Yazar : 257 Suat Demir - İnsan kendini nasıl çağırır?
19 Temmuz 2018 Perşembe

İnsan kendini nasıl çağırır?

Suat Demir

20-01-2016 16:22

İnsan kendini nasıl çağırır?

Bismihi Tebarek ve Teala

 

Dünya hayatı dünyanın kapsadığı tüm varlık alanı ile ilintili ve ilgilidir. Ahiret hayatı ise dünyanın kapsayamadığı / kapsayamayacağı, bir kişi ile ilgilidir sonuç itibarıyla. Dünya, yaygın tümel bir sorumluluk alma alanını; ahiret ise bunun tekil bağlamda bir hesap verme alanıdır. İnsan, ahirette gerçekten de yapayalnızdır. Tüm bağ ve bağlantılarından kopmuş, ilk yaratılan  gibi olmuştur. Sadece çamur, sadece ruhtur.

28 şubat sürecinin şu an itibarı ile etkisini teke tek bireylerde değerlendiremeyiz belki fakat topluluk olarak muvaffak olamadık diyebiliriz. Mağlubiyetimizin sebebi dünyayı talep etme biçimimizin farklılığından ileri geliyordu, dünyaya yüklediğimiz anlamın farklılığından değil. Sembollerimizden vazgeçmedik ve fakat sembollerin anlam kazandığı dayanaklarımız olmadı. Artık bizim ellerimizle evriliyor ve öteleniyor hakikatler. Artık hemen  hemen her şey politik retorik üzerinden kayda değer bulunuyor. Politize bir söylem kendisi için belirlenmiş sınırların dışına çıkamaz çünkü meşruiyeti bu sınırlar tarafından tanımlanır. Her sistemin aynı zamanda bazen örtülü olarak itelemeleri vardır. En önemli ve etkili enstrüman eğitim-öğretimdir. Aslına bakarsanız  ‘’education’’ potansiyelin açığa çıkması anlamındadır ancak mevcut potansiyel ya sisteme manipüle edilir ve fayda – değer olarak biçimlendirilir ya da bastırılır. Öğrenmenin amacı  üniversiteye ve sonrasına kadarda Pazar amaçları için çok bilgi toplamaktır. Öğrencilerden o kadar çok şey ezberlemeleri, ön kabullerinin olması ve malumat sahibi olmaları istenir ki  düşünmeye ne zamanları ne de taakatleri kalır. Günümüzde daha çok ve daha iyi eğitim isteğine yol açan ana dürtü konu ve bilgiye olan ilgi olmayıp, bilginin kazandırdığı ekonomik değişim değeridir. Mektep okula, okul koleje ve kolejde böylece pazara dönüşmüş olur. Bu pazarın dışındaki her değer ve davranış kınanır ve aşağılanır. Dışarıya hapsedilir. Dışarısı da kontrol edilmelidir. Risk olmamış ola. (En büyük risk ne ola?). Kişi etkin hale getirilirse de yetkinliği kalmaz. Günah ile elde edildikten sonra elde kalan yapraklardır.

                Modern insan, kendini yadsıma biçimlerine göre yaşayıp, çıkar ve menfaatine göre düşünmektedir. Bu insan kendini birey ve bağımsız varlık olarak tanımladığında ve yüz yüze geldiğinde kimlik bunalımı yaşamıştır. Zira kimlik onun için sistemin balçığında yutulmak istenen ağırlık haline gelmiştir. Bu kendisi için dezavantaj teşkil etmektedir. Hayat parçalara bölünüp kesit kesit yaşandığı için gerçekten neyin peşinde olduğumuzu bilemeyiz ya da emin olamayız. Çünkü zihnimizde gidişin tamamlanmış bir  sürecinin olması gerekir.

Kapitalist sisteminde her şey değişim değeri üzerinden hesaplanır ve tanımlanır. Bu sebeple hem kişilikleri hem de malları değerlendirme parametreleri aynıdır. Değişim ve kullanım değeri. Başarı denilen ve takdir edilen şey insanın kendini pazarda ne kadar iyi sattığına, kişiliği ile ilgili ne kadar iyi rol yaptığına, dış görünüşünün ne kadar etkili olduğuna bağlıdır. Her meslek ve uğraşı ayrı bir kişilik sergilemeli fakat tüm farklılıklarına karşın kişilikleri isteniliyor olma koşulunu yerine getiriyor olmalıdır. Tıpkı bir eşya gibi modaya uygun olmalıdır. Sistemin içinde öyle ya da böyle var olan insan, kendisini pazarda hem satıcı hem de ekonomik değere münhasır bir mal olarak gördüğünden / zorunda kaldığından, kendisine olan saygı ve değeri kendi inisiyatifi dışındaki belirlenmiş kriterlere göre belirlenir. Eğer değişim değeri üzerinden tanımlanmış hedefe yakınsa başarılı ve değerli, uzak kalıyorsa başarısız ve değersizdir. İnsan kendi değerini kendi değerinin öncelikle insan olma niteliklerinden değil, niceliklere bağlı ve sürekli değişen rekabetçi pazardaki koşuşturması ile kurulduğunu düşünürse, kendisine olan saygısı kalmayacak ayrıca hep başkalarının ayartıcı alkışlarına bağımlı kalacaktır. Pazarın kuralı, insanın eşyaları kullanma sürecinde kendini gerçekleştirmesi değil, onları satma sürecindeki başarısıdır. Norveçli bir yazarın benzetmesinden örneklersek; soğan gibi, her soyulan katmandan sonra başka bir kabuğun çıkması, altından yine bir kabuğun çıkması ve böylece habbe'nin olmadığının anlaşılıp yitip gitmesi gibi. İman ve insan birbirinden ayrıldığında, kimlik ve kişilik satıldığı fiyattan mezatta yer bulur. Önce dürtüler işleniyor ve istekler şekillendiriliyor. İstekleri temyiz edebilsek de dürtülerin farkına varamıyoruz. Mesele daha da derine doğru batıyor. İnsan, kayboluyor gayb ile ilişkisini kestiğinden beri.                  

Meselenin toplumsal etki alanında politik bir yönü ve tevdi edilen görevi vardır. İnşaallah bu yönü de kritik ederiz.    

 

Ve’s-selam

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA