Yazar : 289 Shashank Joshi - Irak, IŞİD ve bölgenin seçenekleri
26 Mayis 2017 Cuma

Irak, IŞİD ve bölgenin seçenekleri

Shashank Joshi

14-06-2014 08:16

Irak, IŞİD ve bölgenin seçenekleri

Irak’ın siyasi takvimi ve haritası, birkaç gün içinde 10 yıl geriye gitti. Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), 800’den az üyesiyle 30 bin Irak askerini birkaç saatte alt ederek, Irak devletini çökme noktasına getirdi.

fGücünü arttırıp konumunu güçlendirerek, vaktiyle çatı örgütü olan El Kaide’ye biraz daha kafa tutan örgüt; Suriye ve Irak’taki muharebe sahalaları arasındaki bağlantıyı sıkılaştırıp bir tarafta aldığı yenilgileri, diğer tarafta kaydettiği ilerlemelerle dengeliyordu.

IŞİD artık Bağdat’a 140 km. mesafedeki Tikrit’i de kapsayan, cihat yanlısı bir proto-devlet oluşturmayı başardı. Öyle görünüyor ki, şimdi de başkentin yanı başındaki bölgelere saldırarak ülkenin üçte birini kontrol altına almış durumda. 

Bu dikkat çekici olaylar, hem Irak’ın komşuları Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Suriye hem de ABD’nin bölgeye ilişkin politikasının varsayımları ve sürdürülebilirliği açısından bir dizi sorun teşkil ediyor.

IŞİD’in seçenekleri

IŞİD kazandıklarını elinde tutabilir mi? Büyük olasılıkla evet. Musul’da ABD tarafından sağlanmış yüklü miktarda askeri ekipmanı ele geçirdiler; gelen haberlere göre, kentteki bankalardan 400 milyon doların üzerinde para çaldılar; binlerce mahkumu serbest bıraktılar ki, bunların da ayaklanmaya katılması muhtemel.

Ülkenin batısındaki Felluce’de 4 aydan uzun bir süre dayanıp yeterli hava gücü olmayan hükümeti, şehri gelişigüzel bombalama yoluna başvurmak zorunda bırakmaları, örgütün savunma kapasitesinin bir göstergesi. Bununla birlikte, IŞİD’in dışarıdan ne kadar destek aldığı ise belirsizliğini koruyor.

Iraklı eski Baasçı subaylardan oluşan Nakşibendi Tarikatı Ordusu gibi daha küçük çaplı militan grupların askeri saldırılarda IŞİD’e yardım ettiğine de şüphe yok diyebiliriz. IŞİD güçlendikçe, çatışma konusunda usta bu tür grupları kendisine bağlayıp erişim alanını genişletebilir. Ancak diğer yandan, zalim tutumunu sürdürdüğü takdirde, bu çıkar müttefikleri ile anlaşmazlık yaşaması da olası.

Peki IŞİD’in bir sonraki adımı ne olacak? Şu anda zaten toprak hakimiyetini Tikrit’in ötesine taşımayı hedefliyor olsa da, örgütün başkenti ele geçirme kapasitesini de abartmamak gerek. Hükümet, Musul’ın savunmasını ihmal etmiş olabilir, ama Bağdat daha hazırlıklı. Ayrıca başkentte Musul, Kerkük ve Tikrit’e kıyasl Şii nüfusun oranı çok daha yüksek olduğundan, IŞİD, diğer yerlerde gördüğü üstü kapalı ya da gayriresmi desteği, buralarda aynı ölçüde göremeyecektir.

Kısa vadede daha büyük tehlike arz eden şey ise IŞİD’in Şiilerin kutsal saydığı mekanlara ev sahipliği yapan Samarra kentine girecek olması. Nitekim IŞİD’in atası El Kaide, 2006 yılında Samarra’yı bombaladığında, ülke çapında iç savaş çıkmıştı. Şiileri provoke edip mezhep şiddetini alevlendirmek, IŞİD’in ideolojik hedeflerine hizmet edeceği gibi, savunmasız durumdaki Iraklı Sünnileri de örgütün kollarına itecektir.

Bağdat’ın yanıtı

Bağdat’ın yaşananlara etkili bir biçimde yanıt verebileceği son derece şüpheli. Irak Başbakanı Nuri Maliki, Şii milisleri IŞİD’e karşı silahlandırma tehdidinde bulundu. Lakin bunun da aynı mezhepsel bölünmeleri daha da derinleştirme – ve Iraklı Sünnilerin büyük bölümünün hükümete dair uzun süredir yaşadığı memnuniyetsizliği daha da arttırma – riski var.

Kaldı ki, örgütün son 4 aydır Sünni nüfus ağırlıklı bölgelerde işini kolaylaştıran da zaten Irak'taki mevcut bölünmüşlük. Maliki’nin acilen silah yardımına ihtiyaç duyduğu Amerikan hükümeti bile, IŞİD’in kazanımlarına, Irak Başbakanı’nı reformlar konusunda eleştirerek yanıt verdi.

IŞİD’in ilerlemesi karşısında emrindeki kuvvetlerin dağıldığına şahit olan Maliki, yarı trajik bir portre çiziyor. Petrol ihracatı ve federal gelirlerin dağıtımı konusunda Bağdat ile anlaşmazlık yaşayan (ve 6 milyar dolar alacakları olduğunu iddia eden) yarı özerk statüdeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı peşmergelerden çaresizce yardım istedi.

Yine de Kürtlerin sürece müdahil olması da uzun vadede Maliki açısından epey sıkıntı yaratacak. Bilhassa da IKBY ile pazarlık için elini zayıflatacak. Kürt kuvvetlerinin iddiasına göre, Kerkük halihazırda tamamen onların denetimlerinde. 

ABD’den silah sevkiyatına hız verilecekse de, Irak güvenlik güçleri, savaşın gidişatını değiştirebilecek bir süre içerisinde gelişmiş silah sistemlerini bünyesine katmakta zorlanacak. Bu yüzden, Maliki daha Mart 2014'te gizlice ABD’den IŞİD’i havadan vurmasını istemişti. IŞİD’in daha fazla bölgeyi ele geçirmesi her ne kadar dayanılmaz bir baskı oluştursa da, Washington şimdiye dek bu talepleri hep geri çevirdi.

Irak hükümetinin 12 Haziran 2014'te Musul’a yaptığı hava saldırılarının etkisini değerlendirmek için henüz çok erken. Fakat tüm bunların neticesi, Irak istihbaratının doğruluk ve güvenilirliğine ve elbette IŞİD’in elindeki hava savunma silahlarının niteliğine bağlı.

Olayların Türkiye’ye yansıması

Türkiye açısından, Irak’taki çatışma sınırı aştı bile. IŞİD, Musul’u ele geçirdiği ilk gün, 31 Türk tır sürücüsü rehin alındı. İkinci gün, 11 Haziran 2014'te ise Ankara’nın Musul Konsolosluğu’nu basan IŞİD, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eski danışmanlarından olan Başkonsolos Öztürk Yılmaz dahil 49 Türk vatandaşını alıkoydu.

Şu noktada, IŞİD, elindeki rehineleri öldürmeye başlamadığı müddetçe Türkiye’nin müdahalesi pek olası görünmüyor. Zaten örgüt bunun yerine fidye isteyerek çok daha büyük kazanımlar elde edebilir ki, Suriye’de bu stratejiyi gayet etkili bir şekilde uygulamıştı. Gelen kimi haberlerde, rehinelerin, olası bir serbest bırakma hazırlığı kapsamında, IŞİD tarafından desteklenen Musul Valisin'in konutuna götürüldüğü belirtiliyor.

IŞİD, Mart 2014'te Suriye, Halep'teki Süleyman Şah Türbesi’ni tehdit edince NATO’dan duruma müdahale etmesini istediği belirtilen Ankara, son olaylar üzerine İttifak’ı acilen toplantıya çağırdı. Türkiye, sınır ötesinde tamamen bağımsız bir şekilde hareket etme kabiliyeti sınırlı olacağından, NATO bünyesindeki müttefiklerini, Irak’taki durumu kendisi kadar ciddiye almaları yönünde ikna etmeye çalışacaktır.

İran zaten gergin

İran için, batı sınırına radikal, ağır silahlı, cihat yanlısı, Sünni bir grubun yerleşerek kilit müttefiklerinden biri olan Irak'ı tehdit etmesi, büyük endişe kaynağı bir mesele. İranlı bir milletvekili, Irak’ta, özellikle de Kerbela, Necef ve Samarra’da Şiilerce kutsal sayılan çok sayıda mekan bulunduğunu ve olası bir IŞİD saldırısı hususunda bunların İran’ın “kırmızı çizgileri” kabul edileceğini söyledi. İranlı yetkililerin de aralarında bulunduğu bir diğer kesim de, (“ne pahasına olursa olsun”) Irak’a doğrudan bir İran müdahalesi olasılığını defalarca dile getirdi.

Kısa vadede İran’ın bölgeye asker konuşlandırma olasılığı son derece düşük. Önce Irak güvenlik güçlerine yönelik desteğini arttıracak, daha sonra Devrim Muhafızları bünyesinden az sayıda danışman gönderecektir. Bununla birlikte, Tahran, şu anda pek çok cephede gerilim yaşıyor ve Irak'ta daha fazla sorumluluk üstlenmesi karşılığında Şam’a verdiği desteği azaltmak zorunda kalabilir.

Lübnan'daki Şii Hizbullah grubunun da Suriye’de birçok cephede önemli rol üstlendiği göz önüne alınacak olursa, İran'ın daha zayıflaması kuvvetle muhtemel. Irak’ta anlamlı bir müdahale yürütebilmek için gereken insan gücünden yoksun olduğu da kesin. Ayrıca Irak’ın en büyük Şii lideri Ayetullah Sistani’nin de İran’ın bölgedeki çatışmaya dahil olmasını eleştirerek “İran harekete geçerse, bedelini Arap Şiileri öder” dediği belirtiliyor. Bu açıklama, İran’ın sürece katılımını pek ihtimal dışı kılmasa da, katılım biçimini etkileyecektir.

Suriye nasıl etkilenir?

Kısa vadede IŞİD’’in kazanımları, son 4 aydır isyancı gruplar tarafından doğuya sıkıştırıldıkları Suriye’deki çabalarını perçinleyecektir. Lakin etkinin büyüğü, dış müttefiklerin hesabında yaşanabilir. İran da, Suudi Arabistan da, ABD de IŞİD’in artan gücünü kaygıyla izliyor.

Beşşar Esed yönetimi, IŞİD’in daha ılımlı isyancı kesimleri zayıflattığı ve Suriye muhalefetinin cihat yanlısı aktörlerin hamiyetinde olduğu yönündeki rejim mesajını pekiştirdiği varsayımıyla hareket ediiyor. Suriye'nin baas rejimi, şimdiye dek örgütü hedef almayıp kilit bölgelerin kontrolünü elinde tutmasına izin verdi.

Kesin olmamakla beraber, Tahran, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed üzerinde daha doğrudan ve etkili biçimde baskı uygulayabilir. Yine de, daha geniş bir açıdan bakıldığında, IŞİD’in büyümesi, Esed’in kendi devleti ve rejiminin cihatçı gruplara karşı tek duvar olduğu yönündeki suni iddiasını kuvvetlendirir.

Ancak gelişmelerin seyri büyük ölçüde ABD, Suudi Arabistan, Türkiye ve isyancıları destekleyen diğer güçlerin tepkisine bağlı. Bu noktada en önemli sorular şunlar: Sürecin ABD’nin hesapları üzerindeki net etkisi ne olacak? Acaba Barack Obama yönetimi, süreci tersine çevirip IŞİD’i kontrol altına almanın tek yolunun, ABD’nin ılımlı isyancıları eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford’un “[Özgür Suriye Ordusu’na] satıhtan yüzeye füzeler de dahil, etkili bir gerilla savaşı yürütebilmesi için çok daha fazla destek ve eğitim verilmesi” önerisi doğrultusunda desteklemek olduğuna mı karar verecek?

Diğer yandan, ABD, İran ve Suudi Arabistan’ın IŞİD konusundaki ortak çıkarları, Beyaz Saray’ı Cenevre III başlığı altındaki konulara odaklayabilir. Demokratik geçiş sürecinin yerini terörle mücadele hedeflerinin aldığı, yeni bir barış sürecinin gerekliliğine ikna edip ABD'nin Esed, İran ve Rusya’nın lehine geçiş koşullarında daha ısrarcı olmasına yol açabilir.

ABD ve İran, son dönemde nükleer enerji konusunda üst düzey ikili müzakerelerde bulundu. Nükleer anlaşma ihtimali ve beklentisi, Suriye konusunda İran ile işbirliği yapmanın anlık cazibesini arttırabilir. Suudi Arabistan da İran’a yönelik tutumunu yumuşatıyor görünüyor ve cihatçılığın yeniden güçleneceğinden ciddi kaygı duyuyor. Böyle uzlaşmacı bir yaklaşım, IŞİD’i yenmenin en iyi yolunun Suriye’deki rakip isyancı kesimleri güçlendirmekten geçtiğini öne süren, bölgedeki Amerikan müttefikleri tarafından doğal olarak hoş karşılanmayacak.

ABD açısından üçüncü seçenek mevcut rotaya -yani küçük, güvenilir isyancı gruplara, az miktarda silah ve eğitim verme planına- sadık kalıp Irak’taki tehditle de Bağdat’a yardımı hızlandırmak suretiyle başa çıkmak olabilir.

Durum kötüye giderken bu türden kademeli ve pasif bir yaklaşım benimsemenin tehlikesi ise IŞİD’i kontrol altına almanın ve dağılan Irak güvenlik güçlerinden geriye kalanları kurtarmanın giderek daha zor hale gelmesidir. Obama yönetimi, Irak’ta IŞİD’e karşı sınırlı bir askeri operasyon yürütüp Suriye stratejisini aynen koruyarak orta yolcu bir çözüme gidebilir.

El Kaide’nin Irak’taki iç savaş sırasında yıprandığı gibi, IŞİD’in de azalarak yok olacağına inanmak güzel. Ama bugün bölgede IŞİD ile çarpışmak isteyen o Sünni aşiretlerini koruyacak hiç Amerikan askeri yok ve herhangi bir “yüksek gerilim” de beklenmemeli. IŞİD, başkente ulaşmadan durdurulsa bile, bölgedeki hemen hemen tüm aktörleri bir yanıt arayışına sokmuş durumda

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA