Yazar : 325 Seyit Tümtürk - Uygur Türkleri zulüm altında
27 Temmuz 2017 Perşembe

Uygur Türkleri zulüm altında

Seyit Tümtürk

27-10-2014 00:37

Uygur Türkleri zulüm altında

Doğu Türkistan tarihte Türklerin ilk var oldukları ve Karahanlılar Devleti (840-1212) Hükümdarı Abdulkerim Satuk Buğrahan ile birlikte toplu hâlde İslam'ı kabul ederek ilk Türk İslam devletinin kurulduğu coğrafyadır.

Yakın tarihimizde Hoca Niyaz Hacı önderliğinde 1933'te Kaşkar'da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruldu. 1944'te ise Gulca'da Doğu Türkistan Cumhuriyeti adıyla Alihan Töre önderliğinde ikinci bağımsız Türk devleti kurulmuştur. Her iki devlet de Çin tarafından yıkılmıştır. 1949'daki Mao'nun kızıl devrimiyle Doğu Türkistan uluslararası hukuk kuralları ihlal edilerek işgal edilmiştir. Çin komünist yönetiminin fiziki işgali ile birlikte Doğu Türkistan'da devletin tüm imkânları seferber edilerek sistematik bir asimilasyon süreci başlatılmıştır. Uygurların ana vatanı olan Doğu Türkistan 65 yıldır Çin işgalindedir.

Çin yönetimi 1949'da Doğu Türkistan'ı işgal ettikten sonra bölgede başlatmış olduğu sözde devrimlerle din ve vicdan hürriyeti başta olmak üzere eğitim, sosyo kültürel, ekonomik alanlardan çevre ve ekolojik dengeye varıncaya dek her alanda büyük yıkım gerçekleştirmiştir.

  • İşgalle birlikte ne kadar siyasi önder, aydın, bilim adamı, din adamı, zengin, kanaat önderi varsa tutuklanmıştır. Sözde halk mahkemelerinde savunma hakları ellerinden alınan insanların birçoğu kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Birçoğu da ağır cezalarla hapislerde cürümüştür. Çin, öndersiz kalan halkı istediği gibi yönetme imkânı bulmuştur.
  • Çin işgalci yönetimi 1966-1997 yılları arasında Doğu Türkistan'ın Lobnor bölgesinde 11'i yer altında olmak üzere toplam 46 nükleer deneme gerçekleştirmiştir. Bunun sonucu olarak yüzbinlerce Uygur yaşamını yitirmiştir. Nükleer denemeler sonucu yayılan radyoaktif serpintiden dolayı günumüzde dahi bölgedeki insanlar başta kanser olmak üzere birçok ölümcül hastalığa karşı yaşam mücadelesi vermektedir. Çevre ve ekolojık denge tahrif edilmiştir.
  • Dini afyon olarak tanımlayan Çin yönetimi Doğu Türkistan'daki Müslümanlara karşı dinsizleştirme politikaları uygulamış, din ve vicdan hürriyetini engellemiştir. Başörtüsü ve sakalı yasaklayarak Müslüman Uygurların ibadetlerinin yanı sıra yaşam biçimlerine dahi müdahale edilmektedir. Ramazanda oruç yasaklanmıştır. Kamu Güvenliği Bakanı, geçen yıl bir basın mensubunun "Orucu neden yasakladınız?" sorusuna "Biz halk sağlığını ve iş verimliliğini gözeterek orucu yasakladık" cevabını vermiştir. Uygurların camiye giriş yasağıyla ilgili şu bildiri de durumu özetlemektedir: 

"Komünist parti üyeleri, 18 yaşından küçükler, işçi ve memurlar, kadınlar ve öğrencilere giriş yasağı konulmuştur."

  • Doğu Türkistan'da 1985 yılında yürürlüğe konulan bir uygulamayla şehirde yaşayanlara bir çocuk yapma kırsalda yaşayanlara iki çocuk kotası getirildi. Yaklaşık 29 yıldır uygulanan bu politika sonucu mahallelerdeki ajanlar vasıtasıyla tespit edilen 7-8 aylık hamile kadınlar bile doğuma birkaç hafta kala polis nezaretinde yakalanarak zorla kürtaj edilmekte. Zorunlu kürtaj sonucu milyonlarca bebek dünyaya gelmeden katledilmektedir. Bu uygulamayla Uygur nüfusunun artışının engellenmesi hedeflenmekdir.                      
  • Son yıllarda Uygurlara yönelik çift dilli eğitim projesi adı altında ikili eğitim başlatılmıştır. Bu proje kapsamında her geçen gün Uygur Türkçesinin alanı daraltırılırken Çince yaygınlaştırılmaktadır. Bu çerçevede 6-7 yaşındaki yüzbinlerce Uygur çocuk ailelerinden yurtlarından koparılarak Çin'in iç bölgelerine zorla götürülmektedir. Amaç Komünist partiye sadık birer köle, kendi milletine karşı birer hain yetiştirmektir. 
  • Aynı yıllarda başlatılan diğer bir projeyle de 18-25 yaş arası Uygur gençlerinin iş vaadiyle Çin'e götürülmesidir. Bugün sayıları 500 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Çin'in Şavguan eyaletinin Gangdong bölgesinde gençlere yapılan saldırılar, tarihe 5 Temmuz 2009 Katliamı olarak geçen olayların yaşanmasına sebep olmuştur.                              
  • Doğu Türkistan'a göç teşvik edilerek bölgenin demografik yapısı Çinlilerin lehine değiştirilmiştir.                                
  • Toprak reformu adı altında yerli halkın toprakları ellerinden alınmış ve Çinlilere dağıtılmıştır. Her türlü etnik, dinsel ve kültürel ayrımcılık devlet eliyle yapılmaktadır.                      
  • Asimilasyonun aracı olarak Uygur ve Çinlilerin karma evlilikleri teşvik edilerek evlenenlere başta düğün masraflarının karşılanması olmak üzere ev, iş kredisi ile her türlü imtiyaz sağlanmaktadır. Çinin asıl amacı Doğu Türkistan'ı kendi koydukları Sincan (Sincan "yeni sınır", "sonradan kazanılan toprak" anlamına gelmektedir) ismine uygun olarak asimile edip Çinlileştirmektir.  

Doğu Türkistanlı Uygurların en büyük korkusu asimile olmak                    

Bugün Uygur Türkleri'nin Çin işgalci yönetiminden en büyük şikâyetleri ve korkuları asimile edilme endişeleridir. Bu endişelerinde de kesinlikle haklılar. Çünkü 1949 yılında Doğu Türkistan Çin tarafından işgal edildiğinde bölgede Çinli göçmen nüfusu yerel halk olan Uygurlara oranla yüzde 3-5 civarındaydı. Bugün ise Çin'in bölge halkını devletin tüm imkânlarını kullanarak asimile etme projeleri neticesinde neredeyse yüzde 40-50'ye ulaşmıştır.

Çin, Doğu Türkistan'ın nüfusunu azınlık konumuna düşürerek gelecekte demokratikleşse dahi olası bir referandumda bölgenin kendi toprakları olarak kalmasını hedeflemektedir. Bütün planlarını bunun üzerine kurmuştur. Çin Komünist yönetimi 1.3 milyarlık nüfusunu başta Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri olmak üzere Tibet ve Moğollar ile başka azınlık milletler üzerinde stratejik bir silah olarak kullanmaktadır. 

Uygurların Çin'den talepleri

Doğu Türkistanlı Uygurların Çin'den talepleri öncelikle Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde çerçevesi belirlenmiş ve imza altına alınmış olan uluslararası hukukun uygulanmasıdır. Uygurların taleplerini şu şekilde sıralayabilriz.

  • İnsanların yaşam hakkına saygı duyulması.                                              -
  • Eğitim haklarının verilmesi.
  • Yargı bağımsızlığının sağlanması.
  • Müslüman Uygurların din ve vicdan hürriyetlerinin önündeki engellerin kaldırılması.
  • Doğum kontrolü ve aile planlaması adı altında getirilen çocuk kotalarının kaldırılması.
  • Bugün sayıları yüzbinleri aşmış olan 18-25 yaş arasındaki genç kızlarımızın iş vaadiyle zorla Çin'e götürülmesinin durdurulması.
  • Çift dilli eğitim adı altında ailelerinden zorla koparılarak Çin'e götürülen 6-7 yaşlarındaki çocuklarımızın ailelerine teslim edilmesi. Dünya tarihinde benzeri görülmemiş bu asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi.
  • Tarihe Urumçi olayları olarak geçen katliamda öldürülenlerin isimlerinin açıklanması, kayıpların ve cezaevlerindeki tutukluların tespit edilmesi. Bağımsız gözlemciler nezaretinde 5 Temmuz 2009 katliamının gerçek boyutlarının araştırılması. 

Uluslararası toplumun duyarsızlığı                                                               

Uluslararası toplumun Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerine yönelik hukuk ihlallerine karşı sessizliği bizleri derinden yaralamaktadır. Çin yönetimi masum Uygur sivil halkı 'radikal İslami terör' bahanesiyle çok ağır cezalandırıp dünyadan izole etmekte, her türlü devlet terörünü uygulayarak kendini haklı göstermeye çalışmaktadır. Bunun son örneği 5 Temmuz 2009'daki tüm dünyanın adeta canlı yayında izlemiş olduğu Urumçi katliamında sergilenmiş ve dünya kamuoyunun sessizliği bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır.

Demokrasinin beşiği olduğunu iddia eden Batılı ülke ve kurumlar adeta sınıfta kalmıştır. Başta BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Urumçi'deki katliam karşısında sessiz kalmıştır. Bu da bize dünyada barışı, huzuru adaleti ve istikrarı temin etmekle yükümlü BM'nin misyonundan ne kadar uzak olduğunu göstermiştir. Avrupa Parlamentosu da Çin'i açıkça kınayamamıştır.

Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinin hiçbiri Çin önderliğindeki Şangay İşbirliği Örgütü'ne üyeliklerinden dolayı tek kelime dahi edememiştir. İslam dünyası da müttefik ve sözüm ona kendileri için adeta bir kurtarıcı olarak gördükleri Çin'i küstürmemek için sessizliğe bürünmüştür. Oysa İslam dünyası için umut olarak gördükleri Çin'in Doğu Türkistan'daki Müslüman Uygur Türklerine yapmış oldukları her türlü zulüm ve katliamlar ortadadır. Bugün dahi Beşşar Esed'in Suriye'de halkına karşı yapmış olduğu katliamların arkasındaki en büyük destekçilerden biri Çin'dir. Aslında Çin'in Doğu Türkistan'daki ve Suriye'deki tavrı İslam dünyasına karşı gerçek niyetlerini ifade etmektedir.

Tüm olumsuzluklara rağmen olaylar karşısında Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Çin, Doğu Türkistan'daki katliamlarını derhal durdurmalıdır. Aksi takdirde konuyu BM olmak üzere tüm uluslararası kuruluşlara taşıyacağım" sözü Çin'de büyük etki yapmıştır. Ve belki de Türkiye'nin bu adaletli tavrı neticesinde masum binlerce Doğu Türkistanlı Uygurun katliamının önüne geçilmiştir.

Sonuç olarak uygurlar Çin'deki değişimden bir umut bekliyordu. 2012 yılı sonunda Çin'de devlet başkanlığına Hu Jintao'nun yerine Şi Cinping'in gelişi ile birlikte beklenen reformlar ve değişim maalesef gerçekleşmedi. 26 Nisan 2014'te Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'ye kalabalık bir heyetle ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren Şi Cinping, burada sözde teröre karşı acımasız olacağını söylemiştir. Bir gün sonra tarihi Kaşgar şehrinde askeri birliklerde ve karakollarda moral ziyaretleri gerçekleştirmiştir. Burada da Kaşgar'ın terörizmle mücadelede ileri üs olacağı mesajını vermiştir. Ziyaretten iki gün sonra 30 Nisan'da Urumçi tren garındaki patlamayla verilen mesaj çok sert olmuştur.

Çin'deki iktidar değişiklikliğine rağmen Doğu Türkistan'daki değişmeyen politikalar bölgeyi adeta bir cehenneme çevirecektir. Çünkü Çin yönetimi, Uygurlara başka seçenek ve çıkış yolu bırakmamıştır. Hiç arzu etmememize rağmen Pekin'deki, Künmin'deki, Urumçi'deki, Kaşgar'daki olaylar bunun habercisidir. Bunda Çin'e karşı 'dur' demeyen uluslararası toplumun da sorumluluğu vardır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA