Yazar : 335 Abdussettar Kasım - Mescid-i Aksa'nın umudu Batı'ya kaldı
26 Nisan 2017 Çarşamba

Mescid-i Aksa'nın umudu Batı'ya kaldı

Abdussettar Kasım

07-11-2014 08:42

Mescid-i Aksa'nın umudu Batı'ya kaldı

İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallerine dair haberler, 1967 yılından bu yana hiç kesilmedi. Bu ihlallere karşı Arapların açıklamaları sürüyor. Keza, Birleşmiş Milletler (BM) ve çeşitli uluslararası örgütlere yönelik şikayetler de... Süreç içinde Arapların uluslararası meşruiyete ve uluslararası hukuka bağlılığı ise daha sağlamlaştı ve adeta profesyonel bir hâl aldı.

Kudüs'ün Yahudileştirilmesi, yükselen bir dozda hep devam etti. Keza Aksa'yı ele geçirme amaçlı girişimler de... Tüm bu gelişmeler açıkça Arap halkları, Arap ve İslam ülkeleri, farklı (milliyetçi, sosyalist ve dini) eğilimde Arap ve İslamcı partilerin gözleri önünde cereyan ediyor. Ama İsrail'in caydırılması ve Müslümanların kutsallarının kurtarılması yönünde pratikte hiçbir eylem ve ciddi bir girişime rastlanmıyor.

Araplar, geçen zamanla birlikte artık, İsrail'i kınayan beyanatlarla Aksa'yı savunanların aslında bundan daha fazlasını yapamayacaklarına ikna olmuş olmalılar. Dolayısıyla bu kimselerden anlamsız ve İsrail'in dikkatini çekmeyen dedikodulardan fazla bir şey beklememeliler.

 

Artık Araplar geçen zamanla birlikte İsrail'i kınayan beyanatlarla Aksa'yı savunanların aslında bundan daha fazlasını yapamayacaklarına ikna olmuş olmalılar. Dolayısıyla bu kimselerden anlamsız ve İsrail'in dikkatini çekmeyen dedikodulardan fazla bir şey beklememeliler.

 

 

 

İsrail'in açıklanmış planları

1967'de işgal edilen topraklar ve kutsal mekanların durumuyla ilgili haberlere kulak kabartan Araplara, İsrail'in hesapta olmayan sürpriz adımlar atacağı izlenimi veriliyor. İsrail, Müslümanların kutsal mekanları her çiğnediğinde, gelişmelere dair haberler sanki İsrail daha önce ilan edilmemiş yeni bir politika izliyormuş gibi aktarılıyor. Ve Arapların yeni komplolara karşı daha dikkatli olması gerekiyormuş izlenimi oluşturuluyor.

Oysa bu tam bir aldatmacadır. 1948'de kurulduğundan beri İsrail, kutsal şehir Kudüs ve onun dini mekanlarına dair belirli aralıklarla değişen planlar belirledi. Hatta Siyonist hareket, İsrail kurulmadan önce, şehirlerin planları için Avrupalılardan yardım istedi, Yahudilik ve Siyonizm'in siyasi ve dini bakış açısıyla örtüşen planlar çizmeye çalıştı. 1967'den itibaren, Kudüs planlarını kamuoyuyla paylaştı ve bu alanda hiçbir hususu gizlemedi. Mescid-i Aksa'nın altında kazılar yapıp tüneller açarak asıl niyetini defalarca gösterdi. Hatta bunları, Kudüs ve oradaki kutsal mekanlar gerçeğini değiştirmeye çalışan pratik politikalar olarak tedricen dünyanın önüne koydu.

Arapların ve Filistinlilerin sorunu, okumamaları ve okumak istememelerinden kaynaklanıyor. Mütemadiyen, İsrail'in faaliyetleri onları şaşırtıyormuş ve onu durdurmak için gerekli önlemleri alacaklarmış görüntüsü veriyorlar. İsrailliler ise siyasal, kültürel ve eğitim programlarında, Kudüs ve onun barındırdığı İslami kutsal mekanların Yahudi inancındaki kutsallığı ve konumuna yoğunlaşmak suretiyle herşeyi ortaya seriyorlar. Tel Aviv, Kudüs'ün İsrail'in ebedi başkenti olduğu ve Kudüs başkent olmadıkça İsrail'in kalbinin olmayacağı söylemini sürekli tekrarlıyor.

Kaldı ki İsrail, dünyada barış ve sevginin ancak Yahudilerin iddiaları doğrultusunda, yüzyıllardır Mescid-i Aksa'nın bulunduğu yerin altında kurulduğu varsayılan Süleyman Tapnağı'nın yeniden inşa edilmesiyle gerçekleşeceğini savunuyor. Nitekim İsrail'in kültürel çalışmalarına bakanlar, sadece Kudüs ve Aksa'ya dair Yahudiliğin öğretileriyle yetinmediğini, nesillerin bilincine bazı kanaatleri kazımak amacıyla çocuklar ve gençler için Filistin'in dört bir yanına turlar düzenlediğini görebilirler.

Filistin'in tutumu

Filistinliler elbette İsraillilerin eylemlerini kınama noktasında birleşiyorlar; farklı renkleriyle tüm Filistin medya organları, İsrail politikalarını uzun uzun eleştiriyor, İsrail'in şu ana kadar uyguladığı Yahudileştirme politikaları etrafında programlar yapıyorlar. Bunların dışında Filistin tutumu tekdüze değil.

Filistin Yönetimi'nin temsil ettiği resmi düzlemde ise Filistinliler, 20 yılı aşkındır İsrail ile 'güvenlik koordinasyonu dönemi' yaşıyorlar. Bu dönem, İsrail ile işbirliğine girip Filistin güvenlik organlarının çalışması, Filistinlilerin izinin sürülmesi, direnişin silahlarının toplanması ve Filistin direnişine destek amacıyla gönderilebilecek paraların takibi üzerinden İsrail'in güvenliğini koruma dönemidir.

Bu yüzden İsrail, direnişçilerin izini süren ve kendisinin dünya çapındaki konumunu etkileyebilecek yeni bir intifadaya yol açacak faaliyetleri engelleyen Filistinli bekçiden emin bir şekilde çeşitli ihlallerde bulunuyor. Lakin Filistin Yönetimi, Yahudi yerleşim birimleri inşaatının sürmesinin müzakere sürecini yıktığı, İsrail'in politikalarının barış sürecini tahrip ettiği, kırmızıçizgi olan Mescid-i Aksa'nın kapatılmasının savaş ilanı anlamına geldiği vb. pratik içerikten yoksun boş ifadelerle Arapların sürekli duyduğu klasik açıklamalar yapmakta cimri davranmıyor.


 

Birisi İsrail'in artık kırmızıçizgiyi aşıp aşmadığını sorsa, Filistin Yönetimi'nin tepkisi nasıl olacak doğrusu merak ediyorum. İsrail ile müzakere sürecinin Filistinlilerin ekip biçtiği bir hayır getireceğine dair ortada bir umut kaldı mı? Aksa'nın kapatılması eğer savaş ilanıysa, Filistin Yönetimi nasıl savaşacak?

Filistin Yönetimi, kapılarını direnişe açmalı ve elini Filistinli gençlerin faaliyetlerinden çekmelidir. Ki böylelikle bu gençler, vatanı ve kutsal mekanları savunma noktasında rollerini oynayabilsinler. 

Diğer yandan hareket etmeleri ve faaliyette bulunmaları yasak olan direniş gruplarının, özellikle Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli direniş örgütlerinin kendi pozisyonları var. İsrail ile mücadele etmek isteyen Hamas ve İslami Cihad, bu yolda fedakarlık yapma eğilimindeler. Açık bir kapı bulsalar, faaliyetlerini cesurca ve kahramanca yerine getirirler. Fakat, Filistin Yönetimi'nin onlara pusu kurması; üye, silah ve paralarının izini sürmesi; işlerinden uzaklaştırması ve rızık peşine düşmek zorunda kalmaları gibi sorunlar yaşıyorlar. Bu yüzden, son yıllarda organize direniş eylemleri gerçekleştiremediler; ortaya koydukları direniş genelde bireysel eylemlerle sınırlı kaldı.

 

Bireysel eylemler de İsraillileri etkileyebilir ancak organize eylemler daha yararlıdır. Filistin Yönetimi, kapılarını direnişe açmalı ve elini Filistinli gençlerin faaliyetlerinden çekmelidir. Ki böylelikle bu gençler vatanı ve kutsal mekanları savunma noktasında rollerini oynayabilsinler.

Filistin halkı, direnişe hazırdır; İsrail'in birbiri peşi sıra gelen saldırgan uygulamaları karşısında hakarete uğramışlık ve aşağılanmışlık duygusu içindedir; hâlâ tarihi bir olay gerçekleştirme gücüne sahiptir. Filistin halkının asıl sorunu, Filistin Yönetimi çatısı altında geçen yıllar boyunca kendi ulusa kültürüne yönelik saldırılara maruz kalmasıdır. Zira Filistin Yönetimi, ulusal kültüre karşı tüketim kültürünü geliştiren politikalar izlemiştir.

Ayrıca Filistin halkının imha edilmesi yolunda Batılı ülkeler, İsrail ve bazı Filistinliler, ulusal kaygılardan uzaklaşan Filistinlilerin hayatlarında özel kaygılar oluşturmak için çok çalıştılar. Çoğu insan, sadece geçimini sağlama, para kazanma ve müreffeh bir yaşam sürme arayışına girdi. Ulusal kaygı, Filistin sahasında çok geriledi. Bunun en büyük kanıtı, mücahit Mutaz Hicazi'nin 30 Ekim 2014 sabahı şehit edilmesi akabinde Filistin'in nüfuz merkezlerinin çoğunluğunda Kudüs ile sıfır etkileşime girilmesidir.

Bunların yanı sıra Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, daimi suretle yeni intifadaya izin vermeyeceği söylüyor ve 2014'teki Gazze Savaşı sırasında intifadanın patlak vermesini engellemeye çalıştığını vurguluyor. Özetle Batı Şeria'daki Filistin halkı tam bir kuşatma altında ve İsrail'in meydan okumalarıyla mücadele etmeleri engelleniyor. Gazze'deki Filistin halkı ise ablukanın ve Gazze Şeridi dışında hareket edememenin acısını yaşıyor.

Geriye bir tek 1948'de işgal edilmiş topraklardaki Filistin halkı kalıyor. İslam'ın kutsal mekanlarının güvenilir bekçisi olan bu halk, Kudüs için gereken kurbanları vermekte asla cimri davranmaz. Maalesef, 1948'de işgal edilen topraklardaki Filistin hareketinin kendi vatanı ve kutsallıklarını savunma noktasındaki özgürlük alanı, 1967'de işgale uğrayan topraklar ve Arap ülkelerindeki Filistin hareketinin özgürlüğünden daha genişti.

Arap devletleri

Şimdi Arap vatanı, Bazı Arap aydınların 'Arap-İsrail suç ortaklığı dönemi' adını verdiği bir Arap-İsrail ittifakı sürecini yaşıyor. Kanımca bu suç ortaklığı, çok daha eskiydi, İsrail ile Arap rejimlerinin çoğunluğunun ilişkileri şimdilerde açık ittifaka evrildi. Ortada Gazze ve Lübnan'ın güneyindeki Arap direnişine karşı İsrail ile işbirliği yapan Arap devletleri, İsrail'in güveni ve rahatını sağlayan Arap orduları ve ellerindeki verileri İsrail'e sunan Arap istihbarat teşkilatları seli var.

2014 yazında yaşanan Gazze Savaşı sırasında İsraillilere bu ittifakı müjdelerken adeta kendinden geçen Başbakan Binyamin Netanyahu, yapılan işbirliğinin pratiğini bizzat test etti. Birçok Arap ülkesi, bilhassa Mısır, son Gazze Savaşı sırasında direnişi zayıflatıp İsrail iradesine teslim olmaya zorlamak için Gazze'yi boğmakta kararlılık gösterdi.

Halbuki Araplar BM'ye gidip İsrail'i şikayet edebilirler ve uluslararası hukuktan bahsedebilirler. Fakat hukuku güçlüler belirler ve uygular. Zayıfların ise hukuk karşısında kazanma şansı azdır. Arap rejimleri, acziyetleri ve İsrail ile mücadeledeki isteksizliklerinin üzerini örtmek için uluslararası sahayı ne kadar da çok kullandılar! Bu yüzden Mescid-i Aksa, beklediği Arap yardımı gelmeyeceği için öfkesine artık hakim olmayacaktır.

 


 İsrail'in provokatif politikaları, kitlelerin rejimlere yönelik kinlerini çoğaltmak suretiyle rejimlerin geleceğini tehdit edebilir. Bu da Batı'nın çıkarlarına olumsuz yansıyabilir.

 

Uluslararası saha

 

Mescid-i Aksa birilerinden hayır umacaksa bu ancak Batılı ülkeler olabilir. ABD ve diğer Batılı ülkeler, İsrail'in eylemlerini bazen kınayıp bazen temkinli yaklaşsalar bile onun Yahudileştirme politikalarını destekliyorlar. İsrail'e her türlü desteği sunuyorlar; İsrail'in güvenliğini sağlamaya ve Arapları onunla işbirliği yapmaya teşvik etmekte kararlılar. Lakin Batılı ülkeler, kutsal mekanlarla ilgili konularda denge noktasının açık ve aşırı derecede bozulmasını desteklemiyorlar.

Bu denge noktası, İsrail'in Kudüs'teki kutsal mekanları, bölgedeki gerginliği tırmandırabilecek siyasi sarsıntılara başvurmaksızın, sorunsuz ve pürüzsüz şekilde ele geçirmek hedefiyle tedricen ilerleyebileceği aşamaya tekabül ediyor. Yani denge noktası, sabit değilse bile İsrail lehinde yavaş ve tedricen değişkendir. Daha ziyade, istikrarlı bir pazardaki arz-talep denge noktasına benziyor.

Avrupalılar ve Amerikalılar, genelde İsrail'e, politikalarının Arap ve Müslüman halkları provoke etmemesi yönünde baskı yaparlar. İsrail'in provokatif politikaları, kitlelerin rejimlere yönelik kinlerini çoğaltmak suretiyle rejimlerin geleceğini tehdit edebilir. Bu da Batı'nın çıkarlarına olumsuz yansıyacak bir durum doğurabilir.

Batı'nın çıkarları, Arap-İslam rejimleri ve Filistin Yönetimi'nde adeta kök salmış durumda. Ortadoğu'daki Batılı çıkarların istikrarı için mevcut rejimler tehlikeye düşmemeli. Bu yüzden İsrail, 30 Ekim 2014'te kapattığı Mescid-i Aksa'nın kapılarını açması için Batı'dan gelen yoğun baskılara boyun eğdi ve kapıları açtı. Bu da demek oluyor ki etkin Batılı ülkelerin çıkarları Aksa'ya hizmet edebilir, şu an yıkılması veya istila edilmesini engelleyebilir.

Geleceğe dair öngörülere gelirsek; İsrail, Batı Şeria ve Kudüs'ün Yahudileştirilmesi ve Mescid-i Aksa'nın istila edilmesi politikalarını sürdürecektir. Şu an Filistin, Arap ve İslam ülkeleri düzleminde hakim olan şartların gölgesinde İsrail, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, o politikalarında da başarılı olacaktır. Yine de İsrail şimdilerde, her geçen gün toparlanan direniş güçlerine tosluyor. Bu direniş, Mısır'da hali hazırdaki rejimin politikalarını değiştirmesi veya kendi iç siyasi konularına boğulması halinde büyük bir ivme kazanacaktır.

Ne olursa olsun gelecek direnişindir. Filistin direnişi abluka altında olsa ve boğulmaya çalışılsa da Lübnan direnişi güven veren bir askeri konumdadır ve İsrail'i caydırabilir.

İsrail denen bu cüce, her halükarda Arap devi üzerindeki efendiliğini sürdüremez. Tarihin hikayesi vardır. İsrail gibileri geçici süre zalimce davranırlar ancak çok geçmeden süratle alaşağı olurlar.

Abdussettar Kasım, Filistinli siyasetçi ve Necah (Nablus) ve Kudüs Üniversitelerinde Öğretim Görevlisi. Siyaset Bilimi uzmanı olan Kasım'ın, Filistin Enformasyon Merkezi başta olmak üzere bazı gazete ve internet sitelerinde makale ve araştırmaları yayımlanıyor.

ALJAZEERA

YORUMLAR
  • Mustafa Öner   12-07-2016 14:44

    israil bölgede nitelikli ilişkiler geliştirebileceği halkı müslüman ülkeler edinebilirse ki bunların başında Türkiye ile Mısır gelir ömürünü belki biraz uzatabilir ama inançları ve bölgedeki varlık nedenleri itibari ile yok olmaya mahkum gözüküyorlar. İslam ümmetine sığınmak ve islam ümmeti ile barışıp Filistinlerden işgal ettikleri toprakları iade etme cesaretini gösterirler ise hayat hakları İslam ümmetinin korumasında olur! dün olduğu gibi. her ne kadar bugün hala öldürüyor olsalar da yarı kaçacak delik bulamayacakları bir kehanet değil!

Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Destekliyorum
Desteklemiyorum
Kararsızım