Yazar : 303 Ian Buruma - İsrail neden sivilleri bombalıyor?
26 Nisan 2017 Çarşamba

İsrail neden sivilleri bombalıyor?

Ian Buruma

12-08-2014 09:30

İsrail neden sivilleri bombalıyor?

İsrail en son 2009'da Gazze'de savaşırken, dönemin Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, yaşanan çatışmayı Amerika ile Japonya arasındaki savaşa benzetmişti. Yüksek maliyetli bir kara işgaline gerek olmadan, düşmanı havadan bombalayarak dize getirmek mümkündü.

Ölçüyü aşan bu kıyaslama tamamen de yanlış sayılmazdı. Bugün de aynısı geçerli. İsrail'in Hamas yönetimi altındaki Gazze'ye yönelik stratejisi o zaman da havadan azami hasar vermek şeklindeydi; hâlâ da öyle. İsrail'in, Filistinli komandoların İsrail'e sızmak için kullandıkları tünelleri kapatmak için meşru bir sebebi olduğunu kabul etsek bile, bu durum okulların, elektrik santrallerinin, hastanelerin, camilerin ve kalabalık sivil alanların bombalanmasının niçin gerekli olduğunu açıklamıyor.

İsrail'in bu konudaki resmi açıklaması, Filistin tarafının elindeki füzeleri bu sivil bölgelerde sakladığı yönünde. Bu doğru da olabilir. Fakat diğer yandan görünen o ki, İsrailli liderler, Gazze ve halkını bombalarla vurarak Filistinlilerin moralini bozacaklarına inanıyor. Hatta bir noktada insanların bıkıp vazgeçeceğine ve belki de yöneticilerine düşman olacaklarını düşünüyor.

"Stratejik bombardıman" veya "terör bombardımanı" olarak adlandırılan bu savaş yöntemi, "hayati merkezleri" yok ederek insanların iradesini kırmak üzere geliştirilmiş bir yol. 1920'lerde ortaya atılan bu fikrin başlıca savunucuları, İtalyan general ve hava gücü teorisyeni Giulio Douhet, Amerikan Hava Kuvvetleri'nin babası kabul edilen general William Mitchell ve İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin kurulmasında emeği geçen generallerden Hugh Trenchard idi.

İngilizler bu taktiği ilk kez 1920'lerin ortasında Mezopotamya'da kullandı. Sömürgecilere karşı ayaklanan Iraklı ve Kürt isyancıların iradesini kırmak için, köyleri havadan bombalayarak adeta haritadan sildiler. Hatta kimi yerlerde hardal gazı bombası bile kullanıldı. Akan kanın zirve yaptığı nokta ise, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ağustos 1945'te atom bombası kullanarak Hiroşima ve Nagazaki'yi imha etmesi oldu. Belki, Lieberman'ın aklından geçen de bu olabilir.

Stratejik bombardıman yönteminin kullanıldığı başka pek çok örnek de oldu. Mesela Nazi Almanyası, Londra, Birmingham ve Coventry dahil birçok bölgeyi ani hava saldırılarıyla bombalayarak İngilizlerin moralini bozmaya çalışmıştı. Japonlar, Çan Kay Şek idaresindeki Çin'e bir türlü boyun eğdiremeyince, bombardıman uçaklarıyla Şanghay, Çongçing ve Hankou'da terör estirdi. Almanlar, 1940'larda Rotterdam şehir merkezini yerle bir etti.

1943'ten itibaren Trenchard’ın "Bombacı" lakaplı öğrencisi Arthur Harris, Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne bağlı savaş uçaklarıyla Almanya'nın hemen her şehrine defalarca saldırdı. Almanlar, geceleri Kraliyet Hava Kuvvetleri, gündüzleri ise Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından bombalanıyordu.

Japonya'yı ise daha kötüsü bekliyordu. Hiroşima ve Nagazaki'nin yerle bir edilmesinden çok önce, Amerikan Hava Kuvvetleri, General Curtis LeMay komutasında Japonya'nın tüm büyük şehirlerini yakıp kül etti.

Stratejik bombardıman, tüm sivillerin askerî, dolayısıyla meşru hedef sayıldığı "topyekûn savaş" kavramına ait bir uygulama. Mesela LeMay, 1965 yılında bir türlü alt edemedikleri Kuzey Vietnamlıları "her yeri Taş Devri'ne dönene dek bombalamakla" tehdit etmişti.

Başarısız fakat ısrarla kullanılan bir yöntem

Stratejik bombardımanla ilgili sorun şu: Bu yöntem, muhtemelen Rotterdam örneği hariç (ki Hollanda o tarihte zaten yenilmişti) hiçbir yerde işe yaramadı. Londra, Berlin, Tokyo ve Hanoi'de halkın moralini bozmak şöyle dursun, daha da güçlendirdi. Siviller, ortak ve ölümcül bir tehdit ile karşı karşıya kaldığında, kendilerini korumak için her şeyi yapabilecek liderlerin çevresinde toplanır. Böyle bir durumda o liderlerin halkın geneli tarafından sevilip sevilmediğinin bir önemi olmaz.

İşte Almanlar bu yüzden 1945’te müttefik kuvvetlerin gücü karşısında yenilinceye kadar savaşmaya devam etti. Japonları en sonunda teslim olmaya iten, Sovyetler Birliği işgalinden duydukları endişe oldu. Kuzey Vietnamlılar hiç teslim olmadı. Filistinliler ise, ister Hamas ister başkası tarafından yönetilsinler, asla İsrail ile savaşmaktan vazgeçmeyecektir, özellikle de yaşanan toplu yıkım yüzünden kaybedecek hiçbir şeylerinin kalmadığı Gazze’de.

Peki o zaman devletler, neden bu acımasız ve bir o kadar da etkisiz stratejiyi kullanmakta ısrar ediyor? Tam bir kana susamışlıktan, yani nefret edilen düşmana acı çektirmenin hazzından olabilir. Belki de Harris’e Alman şehirlerini artık makul bir askeri amacı kalmadığı halde defalarca bombalattıran da buydu.

Fakat şiddet tutkusu ve intikam arzusu, tek ve en önemli sebep olamaz. Akla daha yatkın bir açıklama şu olabilir: Stratejik bombardıman, moralle ilgili bir şey, ama söz konusu olan düşmanınki değil. Başvurduğunuz diğer yöntemler başarısız olduğunda, kendi halkınızın moralini yükseltmeniz gerekir.

Müttefik kuvvetlerin zafere ulaşması henüz uzak bir ihtimalken, Winston Churchill bombardıman uçaklarını Alman sivillerin üzerine yollamaya karar verdi. Zira yıllarca İngiltere’yi bombalayan bir düşmana karşı güç gösterisinde bulunarak, İngiliz halkının moralini yükseltmesi gerekiyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonu gelmez kanlı hatıralarını aklından çıkaramayanlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında bombardıman kampanyalarının en ateşli savunucuları olmuştu. Onlara göre, bombardımanların bir başka avantajı, çok fazla asker kaybetmeden düşmana saldırma imkânı sunmasıydı. Elbette saldırılarda pek çok İngiliz askeri öldü, ama kara saldırısında kayıp çok daha fazla olurdu. Aslına bakılırsa, hava üstünlüğü sayesinde, 1920’lerde Mezopotamya’da veya 1945’te Japonya’da olduğu gibi, neredeyse hiçbir bedel olmaksızın toplu katliam yapmak mümkün.

Kökeni yine 1920’lere dayanan bir açıklama daha sayabiliriz. Bombardıman, Churchill’in de dediği gibi, bir imparatorluğu kontrol altında tutmanın “düşük maliyetli” yoluydu. Çok yüksek mesafeden yeterli sayıda insan öldürerek isyancıları durdurabilirdiniz. Keza ABD Başkanı Barack Obama’nın Afganistan, Pakistan ve Yemen’de insansız hava araçlarını kullanması da aynı ilkeye dayanıyor.

Lakin bunların hepsi, kazançtan çok kayıp getirmiş zaferler. Çünkü öldürülen her sivil, zamanı gelince yeniden başkaldıracak yeni isyancılar demek. Şayet İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bunu bilmiyorsa, budalanın teki olmalı. Ancak biliyorsa, kalıcı barış fikrinden tamamen vazgeçmiş, kötümser biri olduğunu söyleyebiliriz. Hangisi daha kötü? İşte onu söylemek güç.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA

Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Destekliyorum
Desteklemiyorum
Kararsızım