18 Temmuz 2018 Çarşamba

Bir millet, iki devlet formülasyonu kulağa hoş geliyor ama asıl hoşluk iki devleti de birleştirmek olur!

12-07-2018 11:00 Güncelleme : 12-07-2018 11:10

Bir millet, iki devlet formülasyonu kulağa hoş geliyor ama...

Hakan Albayrak - Karar

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçildi, Başkan Recep Tayyip Erdoğan ve bakanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yemin etti, yeni dönem resmen başladı. Hayırlı olsun.
 
Başkan Erdoğan bu dönemde de ilk yurt dışı gezisini adet olduğu üzere Azerbaycan’a yaptı. Bu gezi de hayırlı olsun.
 
Azerbaycan deyince…
 
“Yurt dışı” mı dedim? Tövbe. Can Azerbaycan işte. Yüreğimizin bir parçası.
 
“Bir millet, iki devlet” formülasyonu kulağa hoş geliyor ama asıl hoşluk iki devleti de birleştirmek olur. Azerbaycanlı diplomat ve siyaset bilimci Vefa Guluzade ne güzel söylüyor: “Eyni millət, eyni din, eyni tarix və nəhayət eyni siyasi maraqları olan iki dövlətin konfederasiyada birləşməsi hər zaman realdır.” (Yeni Müsavat, 29 Ağustos 2011) Yani: “Aynı millet, aynı din, aynı tarih ve nihayet aynı siyasi menfaatleri olan iki devletin konfederasyonda birleşmesi her zaman gerçekçidir.”
 
Guluzade’ye göre Azerbaycan Cumhuriyeti, varlığını Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’deki müdahalesine borçlu; aslında Azerbaycan için daha düşük bir statü öngören Bolşevikler bu müdahale üzerine çıtayı muhtar cumhuriyete kadar yükseltmek zorunda kaldılar ve o sayede bugünkü müstakil Azerbaycan devleti kurulabildi; etrafı düşmanla çevrili olan Azerbaycan’ın, istiklâlini korumak için de Türkiye’ye ihtiyacı var; evvelâ Azerbaycan-Türkiye askerî birliği ve bilahare Azerbaycan-Türkiye konfederasyonu kurulmalı; Türkiye de bundan jeopolitik kazançlar elde edecektir.
 
***
 
Kafkas İslam Ordusu deyince…
 
Daşnak Stepan Şaumyan, Bolşevikler adına Bakü ve çevresine vaziyet ediyordu. Sözde komünist özde faşist Şaumyan rejimi 30 Mart 1918’de Azerbaycan Türklerine karşı soykırım harekâtı başlattı. Gence’de ilan edilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti buna mani olacak güçte değildi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade, Batum’da imzalanan dostluk ve yardımlaşma anlaşmasına istinaden, Osmanlı Devletinden destek istedi. Başkumandan Vekili Enver Paşa, hiç vakit kaybetmeden, üvey kardeşi Nuri Paşa komutasındaki 20 bin kişilik Kafkas İslam Ordusu’nu Azerbaycan’a gönderdi. Kafkasya kökenli gönüllülerden oluşan Kafkas İslam Ordusu, önüne çıkan bütün Bolşevikleri, Daşnakları ve onların yardımına koşan İngilizleri ezip geçerek, Göyçay, Salyan, Ağsu, Kürdemir’i kurtardı ve 15 Eylül 1918’de Bakü’yü fethetti.
 
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi gereğince Kafkas İslam Ordusu geri çağrılmış ve bu hazin gelişmeden sonra Sovyetler Birliği Azerbaycan’ın tamamını ele geçirmiş ola da, o muazzam harekât boşa gitmedi; bölgede yeni düzeni kurarken Azerbaycan Türklerimin istiklâl sevdasını ve Kafkas İslam Ordusu tecrübesini göz önünde tutan Moskova, tansiyonu düşürmek için Azerbaycanlılara -istiklâl potansiyelini barındıran- muhtar bir cumhuriyet verme gereğini duydu. Petrol zengini Bakü şehri de Kafkas İslam Ordusu sayesinde Azerbaycanlıların müktesep hakkı olmuştu artık.
 
(Kafkas İslam Ordusu bahislerinde genellikle ihmal edilen bir hususu da hatırlatalım: Osmanlı Devleti, 11 Mayıs 1918’de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin de hamisiydi. Bakü zaferinin üzerinden bir ay bile geçmeden, Kafkas İslam Ordusu, Dağıstanlıların tekbir sesleri arasında, düşmandan temizlenen Derbent’e girdi. 13 Ekim 1918’de Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa, Kuzey Kafkasya Ordusu Komutanı Yusuf İzzet Paşa ve Kuzey Kafkasya Cumhurbaşkanı Abdülmecit Çermoy, Derbent Kalesi’nin burçlarına Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yedi yıldızlı bayrağını dikti.)
 
***
 
Nasipse 15 Eylül’de Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye girişinin 100’üncü yıldönümünü kutlayacağız.
 
Kafkas İslam Ordusu, 100 sene evvel şu günlerde Bakü’ye doğru ilerliyordu. Bu münasebetle 40 gencimiz, İstanbul merkezli Uluslararası Genç Derneği (UGED) ve Bakü merkezli Gençliğe Yardım Vakfı’nın organize ettiği bir otobüs yolculuğuyla, İstanbul’dan, Kafkas İslam Ordusu’nun rotasını takip ederek Bakü’ye gitti. Harikulade bir faaliyet.
 
UGED Başkan Yardımcısı Salih Yüzgenç diyor ki: “Maalesef kendi tarihimizi okurken Kafkas İslam Ordusu’ndan neredeyse hiç bahsetmiyoruz. Biz de 40 gönüllüye önce bu şuuru aşıladık ve arkadaşlarımızı Kafkas İslam Ordusu hakkında bilgilendirdik. Ardından o yolculuğu ve meşakkati hissedebilmek amacıyla otobüs yolculuğunu tercih ettik. Bu proje hiç kuşkusuz gençlere tarih şuuru kazandıracaktır.”
 
Mazlum kardeş halklarla dayanışma şuuru ne güzel bir şuurdur.
 
(Aslında, kardeş olsun veya olmasın, bütün mazlum halklarla dayanışma şuuru… Rusya-Prusya-Avusturya işgaline direnen Leh istiklâlcileri de Osmanlı’nın koruyucu şemsiyesi altındaydı.)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA