18 Agustos 2018 Cumartesi

Özel öğretim kurumlarının ve vakıf üniversitelerinin sayısı son yıllarda olağanüstü boyutlara ulaştı!

11-08-2018 09:48 Güncelleme : 11-08-2018 09:58

Özel öğretim kurumlarının ve vakıf üniversitelerinin sayısı son yıllarda olağanüstü boyutlara ulaştı!

Abbas Güçlü - Milliyet

Özel öğretim kurumlarının ve vakıf üniversitelerinin sayısı son yıllarda olağanüstü boyutlara ulaştı.

Görünen o ki daha da artacak!

Ama sektörden gelen sinyaller çok da pozitif değil.

/* */

İşte bu yüzden, bu kurumları koruyacak, kollayacak ve çok daha sağlam bir zemine oturtacak yeni düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Farklı sektörlerde yaşanan kriz ile eğitimde yaşanacak olası bir kriz bir tutulmamalı.

Çünkü eğitimde kapanacak her okul derin yaralar yaratır ve devletin sırtına artı yük getirir...

Peki, ne yapmak gerekiyor?

İşte buna Milli Eğitim Bakanlığı karar verecek!..

En kötüsü, ölen ölür, kalan sağlar bizimdir mantığıdır ki bu yola asla girilmemelidir!..

Okullaşma oranları

Özel okullarda okullaşma oranları kimilerine göre çok abartılı gelse de dünya ortalamalarının çok altında ve çok daha fazlasının açılması gerekiyor. Ama kaliteyi düşürmeden!..

Hadi dünyayı bir tarafa bırakıp kendimize bakalım.

Diğer alanlara harcadığımız para ile eğitim harcamalarına baktığımızda, eğitim hep devede kulak kalıyor diyebiliriz.

Sınavlar için yapılan harcamalar ile eğitime yönelik harcamaları birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü sınavlardaki akademik başarı ortada ve bu kaynaklar heba oluyor.

Çok daha önemlisi, sınavlar yüzünden, çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamıyor!

Keşke sınavlar için harcadığımız kaynakları yeni eğitim kurumlarının açılması ve kalitenin artırılması için harcasak!

İşte o zaman, böylesi bir sınav yarışına da hiç gerek kalmaz!..

Dershaneye var okula para yok!

Sınav sektörüne hemen her yıl müthiş paralar harcanıyor!

Ve bu paraları harcayanlar da zengin olanlar değil.

Yüzde 80’i orta ve dar gelirli aileler.

Peki, aynı aileler bu paranın onda birini devlet okullarının iyileştirilmesi için verir mi?

Kesinlikle hayır!

MEB’in bu konuda dershane sektöründen öğreneceği çok şey var!

Veliyi nasıl ikna ediyor, öğrenciyi nasıl koşa koşa dershaneye getiriyor, başarıyı kendine, başarısızlığı öğrenciye ve sisteme nasıl fatura ediyorlar, bunları çok iyi öğrenmeli ki onlarla rekabet edebilsin.

Eğitim, özellikle de temel eğitim, devletin asli görevidir diyerek topu devletin kucağına atmak, kolaycılık ve çocuklarımızı umursamazlıktır.

Eğitim, elbette devletin öncelikli görevi ve Cumhuriyet tarihi boyunca, gelen her iktidar, bu konuda en büyük kaynaklardan birini eğitime ayırdı. Ama bu kadarının yetmediğini hep birlikte gördük, görmeye de devam ediyoruz.

Şunu kesinlikle iddia edebilirim ki eğitimin birinci önceliği ekonomik değil, pedagojik!

Ve bu konuda veliler eğitimi, bilimi, çocuklarının geleceğini gündemlerinin ilk sırasına almadıkları sürece de değişen bir şey olmayacak.

Yani bugün için devlet bütçesinin tamamını eğitime ayırsak bile, bilim toplumu olmamız çok zor. Çünkü hâlâ çocuklarımıza bırakacağımız en iyi mirasın eğitim olduğu noktasına gelmedik!..

Bu noktaya geldiğimizde ise gerisi zaten teferruat olacaktır!

Peki, nasıl mı geliriz?

Kafamızı dizilerden kaldırıp, sabah akşam siyaset konuşmaktan vazgeçip, tüketim yerine üretime yöneldiğimizde, belki kendimize gelebiliriz!.

Özetin özeti: Çocuğunuz mutsuzsa, sizin mutlu olmanız mümkün değil. Onun mutluluğunun yolu ise, doğru eğitim ve onun için en doğru olan okuldan geçiyor! Bu yüzden tercihlere dikkat!..

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA