Yazar : 294 Abdülvahap El Efendi - Boko Haram: İslam’ın Afrika’daki düşmanı
22 Temmuz 2017 Cumartesi

Boko Haram: İslam’ın Afrika’daki düşmanı

Abdülvahap El Efendi

02-07-2014 09:50

Boko Haram: İslam’ın Afrika’daki düşmanı

1980’lerde Nijerya’da bir “Kaduna Mafyası” söylentisidir gidiyordu. Efsanevi ve pek de gizemli sayılmayan bu örgütün, Kuzey Nijerya'daki önemli aydın, memur ve işadamları tarafından bölgenin menfaatlerinin gözetilmesi amacıyla kurulduğu söyleniyordu. Kaduna Mafyası hakkındaki tevatür bugün de büyük ölçüde sürüyor. Böyle bir örgüt olmadığı neredeyse kesin; ancak gerçekten var olsaydı, son derece başarılı olurmuş gibi görünüyor.

Kaduna Mafyası ile ilişkilendirilen önemli isimler, Nijerya’nın kuzeyinde dahi seçimlerde defalarca yenilgi aldılar. Yine de, efsanenin ardında şu manada bir miktar gerçeklik payı da var ki, Kuzey Nijerya’daki seçkin sınıfın mensupları, yeni bağımsızlığına kavuşan ülkenin bu bölgesinde yaşayan yerli halkın ne denli ciddi şekilde geri kaldığının farkındaydılar.

Bu dezavantaj, 1966 yılında ülkenin güney kesimi öncülüğünde gerçekleştirilen darbe kapsamında, kuzeydeki seçkinlerin kaymak tabakasının darbe taraftarlarınca katledilmesi üzerine bir trajediye dönüştü. Ölenler arasında Nijerya’nın bağımsızlık sonrası ilk Başbakanı Ebubekir Tafava Baleva ve Sokoto Hanedanı mensubu olması nedeniyle belki de dönemin en nüfuzlu kuzeyli siyasetçisi olan Kuzey Bölgesi Başbakanı El Hacı Sir Ahmedu Bello da vardı.

Eğitim mücadelesi

Bu trajik kayıp ve beraberinde getirdiği nefret, esas soruna, yani Müslümanların sömürge dönemlerinden bu yana ekonomik ve siyasi açıdan ötekileştirilmesine dair endişeyi daha da arttırmaktan öteye gitmedi. Diğer çoğu sömürgeleştirilmiş Afrika ülkesinde olduğu gibi Nijerya'da da Müslümanlar, yeni kurulan ve Hristiyan misyonerlece yönetilen eğitim kurumlarından uzak durdular. Yabancı Hristiyanların etkisi altına düşmelerini istemediklerinden, çocuklarını ya evde tuttular ya da din eğitimi veren klasik okullara yolladılar.

Sonuç olarak, Müslümanlar ile idarenin yeni lisanları konusunda ustalaşan ve hem kamuda hem de özel sektördeki mevkilerde tekelleşen gayrimüslim yurttaşlar arasında dev bir uçurum oluştu. Müslümanlar aradaki farkı kapatma noktasına geldiğinde ise önlerindeki engeller çok daha zorlaşmıştı. Müslümanların gidebileceği laik devlet okulu sayısı son derece azdı. Kimi ülkelerdeki yerleşik seçkinler, bir zamanlar “geri kalmış” diye hor gördükleri bu “yeni gelenler” ile paylaşıma gitmeye pek de hevesli değillerdi.

Efsanevi Kaduna Mafyası’nın üstlenmesi gereken görev, kuzeydeki çocuklara yönelik eğitim olanaklarını iyileştirmek, burs imkanları sağlamak ve bölge halkının işletmecilikte ilerlemesine veya kamuda eşit istihdam şansı elde etmesine yardımcı olmak suretiyle bu dengesizliği düzeltmekti. Bu amaçlara ciddi bir şekilde ulaşılıp ulaşılmadığı ise henüz belli değil.

Onlarca yıllık sömürgecilik ve sonrasında yaşanan ötekileştirmenin etkilerini tersine çevirmek o kadar kolay bir iş değil. Nesnenin mantığı bize, Müslümanların eğitim ya da iş dünyasında kaydettikleri her türlü ilerlemenin, zaten kendilerinden ileride olan gruplar tarafından misliyle geçileceğini söylüyor. Bunu anlamak için Afrikalı Amerikalılara yönelik pozitif ayrımcılıkla ilgili sıkıntılara bakmak yeterli – ki, işin garip yanı, bunların bir kısmı, bir güçlenme vasıtası olarak İslam dinine dönüyor.

Radikal hareketler yüzünden Müslümanlar dışlanıyor

Bu noktada, sömürgeciliğin ortaya çıkışının üzerinden bir buçuk yüzyıldan fazla, bağımsızlıktan ise 50 yıldan uzun bir süre geçmişken, Müslümanları bir kez daha modern eğitimden yoksun bırakmayı kendisine birincil amaç edinen, hatta ismini bile "Boko Haram" (modern eğitim haramdır) olarak belirleyen, “İslamcı” bir grubun ortaya çıkışının ne denli garip olduğunu varın siz düşünün.

Tıpkı Afganistan’daki benzeri Taliban gibi, Boko Haram hareketi de modern hayatın dışında kalmak ve Müslümanları yeniden kafalarını kuma gömüp modernlik diye bir şey hiç var olmamış gibi davranmaları gereken mecazi (hatta kimi zaman gerçek) mağaralara sokmak istiyor.

2002'de Nijerya'nın Maiduguri kentinde kurulduktan sonra faaliyetlerini barışçıl bir şekilde yürüten aşırı gelenekçi Boko Haram’ın şiddete yönelmesindeki başlıca etkenin, 2009 yılında üyelerini hedef alan son derece sert polis operasyonu olduğu kesin. Temmuz 2009’daki operasyonda alıkonan grubun kurucu lideri Muhammed Yusuf, emniyette gözaltındayken öldü. O dönemde şüphelilerin polis tarafından öldürüldüğünü gösteren pek çok video da ortaya çıktı.

Öfke yaratan bu olay, Boko Haram hareketinin son dönemdeki şiddet safhasında üye toplamasında propaganda malzemesi haline geldi. Grup, 1980’lerin Maitatsine hareketi gibi esas itibarıyla apolitik, dindar-muhalif gruplarında izinden gidiyor. Nijerya’daki yozlaşmış petrol zenginliğinin gerisinde kalan, dışlanmış lümpen emekçi sınıfını seferber eden Maitatsine de şiddete bulaşmış bir hareketti.

Boko Haram ve Maitatsine hareketleri, aralarındaki bariz farklılıklara rağmen sıkça karşılaştırılır oldu, fakat bu konumuzun dışında. Burada asıl mesele, yolsuzluk ve ötekileştirilmeyi protesto etmek için şiddetin hiçbir zaman faydalı bir yöntem olmaması ve çoğu zaman daha fazla dışlanmaya yol açması.

Afrika’daki Müslümanlar, nesillerdir bu kısırdöngünün içindeler. Kıtadaki birçok ülkede yaşayan Müslümanlar, ötekileştirilmenin öfkesini, şiddet yanlısı ayaklanmalarla dışa vuruyorlar ki, bu da daha fazla baskı görüp dışlanmalarına yol açması bir yana, geçim imkanlarını da yok ediyor. Somali, Mali, Kenya ve Kuzey Afrika’nın bazı bölgelerinde son zamanlarda tanık olduğumuz üzere, protestoların “dini bir yön” alması da durumu daha kötü bir hale getiriyor.

Bu radikal hareketler, gençlere sahte bir “güç” duygusu, “eylem” heyecanı, yeni bir kimlik hissi ve hayal kırıklıklarını dışa vurma imkanı sunuyor. Ama diğer taraftan, gençlerin enerjisini modernliğin getirdiği yeni sorunlarla yapıcı bir şekilde ilgilenmekten alıkoymak suretiyle onları şiddet tuzağına düşürüyor. Müslüman ülke ve bölgeleri fiziksel olarak mahvedip onlarca yıl geriye gitmelerine sebep oluyor.

Ayrıca radikal hareketler, sadece okulların mahvolup yıkılmasına yol açmakla kalmıyor; başarılı olacak kadar şanslı, zeki ve genç Afrikalı Müslümanların yurtdışında arzu ettikler eğitim fırsatlarının peşinden gitmesini de giderek zorlaştırıyor. Müslümanların, bu grupların saçma barbarlıklarıyla anılması da cabası. Sömürgecilik, adeta yeniden hortluyor gibi bir durum söz konusu; tek fark, bu kez bizzat bu radikal gruplar eliyle geliyor olması. Toplumlarını yoksulluk ve dışlanmışlıktan çekip çıkarıyor olması gereken Afrikalı gençler, tam tersine onları bu olumsuzluklara geri itmekle meşguller.

Afrika’da İslam’ın geleceği

Bu eğilim devam ederse, Afrika’da İslam açısından sömürgecilikten çok daha büyük bir felakete dönüşebilir. Sömürgecilik öncesi dönemde Afrika’nın hakim dini olan İslam, mucize eseri hâlen bu konumunu koruyor. Başarının kaynağı ise, kesinlikle İslam dininin bilgiyi aramaktan yana oluşunda yatıyor. Bil/öğren kelimesi ve türevleri, Kuran-ı Kerim’de 856 yerde geçiyor. Bu kelimelerin eş anlamlılarına ve ilgili terimlere ise daha da fazla rastlıyoruz.

Sadece gerçekten bilgili insanların Allah’tan korktuğu ve vahiyle verilmek istenen ilahi mesajı anlayıp takdir edebildiği özellikle ve tekrar tekrar vurgulanır. Ancak akıl ve mantık sahibi olanlar o mesajı alabilir. Keza Boko Haram ve benzer grupların kerameti kendinden menkul, cahil liderlerinin iğrenç tutumları da, bilginin değeri ve cehaletin zararlı sonuçları ile ilgili bu mesajın ne kadar doğru olduğunu kanıtlıyor.

2014 yılı başlarında Mali'deki tarihi Timbuktu şehrini işgal eden sözde “İslamcı” asilerin en affedilemez eylemlerinden biri, Afrikalı Müslümanların bilgiye ulaşmalarında son derece değerli katkılar sağlayan, paha biçilmez yazmaların da bulunduğu bir kütüphaneyi ateşe vermeleri idi.

Afrika’ya nesillerdir bilgi ve erdem getiren bir din olan İslam'a, kendi içinden çıkan sözüm one savunucular ve özellikle de muhalif gençler tarafından zarar verilmesi trajedi olur. Buna müsaade edilmemelidir. Geçmişte bir “Kaduna Mafyası” yoktu ise bile belki artık her Afrika ülkesinde bir tane kurmanın vakti gelmiştir.

Hareketin ilk görevi ise güvenilir liderlerin yokluğunda, çaresizlikten intihara meyleden gençlerin kendilerini ifade edip geliştirebilecekleri özgün yollar sunarak, İslam’ın Afrika’daki geleceğini tehdit eden bu unsurları bertaraf etmek olmalıdır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA