Yazar : 257 Suat Demir - İki yankı arasında; sükut
19 Temmuz 2018 Perşembe

İki yankı arasında; sükut

Suat Demir

20-03-2015 08:59

İki yankı arasında; sükut

 

Bismihi Tebarek ve ve Teala

 

      Modern dünyanın seküler paradigmasında gelecek  tasavvuru dünyanın sonu ile değil, bireyin sonu ile ilgilidir. Hatta insan eğer ki uzun yaşar ise bu kişi için bir bitkisel monotonluk, toplum için bir yük telakki edilir. İnsan üretime katıldığı ve maddi katkı değer sağladığı sürece anlam kazanır. Bu itibarla oyuncak sayısı arttırılarak sistemin hem müşterisi hem de sistemi sürdüre gelen bir nesnesidir.

Modern paradigma, çıkış noktası olarak avrupadaki sınıfsal bir bilek mücadelesinden doğuyordu. Rönesans-coğrafi keşifler-reform bu süreçler sırasıyla algı biçimini, ekonomik ilişki ve enstrümanlarını, din anlayışını değiştiriyordu. Sosyal sınıf olarak burjuva başı çekmekteydi. Zira sosyal mobilitenin itici gücü olan bu sınıftı. Toplumu tüketici ve pazar haline getirirken sekülerizmin akidesini de programlıyordu. Aristokrasi ve kiliseyi ekarte etmesi gerekiyordu. Köylüleri bu konuda ikna etmişti. Modern paradigma iktidar yürüyüşünde kilise ile çatıştığında hıristiyanlığın dünyadaki iddiasını inkar ederken aslında inkar ettiğini kendi inanç esasları ile dolduruyordu. Protestanlık fena değildi. Çünkü tanrının sevgisini biriken sermeye ile ölçme imkanı veriyordu. Rakamlarda tanrı ile kurulan güven bağının en önemli rasyonel göstergesi ve en kolay ispat ve ikna  etme biçimi idi. Her şey görünür ve hesap edilebilir olmalıydı. Kilisenin fazlalıklarındaki noksanlıklarına karşı, kendi noksanlıklarındaki fazlalıkları piyasaya sürüyordu. Tanrı yerine insan(tanrı gibi), iman yerine bilim(iman eder gibi), peygamber yerine bilim adamı(nebi gibi),tarikat yerine üniversite(pozitivist inanç esaslarına bağlılık gibi),mürid yerine öğrenci(çağdaş ilkeleri benimsemiş gibi) v.s. ''Şu an'' anlamında olan modernizm her şeyi şimdiye hapsederek insan  ve toplum bütünlüğünü ufalta ufalta un ufak kırıntılarda ufkunu kaybettirmiştir.

İnsanı kendi değirmenine bağladığı çarkta koşan hemstır'a çevirme gayretidir bu. Tüm demokrasi, insan hakları, hümanizm, özgürlük gibi içi boş kavramlar ''çevir kaz'ı yanmasın'' mesabesindedir.

 

       İnsanın insana yabancılaştığı, kendisinden uzaklaştığı sürece özgürlük problemi var olmaz. Zira, özgürlük biricik ve varoluşsal bir problemdir. Modern dünya; sürünün içine kattığı insanı, biricik olmaktan çıkararak varoluşsal tüm soru ve sorunlarını gündemimden çıkarır. Çıkar ilişkilerinin aracı haline gelir. İnsan, insanlık adına insanlıktan çıkarken hümanizm adına hayvanlaşır. Hümanizm arttıkça hayvanlıkta artar ve hümanizm zirvesinde hayvandan daha aşağıya yuvarlanır. Bir hayvanın zaman telakkisi anlıktır. Geçmiş ve geleceği yoktur ve işin ilginç tarafı ‘’human’’ bir adım ilerdedir. Burada insan daha tutarsızken hayvan daha tutarlıdır. Biri ister istemez tutarlıdır diğeri ise tutarsızlığı seçmiş olur. Beşeri menşei’li sistemler çelişki üretirler ve sistem büyüdükçe ve kurumsallaştıkça çelişki daha da artar. Bu yüzden yalanların daha büyük olması gerekir. Siyaset, ekonomi, eğitim, dinsel söylem, tarihsel söylem aslında büyük yalanları ya ikna araçlarıdır ya da baskı araçlarıdır. İşte bu mekanizma ve ağ içinde aklı temizlemek ve ümmi bir saflığa ulaşmak nasıl mümkün olabilir?

 

Mu’min için gelecek tasavvuru ne kendisinin ne dünyanın ne de kainatın sonu ile sınırlıdır. Zira sonsuzluğa doğru kanat çırptığını ve Allah’a doğru didinip durduğunu ve çabaladığını bilir(1). Tüm yapıp ettikleri bu dünyada rehindir(2). Bu dünyada kurguladığı plan, sonsuzluğa uzanan planın bir parçasıdır ve mündemiçtir. Ölçüyü, oranı, ahengi ihtiva eder. Allah’a doğru kurduğu kulluk bağı; rabbimizin bizle kurduğu uluhiyet ve rububiyet bağı ile uyumlu olmak zorundadır. Kastettiğim mücerret, mitolojik bir insan tipi değildir, spot bir slogandan yahut klişeden bahsetmiyorum. Vaktin çocuğu olan müslümanın kuracağı alaka biçimlerini sorgulamak gerektiğini söylüyorum. Öyle veya böyle ancak neye göre? şimdi ve var olandan geleceğe yönelik sahici tasavvurumuz ve ürettiğimiz araçlarımız nedir? şimdi varız ve fakat şimdiye ait değiliz. Geleceğe mi kapı açacağız yoksa şimdiye mi kapak atacağız/kapaklanacağız?

 

 ‘’……..iyilik ve takva hususunda birbirinizle yardımlaşın , günah ve haddi aşma üzerinde yardımlaşmayın.Allah’tan sakının.Allah’ın azabı çok şiddetlidir’’ (3)

        

        '' Sizi dünyadan sakındırıyorum. Zira dünya geçici bir konak yeridir. Sürekli kalınacak bir yurt değildir. Gururuyla süslendi, süsüyle aldattı. Rabbi için önemsiz bir yurt olup helalini haramıyla, hayrını şerriyle, hayatını ölümüyle, tatlısını acısıyla karıştırdı. Yüce Allah, onu dostları için tercih etmez; düşmanlarından sakındırmaz. Kötülüğü hazırdır. Birikimi tükenir, mülkü talan edilir; bayındırı harap olur. Binanın yıkılması gibi yıkılan yurdun, azığın tükenmesi gibi tüketen ömrün ve yolculuğun kesilmesi gibi kesilen sürenin hayrı nerededir.  Ey insanlar, siz bu dünyada, atılacak oklara amaçlarsınız. Her yudum suda, bir boğaza kaçıp boğulma, her lokmada, bir boğaza durma tehlikesi var. Dünyada bir nimete nâil olmazsınız ki bir başkasından ayrılmayasınız. Sizden bir tek yaşayan yoktur ki bir gün yaşasın da ömründen bir gün geçip gitmesin. Kimsenin yemesinde bir fazlalık, bir yenilik olmaz ki ondan önceki rızık, yok olup bitmesin. Dünyanın bir eseri dirilmez ki bir başka eseri ölmesin. Bir şey yenilenmez ki bir başka yeni, yıpranıp geçmesin. Orda biten her fidan düşer, biçilir. Asıllarımız geçip gittiler; köklerimiz yitip bittiler; bizse onların dalları, budaklarıyız; kök gittikten sonra dalın, budağın ne hükmü vardır?

 

 Dünya pınarı bulanık, içecek yeri çamurludur. Görünüşü beğenilir, içi helak eder. Ondan nefret eden samimi oluncaya ve onu inkar eden güveninceye kadar değişken bir aldatma, batan bir ışık, yok olan bir gölge ve eğik bir dayanaktır. Ayakları ile şaha kalkar, ipleriyle tuzağa düşürür, oklarıyla vurur. Yatağın darlığına dönüş yerinin ıssızlığına, varılacak yerin müşahadesine ve amelin karşılığına götürmek için insanı ölüm kementleri ile bağlar. Böylece önce gelenler sonra gelenleri takip eder.

Sizi dünyadan sakındırıyorum. O tatlı ve güzel görünümlüdür. Şehvetle sarılmıştır; geçici zevklerle kendisini sevdirmiştir. Az olanla beğenilmiştir. Emlerle süslenmiştir. Nimeti ve mutluluğu devam etmez. Felaketinden emin olunmaz. Zarar veren bir aldatıcı yok olmuş bir değişken, helak eden bir fani, doymak bilmeyen bir helak edicidir. Ondan razı olanların ve ona rağbet edenlerin temennisine ulaşırsa Kehf 45. ayetinde belirtilen Münezzeh olan Allahın  '' Onlara şunu da misal göster;  Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış; arkasından rüzgarın  savurduğu  çerçöp haline gelmiştir. Allah her şey üzerinde iktidar sahibidir’’ dediği gibi olmaktan öte geçemez. Dünyada mutluluk içinde olan hiçbir insan yoktur ki, onun saadetini gözyaşı izlemesin. Ona kötülüğünden bir sırt vermeden dünyanın mutluluğundan bir karınla karşılamaz. Onun üzerine şiddetli  bir şekilde bela bulutunu dökmeden ona refah veren yağmuru yağdırmaz. Layık olana yardımcı olarak sabahlarsa, onu inkar edici olarak akşamlar bir tarafı güzel ve tatlı olursa diğer tarafı acılaşır. Bir adam ondan istediği nimete, dünya ona musibetlerden meşakkat yüklemeden nail olmaz. Korku tüyleri  üzerinde sabahlayamadan, ondan güven kandında akşamlayamaz. Aldatıcıdır. İçindeki aldatmadır. Fanidir; üzerinde bulunan, bulan fanidir. Takva hariç, azıklarının hiç birinde hayır yoktur. Ondan az olan kimse, kendisine güven verecek şeyi çoğaltır; çok alan kimse, kendisini helak edecek şeyi artırır ve az olan şeyden de vazgeçer. Ona güvenen nicelerine acı vermiş; nicelerini yere vurmuş; nice kibir sahiplerini hakir kılmış; büyüklenme sahibini zelil hale döndürmüştür. Dünyanın otoritesi zamanın dönmesidir. Yaşantısı bulanık, suyu tuzlu tatlısı azvay( bir tür yaban mersini) usaresi, gıdası zehir, sebepleri çürük, yaşayanı ölüme, sağlıklı olanı hastalığa mahkum, mülkü gasledilen, aziz olanı mağlup, zengini felakete uğramış ve ona sığınanın malı elinden alınmıştır.  Sizden önce, daha uzun ömürlü olan, daha çok eserler bırakan, daha uzun emelleri olan, daha çok hazırlık yapan, daha çok askerleri olanların meskenlerinde değil misiniz? Kendilerini Dünyaya öyle vakfettiler; Dünyayı öyle tercih ettiler ki, sonra onları ulaştıracak bir azıkları ve yolu aşacakları bir binekleri olmadan ondan ayrılıp gittiler. Dünyanın onlar için bir nefsi fidye olarak verdiğini, bir şeyle yardım ettiğini ya da onlara bir dostluk ihsan ettiğini duydunuz mu? Aksine onları kurtçuklarla örttü. Felaketlerle zayıf düşürdü. Musibetlerle harap etti; burunlarını toprağa sürttü, develerin ayak tabanları ile üzerilerine bastı; onlara karşı zamanın afetlerine yardım etti. Dünyanın, sonsuzluk ayrılığına çekip gidinceye kadar ona itaat edeni, onu tercih edeni ve ona meyledeni redettiğini gördünüz. Onlara açlıktan başka azık verdi mi; darlıktan başka bir şeye izin verdi mi; onları karanlıktan başka bir şeyle aydınlattı mı; Pişmanlıktan başka bir son bıraktı mı? Bunu mu tercih ediyorsunuz; ona mı güveniyorsunuz; yoksa onu mu arzuluyorsunuz? Ondan şüphelenmeyen ve ürkmeyen için ne kötü yurttur? Bilin ki - zaten biliyorsunuz- onu terk edeceksiniz ve ayrılıp gideceksiniz. Orada bizden daha kuvvetli kim vardı diyenlerden ders alın. Mezarlarına taşındılar… Hz. Ali’nin dünyanın niteliği hakkında bir konuşması: Başı cefa sonu yokluk olan bir yurdu niteleyemem! Helalinden dolayı hesap, haramından dolayı ceza vardır. Orada zengin olan imtihan edilir. Fakir olan üzülür. Kim onunla konuşmuşsa dünya ona geçmiştir. Kim ondan vazgeçerse ona rastlar. Kim onunla ( Hakkı) görmek isterse, görmesini sağlar ( içindeki mahlukatındaki ol emrinin nuru ile, o mahlukattaki Allahın tecellileri ile görmek kastediliyor. ) Kim onu görmek isterse onu kör eder.( dünyanın sahteliğini, ondaki her şeyin geçici olmasına rağmen kalıcıymış gibi sadece onu görüp, Hakkı unutmak kastediliyor) Dünya bir yurttur ki zevâl bulması, yok olması, ehlinin de onu bırakıp gitmesi, göçüp yitmesi mukadder. Pek tatlıdır, yemyeşil; ama dileyenden tezce kaçar gider; can gözüyle ona bakan varlığından şüpheye düşer. En güzel, en hayırlı bir azıkla göçüp gidin oradan; yetecek şeyden fazlasını istemeyin, sizi götürecek nesneden ziyâdesini dilemeyin ondan. Duyun, bilin ki dünya, öyle bir yurttur ki ondan kurtulmak, esenleşmek, ancak oradayken olur; fakat hiç sanmayın ki dünyaya ait işlere sarılmakla dünyadan kurtulunur. İnsanlar, sınanmak için kapılmışlardır ona; oradan ne elde ederlerse ellerinden alınır; hepsinin de hesabı, kendilerinden sorulur. Ama oradan, ondan gayrisi için ne alırlarsa, onun karşılığını bulurlar, onunla faydalanıp kalırlar. Gerçekten de dünya, akıllılar katında gölgeye benzer; bir bakarsın, uzar, derken kısalıverir. Bir görürsün, yayıldıkça yayılır, derken yok oluverir. Nasıl anlatayım bir yurdu ki evveli mihnettir, meşakkattir; sonu yok olup gitmektir. Helâlinde hesap var; haramında ikap var. Kim o yurtta zenginleşmişse sınanmalara düşmüştür. Kim yokluğa, yoksulluğa uğramışsa hüzünlere batmıştır. Kim onu elde etmeye çalışırsa ondan yiter-gider o; kim oturur, dilemezse ona gelir-çatar o. Kim ibretle ona bakarsa onu görüş sahibi eder o; ama kim ona istekle, hasretle bakarsa, onu kör eder o.

 

     Allah kulları, sizi terk edecek olan şu dünyayı sizin de terk etmenizi dilerim, tavsiye ederim; onun sizi terk etmesini dilemeseniz de, sevmeseniz de o, bedenlerinizi yıpratacaktır; isterseniz siz, onun yenilenmesini, gençleşmesini dileyin. Bir yola koyulan, yürür-gider, derken varacağı yere varır-ulaşır. Kim vardır ki gelecek gün, ona gelip çatmasın. İnsanı dünyada sürüp götüren, insanı dileyip çeken ölüm, sonunda insanı dünyadan ayırır. Dünyanın yüceliğine, dünya ile övünmeye rağbet etmeyin; onun süsüne-püsüne, onun nimetlerine aldanmayın. Derdinden, mihnetinden acıklanmayın. Onun yüceliği de biter-gider; onunla övünmek de bir gün gelir, yiter. Ziyneti de zevâl bulur; nimetleri de yok olur; derdi de sona erer, mihneti de biter.

 

    Dünyadaki her müddetin sonu gelir. Dünyada her diri, sonunda yok olur. Aklınız varsa evvel geçenlerden ibret almaz mısınız? Geçip giden atalarınıza bakmaz mısınız? Görmez misiniz ki içinizden göçüp gidenler gitmekteler; yerlerine kalanlar da durmamaktalar. Görmez misiniz ki dünya ehli, akşamı eder, sabahı bulur çeşitli hallerde: Sonra dünyadan çekinmenizi tavsiye ederim. Çünkü dünya, görünüşte tatlıdır, dile, damağa hoş gelir. Yemyeşildir, taptazedir, göze güzel görünür. Özlemlerle kaplanmıştır; tez elde edilen, fakat hemen geçip giden zevkler yüzünden sevdirir kendini, az bir hoşlukla iyi görünür, dileklerle, ümitlerle bezenir, bezendirir; aldatışlarla süslenir; fakat verdiği sevincin bekası yoktur; onun derdinden, eleminden kurtuluş imkânı bulunamaz. Pek aldatıcıdır, çok zarar vericidir. Geçip gider, yok olup biter; içindekileri de yok eder, sömürür, yer. Onu isteyenler, onu elde etmeye razı olanlar, dileklerini elde etseler bile. noksan sıfatlardan münezzeh olan şanı yüce Allah’ın, “Dünya yaşayışı gökten yağdırdığımız yağmura benzer; yeryüzünün bitkilerini sular, bünyelerine girer de onları yeşertir, yetiştirir; derken bitkileri kurur, ufalanır, yeller de onları savurur-gider ve Allah’ın her şeye gücü yeter” buyurduğu gibi (Kehf, 45) her şey zevâl bulur, bâki kalmaz ve dünyada bundan öte de bir şey olamaz. Hiçbir sevinip gülen yoktur ki dünya ardından onu kedere düşürmesin, ağlatmasın. Dünyanın hiçbir ikbali yoktur ki ardında idbar bulunmasın. Dünyada hiçbir serpintiyle ferahlayan yoktur ki ardından onu belâ sağanağıyla ıslatmasın. Dünyanın şanındandır bu; sabahleyin birine yardım eder, akşamleyin ona düşman kesilir. Bir yanı tatlı olur, sindirirse öbür yanı acı gelir, yerindirir. Kişi, onun zevkine erer, güzelliğini elde ederse, mutlaka tezce belâları çatar ona, dertleri erer.

Dünyada esenliğe kavuşup akşamı eden, mutlaka korkulara düşer de sabahlar. Aldatıcıdır dünya, onda ne varsa hepsi de insanı aldatır. Fânîdir, onda olanların hepsi de yok olur. Dünya azıklarında, suçlardan çekinmekten başka hiçbir şeyde hayır yoktur. Dünyadan az bir şey elde eden, ondan emin olabilecek çok şeye sahip olmuş demektir; çok şey elde edense, kendisine helâk edecek çok şey elde etmiş demektir. Dünya, az bir fırsat verir insana, sonra geçer-gider; o fırsata erense ancak hasret elde eder. Nice ona güvenenleri dertlere uğratmıştır; nice ona inananları helâk vâdîsine atmıştır; nice büyükleri hor-hakir etmiştir; nice benliğe düşenleri alçaltmış-gitmiştir. Dünyanın devleti elden ele dolanır; dünya yaşayışı durulmaz, bulandıkça bulanır. Tatlı suyu acıdır; tadı, dili damağı acıtır. Gıdası ağıdır, öldürür; yapışılacak, tutunulacak her şeyi çürümüştür, kopar, tutanın elinde kalır. Dünyada diri olan, ölümü beklemektedir; sağ-esen kalan, neredeyse hastalığa çatmaktadır. Malı-mülkü alınmış çalınmıştır; orada yücelen mağlûb olmuştur, malına, nimetine sahip olan mihnete uğramıştır; ona komşu olan yağmalanmıştır. Sizden önce uzun ömür sürenlerin, eserleri kalanların, boyuna olmayacak ümitlere düşenlerin, yardımcıları hazır duranların, orduları çok olanların yurtlarında değil misiniz ki? Onlar da dünyaya taptılar, hem de nasıl taptılar? Dinlerini bırakıp dünyayı aldılar; hem de nasıl aldılar? Ondan sonra da kendilerini, konaklayacakları yere götürmek üzere yolluk almadan, o güç yolları-belleri aşacak bineklere binmeden göçüp gidiverdiler. Dünyanın onlardan birini, karşılık bir şey alıp bıraktığını yahut onlara yardım edip dostlukta bulunduğunu yahut da onlarla bir hoşça konuşup dostluk kurduğunu duydunuz mu hiç? Hayır; aksine onları kötü olaylara uğrattı; yaşayışlarını yıprattı; yüzüstü yere attı onları; ayaklarının altında ezdi, bitirdi onları; onlara ancak ölümle yardım etti dünya. Sonunda da ebedî olarak ondan ayrılıp gittikleri çağda, ona uyanları, onu seçenleri tanımadığını, ona dayananları bilmediğini gördünüz mutlaka. Açlıktan, azıksızlıktan başka bir yolluk mu verdi onlara? Darlıktan başka bir yere mi indirdi onları? Yoksa karanlıklardan başka bir ışıklı yere mi kondurdu onları? Yahut nedâmetten başka bir şey mi sundu onlara? Peki, bu dünyayı bunun için mi seçmektesiniz? Bundan dolayı mı gönlünüzü ona vermektesiniz, ona inanmaktasınız, ona sarıldıkça sarılmaktasınız? Bilin, bilirsiniz de, onu bırakıp gideceksiniz, oradan göçeceksiniz: “Kimdir bizden daha kuvvetli” (Fussilet 15) diyenlerden öğüt alın, istemedikleri bineklere bindirilerek kabirlerine indirildiler onlar; konukluğa çağrılmadan mezarlarına kondular onlar. Kerpiç parçalarıyla yapıldı kabirleri; çürüdü, toprak oldu kefenleri; çürümüş kemikler komşuları oldu. Onlar da öyle bir komşu kesildiler ki çağırana gidemezler artık; düştükleri zilleti gideremezler artık; feryat edene aldırış bile edemezler artık. Üstlerine yağmur yağsa ferahlanmazlar; kıtlık gelip çatsa ümitsizliğe düşmezler. Görünüşte bir topluluktur onlar, ama yapayalnızlar. Birbirlerine komşu olmuşlardır; fakat birbirlerinden ayrılmışlardır, uzaklaşmışlardır. Birbirlerine yakındırlar, fakat birbirlerini dolaşamazlar; akraba olmuşlardır; hallerini hatırlarını soramazlar. Kinleri yitmiş, halim, selim olmuş kişilerdir; hasetleri ölmüş, bilgisizdirler. Ne zararlarından korkulur onların, ne kötülüklerini gidermek için bir şey düşünülür haklarında. Yerin üstünü bırakmışlar, karanlığa varmışlardır. Geniş yeryüzünü bırakmışlar, daracık bir yere sığınmışlardır; ehillerinden, ayallerinden ayrılmışlar, garip olmuşlardır. Ayakları yalındır, bedenleri çıplak. Dünyadan, amelleriyle ayrılmışlardır ancak. Ebedî yaşayış yurduna göçmüşler, orada mekân tutmuşlardır. Nitekim noksan sıfatlardan münezzeh olan da, “Önce nasıl yaratmaya başladık, yarattıysak, tekrar yaratacağız; bu, vaadimizdir bizim ve gerçekten de yapacağız, gücümüz yeter yapmaya” buyurmuştur (Enbiyâ,104).

 

Dünyayı kınayan, yeren birisini duyup buyurdular ki '' A dünyayı yeren, kınayan, sonra da onun aldatışlarına kapılan, olmayacak şeylerine aldanan, sonra gene de tutup onu kınamaya kalkışan, dünyaya aldanan sen değil misin ki tutup kötülüyorsun onu? Dünyada suç işleyen sen misin, o mu? Ne vakit yolunu azıttı senin dünya; ne vakit aldattı seni dünya? Bedenleri çürüyüp dağılmış atalarınla mı aldattı seni; yoksa toprak altında yatan analarının mezarlarıyla mı kandırdı seni? Hastalıklarında nice hizmetlerde bulundun onlara; nice çalıştın iyi olmaları için; onların şifâ bulmalarını istedin, hekimlere başvurdun, çâre diledin. Esirgemen hiç birine fayda vermedi; bu hususta dileğin bir türlü olmadı; gücünle, kuvvetinle onlardan ölümü gideremedin gitti. Dünya onların halleriyle örnek gösterdi sana; mezarlarıyla mezarını hatırlattı sana. Dünya, gerçekten de onun sözünü gerçek bilene gerçeklik yurdudur; anlayana esenlik yurdu. Ondan azığını düzene zenginlik yurdudur; öğüdünü tutana öğüt yurdu. Allah dostlarının secde ettikleri yerdir; Allah’ın meleklerinin namaz kıldığı yer. Allah’ın vahyinin indiği yerdir; Allah dostlarının alış-veriş ettiği yer; orada rahmet kazanırlar; orada cennet elde ederler. Kim dünyayı yerebilir, kınayabilir ki o kendisinden ayrılacağını yüce sesle bildirmiştir ona; kendisinin de, ehlinin de zevâlini haber vermiştir ona. Belâsıyla belâya örnek verir; sevinciyle sevince yol gösterir. İnsan, sağ esen yatar; derde, mihnete uğrayıp kalkar. Bunu da insanları teşvik için, korkutmak için, ürkütmek için, çekindirmek için yapar. Yarın nedâmete düşenlerdir onu kınayanlar; başkalarıysa onu överler. Çünkü dünya onları korkutmuştur, korkmuşlardır; onlara söz söylemiştir, doğru bulmuşlardır; öğüt vermiştir, öğüt almışlardır.(4)

 

                                            

(1)İnşiqaq/6 ‘’Ey insan, şüphe yok ki sen, Rabbine ulaşmak için meşakkatler içinde didinir durursun da sonunda ona kavuşursun.’’

 

(2)Tur/21 ‘’……………….herkes kendi kazandıklarına rehindir’’

 

(3)Maide/2

 

(4)Nehc’ül Belağa

 

 

dusuncemektebi.com

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA