Yazar : 280 John Bell - Başkaldırı çağı
22 Temmuz 2017 Cumartesi

Başkaldırı çağı

John Bell

19-05-2014 02:03

Başkaldırı çağı

2012 yılında, Arap devrimleri başladıktan sonra, BBC'de yayınlanan Newsnight programının editörü Paul Mason, Why It's Kicking Off Everywhere - The New Global Revolutions isimli bir kitap kaleme aldı. Mason, bu çalışmasında, sosyal ağlar, yeni keşfedilen bir özgüven duygusu ve eski ile yeni siyasi düzenler arasındaki kopukluğun, yeni bir huzursuzluk çağının habercisi olduğunu vurguluyordu.

Mason, bu tespitinde haklı olabilir. Bugün Arap dünyası siyasi taklalar atmaya devam ederken; Tayland, Ukrayna, Brezilya, Türkiye ve dünyanın diğer yerlerinde sokaklar, protestolarla hareketlenmiş durumda. Nitekim Foreign Policy dergisi tarafından derlenen bir kronoloji (haberin orijinal İngilizce metni) de, son 20 yılda dünya genelindeki gösterilerin sayıca önemli ölçüde arttığını gösteriyor.

Peki insanlar niçin dertlerine çare bulmak için sokaklara çıkıyor? Sokağa çıkmanın, yalnızca seçimlerde oy kullanmaya kıyasla çok daha zor, cesaret ve kararlılık gerektiren ve sonu hapisle bitebilecek bir eylem olduğu ortada. O zaman değişen ne?

İnternet, kuşkusuz herkesin en gözde amacı. Küreselleşme ve liderlerimizin şüpheli ortaklıklarından kaynaklanan eşitsizlikler hakkında daha iyi bilgi alabiliyor, bu durumlardan daha fazla haberdar oluyoruz. Akıllı telefonlar ve bilgisayarlar da örgütlenme kapasitesini hızlandırıp iyileştirmiş durumda. Pek çok ülkede orta sınıf talepleri için ayaklanıyor. Sonuç olarak, sıradan vatandaş, devletin artık kendilerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayamayabileceği ihtimalinden endişeli; istihdam ve yanı sıra haysiyet ve güç duygusu ciddi tehdit altında.

Boşlukların körüklediği memnuniyetsizlik

Bu memnuniyetsizliği besleyen birçok boşluk mevcut. Küresel süreçler, milli ekonomik kararlar alınmasına ket vurmakta; mutlak çıkarlara ve dostlara sahip elit kesimin diğer vatandaşlar ile arasındaki parasal ve söylemsel boşluk gittikçe açılıyor. Teknolojiye düşkün yeni nesiller, hayatlarının son dönemlerinde sükunet ve istikrar isteyen eski nesillerden farklı bir gelecek arayışı içinde. Bu boşluklar birleşerek, insanların anlaşılmaz yeni diller konuştuğu ve dolayısıyla birbirlerinden daha da anlaşılmaz taleplerde bulundukları yeni bir Babil Kulesi – internet ile birlikte her dakika yenilenen büyük bir kakofoni – oluşturuyor. Ancak doğa, boşluğu sevmez ve bu boşluğu da sokağa çıkan vatandaş dolduruyor.

Aslında sokağa çıkmanın, binlerce insanla birlikte baskılara karşı, gelecek için en önde savaşarak "en azından bir şeyler yapıyorum" düşüncesi bağlamında cazip bir yönü var. Zira biber gazı ya da cop tehdidi altındayken sokağa çıkıp haklı bir amacın peşinden gitmek, hem anlam bulmak ve kişisel güç için bir alan, hem de eylemin getirdiği bir adrenalin artışı sağlıyor. Bu da, net bir programın olmayışını geçici olarak önemsiz kılacak, son derece güçlü bir motivasyon kaynağı.

Antik Yunan'ın Agorası vardı; bizim ise Tahrir Meydanımız, Gezi Parkımız ve Bangkok sokaklarımız var. Agora, bir toplanma mekanıyken, diğerlerinde, siyasi kutuplar arasındaki birbirini devirmeye yönelik çatışmalara tanık oluyoruz. Öte yandan, hükümetlerin, sokakları ve kamuya açık alanları saran bu canlı 'virüs' konusunda ne yapılabileceğine dair hemen hemen hiçbir fikri yok. Tayland'da protestolar seçim sürecini bozmayı başarırken, Ukrayna ve diğer yerlerde de iktidarların meşruiyetine dair derin şüpheler oluşmuş bulunuyor.

Bilgi çağına göre değil, sanayi çağına uygun şekilde tasarlanmış, 19. yüzyıldan kalma siyasi sistemlerle yönetiliyoruz. Diğer yandan, küresel teknoloji ve ulaştırma ağları da eski sistemlerin etrafını baştan başa kuşatınca tam bir şah mat durumu oluştu.

John Bell

Hükümetlerin protestolar konusunda ilk tepkisi reddetmek olur; ardından eylemlerin üstüne gidilir; son olarak ise müzakere ve uzlaşma gelir. Bunların hiçbiri işe yaramaz ve hareket bastırılamaz veya geçici olarak savuşturulamazsa, kimi yöneticiler kendilerini hapiste – ya da Suudi Arabistan'da – bulabilir.

Maalesef sorunun bundan daha derin olma ihtimali var. Arap dünyasının da farkına varmakta olduğu gibi, sokak gösterileri ya da hükümet değişikliği, eski menfaatlerin ve inatla sürdürülen bazı eski alışkanlıkların hızla gölgesinde kalabiliyor. Dahası, gençler göreve geldiklerinde, açgözlülük ve aşiret bağları gibi eski alışkanlıkların, onlarda da en az atalarındaki kadar etkin olmayacağı ne malum? Bu sorunun şaşırtıcı yanıtı şu da olabilir: İktidar ve yapıları yanında oyundaki tüm diğer aktörlerin ciddi bir değişimden geçmesi gerekecek.

Yeni bir dünya, yeni bir anlayış

1989 yılında Amerikalı psikiyatrist Robert Ornstein ve nüfus bilimci Paul Ehrlich, New World, New Mind gibi ilginç bir başlığa sahip bir kitap yazdı. Ornstein ve Ehrlich'e göre, teknoloji harikaları ile dolu "yeni bir dünya" yaratmayı başarmış olsak da, bunu son derece eski (hatta tarih öncesi) bir anlayışla yönetiyoruz. Bu zihniyet, Birleşmiş Milletler'i (BM) yönetmekte ziyade sivri ve keskin dişli kaplanlarla mücadele etmek üzere tasarlanmıştı. Kavraması zor değişikliklerle karşı karşıya kaldığında hızla uykuya geçen, dramatik, kısa vadeli ve ciddi şekilde alevlenmeye müsait bir zihniyetten bahsediyoruz. Basitçe söyleyecek olursak, iklim değişikliğinin çözümleri denince uyuyan aklımız, teknoloji ve sokak protestolarının sunduğu heyecana bayılıyor.

Ortada boşluklar olduğunu görenler haklı. Bilgi çağına göre değil, sanayi çağına uygun şekilde tasarlanmış, 19. yüzyıldan kalma siyasi sistemlerle yönetiliyoruz. Diğer yandan, küresel teknoloji ve ulaştırma ağları da eski sistemlerin etrafını baştan başa kuşatınca tam bir şah mat durumu oluştu. Ulusal hükümetler sorunları çözemiyor; devlet bürokrasileri devasa dönme dolaplar gibi aheste dönerken, sokak, kapıyı kırmış yeni şeyler talep ediyor.

Durumu düzeltmek için yeni ve büyük çaplı bir işbirliği gerek. Bunun için ise sadece bilgi ağları yetersiz; insan davranışında da temel değişiklikler şart. Anlaması zor da olsa, yönetici ve yönetilen, elit ve protestocu, genç ve yaşlı herkes aynı sorunu paylaşıyor: Dramatik, kısa vadeli zihniyet, açgözlülük ve aşiretine veya ulusuna aşırı bağlılık ile tüm bunların pozitif değişimin önünü tıkıyor olması.

İyi haber şu ki, henüz keşfedilmemiş, daha çok boyutlu ve hemen göze çarpmayan bir tutumumuz da var. Söz konusu alan, yenilikçilik ve işbirliği yoluyla küresel sorunlara yanıt verme kabiliyetine sahip; yani yarattığımız çılgın dünyayı yönetmek için ideal. Orada Mısırlıların ekonomi ve gıda tedariği sorunlarına, hatta Suriye'deki siyasi karışıklığa bile çözüm var. Bu çözümler, çoğu zaman süslü siyasi söylemler ile maskelenen açgözlülük ve aşiretçilik gibi temel güdülerimize iyi bir gem vurmakta yatıyor.

'Harcamalarınızı kısın, beklentilerinizi azaltın, daha fazla şeyden vazgeçin, komşularınızı düşünün' diyen bu yeni ve söylemesi zor haberleri halka bildirmek, siyasetçiler – en azından eskileri – açısından hoş olmayacak. Fakat gerçek siyasetçi-liderler, eski düzenin faydalı kısımlarını korurken, bizleri bu gerçeklerle aynı doğrultuya taşıyıp, siyasi kararlarını da bunlara dayandıracak.

Beşeri boşluk; sokak ile saray arasında değil, bir tarafta (her ikisi de ilginç olmakla birlikte) devasa açgözlülük ve aşiretçi/ulusal düşünce ile diğer tarafta daha fazla işbirliği (veya daha az tüketim) yönündeki ivedi ihtiyaç arasında yer alıyor. Boşluk, kendi yarattığımız dünyaya uyum sağlayamamamızda yatıyor ve çözüm de tam olarak aynı yerde; yani bu yeni ve karmaşık dünya ile başa çıkabilecek değişimde.

Bunu yapmak imkansız mı? Karmaşıklıklar bunu elzem kılıyor ve ilk adım da ihtiyacın farkına varmak.

O zamana kadar protestolar sürecektir ve bugün zaman tüneline vuran birçok ışık yansıması, önümüzdeki 20 yılda hızla el yakan bir akkora dönüşebilir.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

ANKET - ARAŞTIRMA