Yazar : 364 Gülay Göktürk - 28 Şubat’ın erkekleri
18 Temmuz 2018 Çarşamba

28 Şubat’ın erkekleri

Gülay Göktürk

28-02-2015 09:05

28 Şubat’ın erkekleri

28 Şubat’ın büyük siyasi sonuçları üzerinde 18 yıldır konuşuyor, tartışıyoruz. Oysa daha pek de farkında olamadığımız nice “yan sonucu” var bu sürecin. 
Geçenlerde bir makale okudum. 28 Şubat’ın pek de bilinmeyen,  bilinse de üzerinde durulmayan, özellikle “28 Şubat erkekleri”nin  konuşmaktan da hatırlamaktan da hoşlanmadıkları bir boyutuyla yüz yüze geldim. 
Makale, kendini “hayatı ciddiye alan dergi” olarak niteleyen Lacivert Dergisi’nde Sultan Işık imzasıyla yayımlandı. 
Sultan Işık, 28 Şubat’ın kızlarından biri... O dönemde  arkadaşlarıyla birlikte verdiği başörtüsü mücadelesi içinde çelikleşmiş, olgunlaşmış, o zamandan beri de hayatı, aileyi, kadın olmayı ve kadın-erkek ilişkilerini derinden anlamaya yönelmiş biri. 
Şöyle başlıyor yazısına: 
 “Karar senin, ister başını açar gidersin, istemezsen gitmezsin. Bu senin kararın.” 
“İstersen ileride çalışma ama okula gitmek ve o diplomayı almak zorundasın. Başını açıp gideceksin.” 
“Başını açıp okumanı istemiyorum, izin de vermiyorum. Evi geçindirmene gerek yok zaten senin. Okula gitmesen de olur.” 
Yukarıdaki cümleler 28 Şubat darbesi ile birlikte birçok genç kızın duymak zorunda kaldığı, birçok babanın söylemek zorunda kaldığı cümlelerdi. 
Bu konuşma yapılmalıydı ve bunu yapmak da ailenin reisine düşüyordu elbette. O güne kadar aile reisi olan, son kararı veren, en iyisini düşünmüş ve kendince düşünmeye hâlâ devam eden başörtülü kız babaları zor bir sınavdaydı... 
“Erkeklikle birlikte gelen en önemli kimlik olan babalık belki de en fazla o dönemde zorladı onları” diyor Sultan Işık. Çünkü hangi cümleyi söylerlerse söylesinler vicdanları rahat değildi; doğru yaptıklarından emin değillerdi. Bir yanda o güne kadar savundukları yaşam tarzı, öbür yanda büyük umutlar bağladıkları kızlarının geleceğinden vazgeçmek... Ne yapmaları gerektiğini bilemediler, bocaladılar, sarsıldılar, dağıldılar ve kendilerini var ettikleri en önemli ve küçük alan olan aile içindeki güçlerini yitirmeye başladılar. 
Yaşanan dönem, “erkek” olarak sahip oldukları bütün güçleri birer birer ellerinden almıştı zaten. İşlerinden atılmış, sosyal çevrelerinden dışlanmış, “Yeşil sermaye” diye fişlenip ticaret yapamaz hale gelmişlerdi. Ama hiçbiri, devletin evinin içine kadar girip onu o alanda iktidarsızlaştırması kadar ağır gelmedi 28 Şubat erkeğine...  Devlet, daha büyük bir erk olarak, onun hâkimiyet alanı olan aileye giriyor ve erkeğin o güne kadar borusunu öttürebildiği alanı elinden çekip alıveriyordu. O zamana kadar kızını uçan kuştan koruyan, eve giriş çıkış saatlerine bile müdahil olan baba, şimdi kızının hayatındaki en önemli meselede onu koruyamıyor; “karar verici” olmaktan çıkıp, “kırk katır mı-kırk satır mı” arasında seçim yapan çaresiz bir insana dönüşüyordu. 
Sultan Işık muhafazakâr erkeklerin bu “zor sınavı” sadece baba olarak değil, eş olarak, hatta işveren olarak da vermek zorunda kaldıklarını anlatıyor makalesinde. 
“Başörtülü bir kadını yanında taşımanın savaşta beyaz bayrak göstermek değil, gelin beni vurun diye siperden ülke bayrağı sallamak gibi bir şey olduğu” o günlerde, eşinden utana sıkıla başını açmasını isteyen kocalar; evlenmeyi düşündükleri kızlara evlenirlerse başlarını açıp açamayacaklarını soran delikanlılar; işyerlerindeki başı kapalı personelden rahatsız olan, başı açık personel çalıştırmayı tercih etmeye başlayan dindar işverenler... 
Ve verilen her tavizle, atılan her geri adımla birlikte biraz daha örselenen öz saygı... 
Madalyonun öbür tarafında da geleceğine sahip çıkmak için devlete - ve bazen de baba otoritesine-  karşı bayrak açan; bu mücadele içinde güçlenen ve öz güven kazanan genç kızlar... 
28 Şubat travması, birçok şeyin yanı sıra, muhafazakâr ailelerin yapısını ve kadın erkek rollerini de geri dönülmez bir biçimde değiştirdi. Aile reisliği sorgulanan erkekler ve dinini bireysel bir seçim olarak yaşayan, ilkeli, sorgulayıcı ve dönüştürücü, muhafazakâr bir kadın kuşağı çıktı ortaya... 
Şu anda 30’larını süren bu kuşakla sık sık panellerde, toplantılarda, sivil toplum kuruluşlarında, üniversitelerde karşılaşıyorum. Ve onları görür görmez gözlerinden tanıyorum. Büyük bir meydan savaşından muzaffer çıkmış olmanın gururuyla ve özgüveniyle pırıl pırıl parlıyorlar. Bütün engellemelere rağmen eğitimlerini başarıyla tamamlamış ve işlerinde son derece yetkin olan bu genç kadınları bundan sonra hayatın her alanında daha çok göreceğimizden eminim. 

AKSAM

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Günün Makaleleri

ANKET - ARAŞTIRMA