Yazar : 364 Gülay Göktürk - Bilanço (1)
18 Eylul 2018 Salı

Bilanço (1)

Gülay Göktürk

11-06-2015 13:12

Bilanço (1)

“Gelecek yazımı AK Parti’nin 9 puanlık düşüşüne yol açtığını düşündüğüm hatalarına ayıracağım ve bunların hiçbiri daha önce yazmadığım şeyler olmayacak” demiştim bir önceki yazımda. 

Görülen o ki, kaybın çok büyük bir bölümü Kürt oylarından... 
O zaman biz de oradan başlayalım. 
AK Parti’den kopan Kürt oylarını üç farklı kategori olarak ele almanın – her ne kadar iç içe geçişler olsa da - daha açıklayıcı olacağını düşünüyorum. 
Birinci grupta “AK Parti nasılsa yine iktidar olacak, ben HDP’ye vereyim de o da barajı geçsin” diye düşünen Kürtler yer alıyor. Bu kayba, baraj silahının tersine tepip AK Parti’yi vurması da diyebiliriz. Bu tehlikeyi 6 Haziran tarihinde yayımlanan “Silahın Tersine Tepişi” başlıklı yazımda uzunca ele aldığım için tekrarlamıyorum. Ama şunun altını çizmekte yarar var: AK Parti’nin bazı yöneticilerinin ve kanaat önderlerinin seçim öncesi üstüne basa basa “HDP’nin baraj altında kalmasının çok iyi olacağını” vurgulamalarının AK Partili Kürtlerin etnik aidiyetlerinin ön plana çıkmasına – deyim yerindeyse Kürt damarına basılmasına – ve bu kategorideki kaybın büyümesine yol açmış olması muhtemeldir. 
İkinci grup, AK Parti’nin son aylarda Kürt meselesinde yaptığı söylem değişikliğinden etkilenenlerden oluşuyor. 
Seçim öncesi yapılan anketlerde AK Parti tabanından MHP’ye doğru bir kayış görülünce, “Kürt Sorunu yoktur” dan başlayan, müzakere masasını inkara kadar varan bir söylem tutturuldu. Hatta bir ara iş “Biz Kürtlerin yüzde 70’ini temsil ediyoruz, başka partiye ne gerek var” noktasına kadar götürüldü.  AK Parti seçim propagandasında en büyük ağırlığı Barış Süreci’ne verip yapılan reformları göğsünü gere gere savunacağına, yaptığı tarihi paradigma değişikliğini ön plana çıkarıp aynı kararlılıkla devam edeceğini vurgulayacağına, neredeyse kendi yaptıklarını inkâr eden bir noktaya sürüklendi. 
Bununla da yetinilmedi,  HDP’nin seçim bildirgesine koyduğu Diyanet’in ve zorunlu din dersinin kaldırılması vaatleri “dinsizlik delili” olarak gösterilip “Zerdüştlük- Kâbesizlik” saldırılarıyla dini inançlar seçim malzemesi yapıldı. (Geniş eleştiri için bakınız: Siyasetin Seviyesi 6 Mayıs 2015) 
Seçim öncesi izlenen bu ilkesiz propaganda çizgisi, ne yazık ki o zamana kadar AK Parti’nin çözüm için yaptığı tarihi atağın ve büyük reformların üstünü örttü, geri plana itti. Doğrusu bu noktada HDP’nin de son derece başarılı bir düşmanlık propagandası yürüttüğünü ve çözümün asıl mimarının AK Parti olduğunu unutturabildiğini görüyoruz. 
Sonuç, Türkiye’nin her yerinde önemli bir Kürt seçmen kitlesinin AK Parti’den HDP’ye kayması oldu. AK Parti bu son dönem söylemleri ile MHP’ye giden oyları geri alamadığı gibi HDP’ye kayışı da hızlandırdı. Bir başka deyişle ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildi. 
Ben bütün bu hataların arka planında Başkanlık Sistemi’ni referanduma götürebilmek için gereken 330’a ulaşma hırsının yatttığını düşünüyorum. 330 için HDP’nin baraj altında bırakılması şarttı, o yüzden de seçimlerde HDP baş hedef olmak zorundaydı ve HDP’yi baraj altında bırakmak için her yol mubah sayıldı. 
  AK Parti’nin kaybettiği üçüncü Kürt seçmen grubunu, Çözüm Süreci’nin gidişatından rahatsız olup MHP’ye kayanlar olarak tarif edebiliriz. 
Bilindiği gibi AK Parti tabanının Çözüm Süreci’ne destek verebilmesi  için önemli bir iç dönüşüm geçirmesi gerekti. Sonuçta kanın durması ve barışın gelmesi o kadar büyük bir motivasyondu ki, taban çok büyük oranla parti liderliğine güvendi ve Süreç’e şans verdi. Ne var ki, işler umulduğu gibi gitmedi. PKK’nın aradan iki yıl geçmesine rağmen silahlı güçlerini çekmemesi, üstüne üstlük bölgede silahlı milislerine de dayanarak ağır bir hegemonya kurması, devletin kamu güvenliğini sağlama konusunda geç harekete geçmesi ve başarılı olamaması bu kesimde ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. Özellikle bölgede yaşayan muhafazakâr Kürtler öyle yoğun bir baskı altında kaldılar ki, kendilerini bir bakıma “Çözüm Süreci’nin kurbanı” gibi hissettiler ve bu durumdan AK Parti’yi suçlayıp MHP’ye gittiler. 
Sonuç, sadece AK Parti’nin tek başına hükümet kurma imkanını kaybetmesi olmadı; bundan daha önemlisi, şimdiye kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da neredeyse HDP kadar temsil gücüne sahip olan AK Parti’nin Türkiye’nin birliğinin en önemli garantisi olan bu gücünü kaybetmesi oldu. 
Umalım ki önümüzdeki dönemde bu tablonun yaratacağı komplikasyonları hep birlikte ağır bir biçimde yaşamayız. 

AKŞAM

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA