Yazar : 257 Suat Demir - DUYGU KAÇ KELİMEDİR
24 Eylul 2018 Pazartesi

DUYGU KAÇ KELİMEDİR

Suat Demir

11-01-2016 14:42

 			DUYGU KAÇ KELİMEDİR

Bismihi Tebareke  ve Teala

 

 ''Aynı kelimeleri değil,aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler''

                                                                                                     Celaleddin-i Rumi                                                                                                                            

 

                  Kelimeler, duygunun çilehanesidir. Kelimelerle zihin ve duygu arasına bir nevi gravitasyon ilişkisi vardır. Fakat  bu fiziksel bir durum olmadığından hesaba katılabilir ancak hesaplanamaz.

Sınır ve sınırsızlık; Kelimelerin bitip duygulanımın coşkusu, Sidret'ül Münteha. Varlığın, kelimelerle örülü atılmış olduğu kuyuda ihanete uğramanın ve sabrın çığlığı. Fırtınada sallanan, her taraftan dalgaların kapladığı gemide çekilen kısa çöp. Paragraf paragraf balığın kaburgalarında olgunlaşan pişmanlık.

Kararlılık kıyılarına vuran sorumluluk ve huzur.

Kelime ağacından tesviye edilmiş asa’nın denize vuran duası. Susma orucu.

Putun boynuna asılmış balta ve ateşin yakamadığı tevekkül. Meleklerin üstüne çıkaran kelimelerden basamak basamak merdiven ve iblisin fısıltısına kulak kabartan şehvet. Sa’y eden hızlı adımlar ve topraktan fışkıran zemzem. Göğe çekilme ve zan avuçlarına bırakılan dört çivi. Tuva vadisi ve eşiğinde çıkarılmış papuçlar. Namaz öncesi abdest, namazda haşyet, belki sonrası davet.

            Kelimeler önemlidir fakat nice anlar kifayetsiz kalırlar. Sevmek kelimesi sevginin öznel limanına demir atabilir mi? Sevmek; insan ya kendisini bulduğu ya da kendisinde bulduğunu sever. Tabi ki bu aradığı ile ilgilidir. Akılsızın sevmesi heva-yapay bir sefa, akıllının sevmesi cefa-vefa ve sahici bir sefadır. 

             Öznelerin araçsallaştığı çağda, özne-özne ilişkisi deruni anlamını da kaybetmekte. Kelimeler daha da çok acı çekmektedir. Araçsal akıl araçlarla amaçlar arasındaki ilişkiyi ele alır, bununla birlikte, amaçların belirlenmesi konusunu kapsam dışında tutar. Habermas’a göre, birçok filozof için(batı dünyası)için aklın tek türü budur. Bu tür görüşler, siyasetin ‘’bilimselleştirilmesini’’ teşvik etmiş ve siyasi problemler tek denetimle ile ilgili problemlere indirgenirken, toplumsal hedeflere ilişkin kamusal tartışma ve görüşme alanı kadük kalmıştır. Habermas bu bağlamda dikkatleri özne-nesne ilişkisinden uzaklaştırıp, özneler arası iletişim sürecine çevirmiştir. Bundan dolayı, Jürgen Habermas’ın epistemoloji (bilgi felsefesi) alanındaki en önemli katkısı, toplumun varoluşunu, iki davranış tarzına emekle (araçsal davranışla), toplumsal etkileşime (iletişimsel eyleme) bağlı olduğunu öne sürmesinden meydana gelir. Bu durum, ayrı insani çıkarlara tekabül eder ve bu çıkarlar kategorik olarak farklılık gösteren bilgi türlerinin oluşmasını sağlar. Dolayısıyla bilim ve  teknolojiye abartılı önem atfetme ile dünyamızdaki yorum ve iletişimi sistematik bir biçimde çarpıtılmaktadır.

            Heidegger, konuyu insan gerçekliği (dasein) üzerinden ontolojik bir mesele olarak ele almıştır. Varlık problemleri bizim dünyadaki varlık tarzımızla ilgili bir problemdir; biz, varlık problemimizi yalnız belli bir biçimde varolmakla çözebiliriz.

(Bir bakıma ‘’En iyiler bir şeyi, her şeye tercih edenlerdir. ‘’).Heidegger’e  göre, insanın sahici olması; içten ve kendisine karşı dürüst olması, hayat ve kendisiyle ilgili seçimleri özgürce, tutkuyla, herhangi bir rasyonelleştirme etkinliği olmadan yapması anlamına gelir. İnsan ile ilgili üç ayrı varoluşsal yapıdan bahseder:

 1-Existans-İnsanın kendini öne sürmesi, seçim yapabilmesi. Var olması.

 2-Olgusallık-Daha önceden belirlenmiş ödevlerin varlığının sınırlaması

 3-Düşmüşlük-Kişinin gündelik rutin içinde kaybolması, kendisini gündelik kaygılar  ve düşüncenin hemen hemen hiç olmadığı sıradan meşgaleler içinde kaybetmesi halidir.

            Bu üç yapı zamanın üç boyutuna tekabül eder. Existan (gelecek zaman), olgusallık(geçmiş zaman), Düşmüşlük(şimdiki zaman). Zaman önem kazanınca, zorunlu olarak ölüm gündeme gelir. Varlık sorusunu ortaya atmak, varlığın anlamını kavramak için, insan olmanın çeşitli tarzlarını çözümlemek gerekir.

            Batı düşünce sisteminden verdiğimiz bu iki örnekte insanın fıtri varoluşu ve etkilenim alanı ile ilgili ciddi bir sorgulama olsa da gerçekliğe doğru aşama kaydedemiyor. Kavramlara yükledikleri anlam farklı ve ‘’dil varlığın evidir.’’sözüne binaen düşünce ve yaşam tarzında keskin ayrışımlar ortaya çıkıyor. İdrak ve anlam, arasındaki tutarlılık farklılaşıyor.

 

          Allah (Azze ve Celle ) ile kul arasına giren her şey, dünya ile kul arasındaki temkini kaldırır. Veyahut dünya ile aradaki temkin kalktığında; ayartıcı dünya, insanın Rabbi arasına muhakkak nüfuz edecektir. Neyi bildiğiniz, neyi sevdiğinizle ilgilidir. Neyi sevdiğiniz neyi anladığınızla. Neyin istendiği düşünülmeye değer.

 Ve’s-selam

Suat Demir

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA