçacı oluveririz…

İşte hayata dünya-ahiret bütünlüğü içinde yani ‘iki dünyalı’ bakmayınca dünya çukurlarında battıkça batıyoruz, ayağımızın ucundaki mezar çukurunu bile göremez oluyoruz…

Sadece bir boyutlu bakarak, bütün bir varoluşun anlamını ıskalıyoruz, ölümü sümen altı etmeye çalışıyoruz… Mezar çukuruna sırtımızı döndükçe, dünya çukurlarımız derinleşiyor…

Evet, gezegenlerde gezmeyi hedefleyenler, gözlerinin önündeki mezar çukurlarını görmez oldular…

Açgözlülerin göz çukurunu kara topraktan başka ne doyurabilir ki?

Dün dünyaya sığmayan kudretli imparatorlar bir mezar çukuruna nasıl sığabildiler?..

Hayat ve ölümün iç içeliğini içselleştirebildiğimiz oranda yücelebiliriz… Ölümü huşu ile hayatın içine alarak, alçaklık ve aşağılıkları aşabilecek gücü kendimizde bulabiliriz…

Yaşamın hemen yanı başında duran kabristanlar aslında yüce bir hayata davetiye çıkarıyorlar… Ama biz ne yapıyoruz? Mezarları yaşam alanlarının dışına taşıyoruz… Kentsel dönüşüm projelerinde ölülerimize alan yok… Bu durumda çok katlı kabristanlarda yaşayan ölülere dönüşüyoruz…

Ölüme mesafeli duranlar, maalesef mezar evlerde yaşamayı onaylamış oluyorlar…

Aslında ölümün sükûnet kıyılarına kendimizi attıkça yaşamın farkına varmış olacağız…

Değil mi ki, ölümün ve hayatın sahibi Allah(cc) ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır…

Kuyudan Yusuf’u çıkaran, Mısır’a sultan kılan o Allah değil mi?

Kazanan kim? Kuyuya atılan mı, atanlar mı?

Yusuf’un kuyusunu kazanlar nasıl çukurlaştılar… Kin, kıskançlık ve nefret çukurunda nasıl da çirkinleştiler…

Bugün de kardeşliğin kuyusunu kazanlar kime hizmet ediyorlar?

Kurşunla kaynatılmış bir duvar olması gerekenler, birbirine kurşun sıkar hale geldiler…

Bizi ateş çukurunun kenarından kurtarıp kardeş kılan, Allah’a hamd etmemiz gerekirken, kardeşliği imha ve ihanet peşindeyiz…

Dünün Mekke’sinde diri diri çukurlara gömülen kız çocuklarını kurtarmanın mücadelesini veren İslam’ın mensupları, bugün asabiyet çukurlarına kardeşliği gömmeye devam ediyorlar…

Kabilleşenlerin dünyasında Habillerin sesi duyulmaz oldu…

Ashab-ı Uhdud’a gün doğdu… Hendekçiler hedeflerine emin adımlarla yürüyorlar…

Gençlik çaresiz… Şayet bu gençlere çığır açmaz, çağrıda bulunmazsak çukurlardan çukur beğenmek durumunda kalacaklar…

Artık çukurlardan geçilmiyor…

Düşünsel, kültürel, sanatsal, siyasal, sosyal, kurumsal, kamusal, yasal, geleneksel, tarihsel, bireysel, ulusal, küresel, bilimsel örgütsel çukurlar…

Moda, marka, model, kariyer, statü, ünvan, sınıf, meslek, piyasa, pazar çukurları…

Reklam, rekabet, rant, reyting, rövanş çukurları…

Bu konuyu biz Müslümanların özelinden hareketle değerlendirecek olursak şu hususlara özellikle dikkat çekmemiz gerekiyor:

Benlik çukuru

Çıkar çukuru

Cinsellik çukuru

Sanal çukurlar

Teknolojik çukurlar

Etnik çukurlar…

Şimdi çık işin içinden, nasıl çıkacaksın? Çukurları aşmadan onura ve özgürlüğe nasıl yürüyeceksin?

Benlik çukurunda köpüren nefisleri kim dizginleyebilir? ‘Ego’ nun egemenliğini kim engelleyebilir? Enaniyetler; ümmet, vahdet, uhuvvet tanımıyor… Benlik zindanı Müslümanların belini kırıyor, geleceğini karartıyor…

Çıkar çukurunda değer, doğru, dava, duruş, duyarlılık heder oluyor… Fırsatçı, çıkarcı, menfaatçı kurnazlıklar kulluk kriterlerini tarumar ediyor…

Cinsellik çukuru;  hayâ, iffet, namus, ahlak, edep, erdem adına ne varsa aşındırıyor, arsızlık sınır tanımıyor… Cinsel özgürlük, cinnet boyutunda seyrediyor…

Sanal çukurlar, sanılanın ötesinde ağır sonuçlara neden oluyor…

E-çukurlar her türlü çarpıklığı, çirkinliği, çelişkiyi toplumsallaştırarak çürümenin ve çözülmenin taşıyıcısı oluyor… Sosyal medya soysuzlaştırıyor…

Teknolojik çukurlarda, toplumlar teknolojiye taparcasına bir tutsaklık yolunu tercih ettiler… Tefekkürü, tezekkürü, tedebbürü ıskalayan kullar, teknolojik tutkularla tanınmaz hale geldiler…

Etnik çukurlar, ümmetin tüm edinimlerinin elden çıkıp gitmesine neden oluyor… Asabiyetlerin bıraktığı hasarı, kaç nesil telafi edebilir, bilmiyorum…

Malum çukurların karanlıkları zamanla körlüklere neden oluyor…

Teknolojik körlük… Sanal körlük… Etnik körlük, vs.

Peki, bu çukurlardan çıkmanın imkânı yok mudur?

Gömleğimiz arkadan yırtıksa, biiznillahi teala kuyulardan çıkıp, saraylara yürüyebiliriz…

La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin’ diyerek tevbe, tevhid ve tesbih ile balığın karnından aydınlığa çıkabiliriz…

Namazı miraç edinerek zirveye tırmanabiliriz…

Yeter ki, niyetimiz Rızayı İlahi olsun…

Yolumuz İ’layı Kelimetullah davası olsun…

Dün bizi çukurlardan kurtaran Allah’dı, bugünde kurtaracak olan Allah’dır…

Hep birlikte Allah’ın ipine(vahye) sımsıkı sarılın. Tefrikaya(ayrılığa) düşmeyin. Ve Allah’ın sizin için olan nimetini düşünüp, hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz de, O kalplerinizin arasını ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Yine siz, tam ateş çukurunun kenarında iken, oradan sizi O kurtardı. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki, hidayete (doğru yola) gelirsiniz.’ (Al-i İmran, 103)

Şayet bu çağrıya icabet etmez isek bir sonraki çukur, Cehennemin gayyasıdır.

YORUMLAR
  • Osman Baharçiçek   06-02-2016 10:31

    Hocam her zaman olduğu gibi yine yüreklerimize dokunan bir yazı olmuş.Allah razı olsun.Rabbim bizleri bu çukurlara düşmekten muhafaza etsin.Bir anda olsa nefsimizle başbaşa bırakmasın.Selam ve Dua ile ...

Diğer Yazıları

Günün Makaleleri

ANKET - ARAŞTIRMA