Yazar : 295 Hamdi Abdurrahman - Kırım krizi ve Afrika'da yaklaşan kaos
22 Temmuz 2017 Cumartesi

Kırım krizi ve Afrika'da yaklaşan kaos

Hamdi Abdurrahman

14-07-2014 09:13

Kırım krizi ve Afrika'da yaklaşan kaos

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından halkların 'kendi kaderini tayin etme hakkı' ilkesinin kabul edilmesine rağmen uluslararası politikanın gerçek ve pratikleri, çeşitli yorum ve tevillere sahne oldu. Bu durum, söz konusu yorum ve tevilleri, siyasi arzuların ve uluslararası güç dengelerinin aracı kıldı.

Bu bağlamda Ukrayna'nın Kırım Yarımadası bölgesinin 16 Mart 2014'te yapılan tartışmalı referanduma dayanarak Rusya Federasyonu'na katılımı gerçekleşti.

Şayet 'kendi kaderini tayin hakkı' ilkesine dair Rus yorumu doğruysa, Rusya sınırları dahilinde yaşayan ve ayrılmak isteyen birçok halk ve millet için de bu yorum uygulanabilir mi? Bunun, her daim sömürge döneminden miras kalan sınırların kutsallığı ilkesine inanmış Afrika gerçeği üzerindeki yansımaları neler olur? Kırım Yarımadası modeli, Afrika'nın jeostratejik gerçeğini dağıtma ve patlatma anlamında, Afrika'daki ayrılıkçı hareketlerin aynı yol haritasını izlemelerine kapı açar mı?

Kırım krizi, uluslararası güçlerin önünde yeni bir yol haritasının açıldığını gösteriyorsa, sömürge sonrası Afrika'nın uluslararası ilişkilerine hakim hukuk sistemine meydan okuyacak bir "Afrikalı Putin" çıkması tahayyül edilebilir mi? 

Afrika'da ayrılmanın sorunları

Hiç kuşkusuz Rusya; Ukrayna krizinin idaresinde, Kırım'ın ayrılması ve ona katılması sürecinin mühendisliğinde (hayati) bir oynadı. Bu rol bir ölçüde; Sudan'ın güneyini, ülkeden ayrılmaya ve 9 Temmuz 2011'de bağımsız devletini ilan etmeye götüren süreçte (görünmez bir taraf konumunda dahi olsa) ABD'nin 'kendi kaderini tayin hakkı' ilkesini tasarlayıp uygulamasına benziyor.

Güney Sudan modeli ve içerdiği benzeri görülmemiş uluslararası müdahale, Afrika'nın birliğini savunanlar nezdinde, birçok Afrika ülkesinin mustarip olduğu ayrılıkçı eğilimlerin dozunu artırabileceği yönünde endişeleri yoğunlaştırdı.

Afrika ülkelerinin çoğunluğunun tam bir etnisite, kabile ve dil mozaiğini ifade ettiği malum. Bu mozaik, sömürge yönetimlerinin Afrika kıtasını 19. yüzyıl sonunda gelişi güzel bir şekilde taksim etmesi deneyimiyle irtibatlı. Kıtada 1960'larda gerçekleşen bağımsızlaşma dalgası akabinde Afrikalı liderler, mevcut şartları muhafaza etmek ve Afrika'yı çekişme ve bölünme tehlikelerinden korumak amacıyla sömürgecilerin çizdiği siyasi sınırlara bağlı kalma konusunda anlaşmışlardı.

Sovyetler Birliği'nin çökmesi ve Balkanlar'daki çekişme sonucunda 30'dan fazla yeni devletin ortaya çıktığı 1990'lardan itibaren dünyanın birçok bölgesindeki siyasi harita değişti. Ama Afrika'nın siyasi haritası pek değişmedi. Sadece iki yeni devletin, 1993'te Eritre ve 2011'de Güney Sudan'ın doğuşuna tanıklık ettik.

Ne var ki uluslararası güç dengelerinin değişmesinin yanı sıra çöküşe ve başarısızlığa doğru giden Afrika ülkelerinin dönüşümleri, birçok marjinal kalmış grubu, ülkelerinden ayrılmayı ve bağımsız devletlerini inşa etmeyi düşünmeye sevk etti.

Afrika'daki ayrılıkçı hareketler haritası, Senegal'in güneyindeki Kazamans bölgesinden Tanzanya'daki Zanzibar Adası'na ve Kenya'daki Mombasa kentine uzanıyor. Afrika Birliği teşkilatı, daha küçük başka ayrılıkçı hareketlerin de Güney Sudan modelini örnek almasından endişe ediyor. Bu da bize Afrika Birliği'nin, Afrika uluslararası ilişkilerinde istenmeyen sonuçlara emsal teşkil etmemesi için Somaliland bölgesinin Somali'den yarı bağımsızlığını tanımayı reddeden tutumu hakkında bir açıklama getiriyor.

Aynı anda hem düşündüren hem şaşkınlığa sevk eden ironi, Eritre ve Güney Sudan örneklerinin, başka başarısız siyasetçilerin ortaya çıkışına yol açmasıdır. Sanki ayrıldıkları ana devlet modelinin içerdiği bütün hastalıklar ve diğer sorunlar, bu yeni devletlerce aynen kopyalanmış gibidir.

Uluslararası dengenin dönüşümleri

Tam bu aşamada, 'Kırım krizi sonrasında uluslararası sistemin geleceğiyle alakalı olarak sistemin iki kutuplu dar çerçeveden çıkıp çok kutuplu genişlik ve esnekliğe ulaşıp ulaşmayacağı' sorusu kendini dayatıyor: "Acaba sistemin dönüşümü, Afrika'daki ulusal ve bölgesel bütünleşme hareketine olumlu veya olumsuz yansır mı?"

Ukrayna meselesindeki Rus tutumu hakkında BM Genel Kurulu'ndaki 27 Mart 2014 tarihli oylamanın (11493 Sayılı BM Genel Kurul Kararı'nın orijinal İngilizce metni), yeni uluslararası güçler haritasının dedektörü olduğunu düşünüyorum.

Afrika'daki Sudan ve Zimbabve gibi Rusya'nın kınanmasına itiraz eden ülkelerin çoğunluğu, zaten açıkça ABD karşıtı. Ayrıca Rusya'yı da içine alan BRICS grubu ülkeleri arasında yer alan Güney Afrika, grubun diğer ülkeleri olan Hindistan, Çin ve Brezilya'nın tutumunu benimsedi ve oylamada çekimser kaldı.

Rusya ile Batı arasındaki Kırım krizinin taraflarından birinin yanında bütün halinde yer almayı reddedip tereddüt gösteren Afrika tutumu, Bandung Konferansı (18-24 Nisan 1955) ve Bağlantısızlar Hareketi'nin ruhunu tekrar çağırmak biçiminde yorumlanabilir. Zira Güney Afrika ile stratejik ortaklık ilişkileri bulunan Rusya'nın uluslararası sistemde yükselen güç olduğu artık sır değil.

Diğer yandan Avrupa, Afrika'nın hâlâ ana finansörü ve en büyük ticarat ortağı. Bu yüzden Afrika Birliği'nin Ukrayna'da yaşananlara karşı hiç görmemiş ve duymamış gibi sessiz kalması kimseyi şaşırtmadı. Bu durumun bizi ilgilendiren noktası, Kırım krizinin 'kendi kaderini tayin hakkı' ilkesine yansımalarıdır. Şöyle ki bu ilke; uluslararası sistemdeki bazı süper güçlerin, kendi çıkarlarını gerçekleştirmelerinin aracı haline geldi.

Connecticut Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Bradley Simpson, Foreign Policy dergisinde 21 Mart 2014 tarihinde yayımlanan 'Self Determination in the Age of Putin' başlıklı analizinde (makalenin orijinal İngilizce metni) bu durumu ustaca dile getiriyor. Simpson, 'kendi kaderini tayin hakkı' ilkesinin, 21. yüzyılda çıkar ve arzulara göre en fazla yorum ve tevile maruz kalan ilke olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Dolayısıyla hali hazırdaki Afrika gerçeğini, uluslararası güçlerin dönüşümlerinden ayrı tutarak anlamak mümkün değil.

Sonuçlar ve alınan dersler

Bazıları, Kırım Yarımadası'nda olup bitenler ile Afrika kıtasındaki dahili ve beynelmilel etkileşimler arasında bağlantılı bir ilişki olmadığını düşünebilir. Ancak biz bu olaya, uluslararası politikada fark yaratan bir gelişme olarak bakıp tarih düşebiliriz. Nitekim bazı yazarlar, uluslararası dengelerin yapısının ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden itibaren hakim olan milletler oyununun kurallarının, Rusya'nın aşırı milliyetçi eğilimlere sahip yönetimi eliyle Kırım krizinin ardından nasıl değiştirildiğini bizlere anlatmaya başladılar bile.

Kırım krizinin ve Rusya'ya dramatik şekilde buna katılımının, Afrika üzerinde üç büyük sonuç doğurduğu söylenebilir:

1) Sömürgecilik sonrası Afrika devletlerinin uygulamalarına katlanamayan gruplar ve azınlıklara yeni ruh kazandırması: Kırım'ın Ukrayna'dan ayrılması, Kırım'ı örnek alınacak bir model gibi gören Afrika'daki birçok ayrılıkçı harekete umut aşılayabilir.

2) Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 'kendi kaderini tayin hakkı' ilkesine yönelik yorumunun aynısını benimseyen Afrikalı yöneticilerinin varlığından dolayı 'Afrika Putinleri'nin ortaya çıkması: Buna emsal olarak Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin doğu bölgesiyle ilgili Rus tutumuna benzeri bir tutum alan Ruanda'nın güçlü Devlet Başkanı Paul Kagame'ye işaret edebiliriz. Ayrıca Nijerya'nın Gine Körfezi'ndeki Bakassi Yarımadası'nın iade edilmesi talebi de bu çerçevede ele alınabilir. Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), 2002 yılında Bakassi'nin Kamerun toprağı olduğuna karar vermişti. Nijerya'nın ICC kararına bağlılığı ve Bakassi'yi Kamerun'a iade etmesine rağmen geçtiğimiz yıl, Yarımada'nın bağımsızlığı talebiyle Bakassi'nin kaderini tayin hareketi baş gösterdi.

3) Afrika'daki ayrılıkçı hareketlerin askerileşmesi: Bu durum, Afrika jeostratejisinde daha fazla kaosa ve anlaşmazlığa yol açabilir.

Bu bağlamda Mali krizi ve bazı küçük grupların devletle mücadelede silaha sarılma eğilimine işaret edebiliriz. Mombasa Cumhuriyetçi Konseyi (MRC) ve Zanzibar İslami Uyanış Forumu (UAMSHO) gibi.

Kırım krizinden ve Yarımada'nın Rusya Federasyonu'na katılmasından Afrika'nın alması gereken en büyük ders, uluslararası güç dengelerinin değişmesi gerçeğiyle irtibatlıdır. Bu da Afrika'daki milletler oyununun kurallarının değişebileceği anlamına geliyor.

Bunun göstergelerini, 2-3 Nisan 2014'te Brüksel'de düzenlenen 4. Afrika-Avrupa Zirvesi çalışmalarını izleyerek anlamak mümkündü. Avrupa, bu sefer de Afrika'ya eşitsiz ekonomik ittifaklar dayatarak kıtadaki eski nüfuzunu tekrar kazanmaya çalıştı.

Kırım krizinin bizleri bir kez daha Soğuk Savaş atmosferine götürmesine rağmen bugünün tartışmasız gerçeği şudur: "Rusya'nın Ukrayna'da baskın ve dominant bir rol oynamasını durdurabilecek ve engelleyebilecek uluslararası bir güç mevcut değildir."

Peki ama bu durum, Afrika açısından ne anlama geliyor? Basit ifadelerle yanıtlarsak, 'uluslararası sistem dahilindeki çeşitli güç kaynaklarının varlığı' anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Uzun vadede Afrika'da bir süper güç başkalarına kendi iradesini dayatmak isterse, teorik açıdan bunu yapabilir ve onu hiç kimse durduramaz. Böylesi bir ortam, Afrika'nın yeni kurallar doğrultusunda ve Avrupa dışındaki uluslararası ve bölgesel güçlerin katılımıyla bir kez daha bölünmesi mi demektir?

Sahil, Sahra ve Afrika Boynuzu'na bölgesel ve uluslararası müdahale deneyiminin, Afrika'nın siyasi haritasını yeniden çizecek şekilde daha fazla parçalanma ve dağılmaya götürebileceğini düşünüyorum.

Bu kaos geliyor. Afrika'nın birliğine inanan herkes, hiçbir ayırım veya istisna olmaksızın, tüm vatandaşlarının hakları ve özgürlüklerini teminat altına alan yeni temeller üzerine oturan Afrika devletini yeniden inşa etmek suretiyle bu kaosla mücadele etmelidir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA