15 Temmuz 2018 Pazar

Srebrenitsa Anneleri için ‘Marş Mira’

11-07-2018 16:55 Güncelleme : 11-07-2018 16:55

Srebrenitsa Anneleri için ‘Marş Mira’

ABD-AB/NATO ekseniyle Rusya arasındaki nüfuz mücadelesi, dağılan Yugoslavya projesinin en naif coğrafyası Bosna’da bir iç savaşın patlak vermesine neden oldu. 1992’de başlayan savaş, 1995 yılında Dayton Anlaşması ile sona erdirildi. 3 yıldan fazla süren savaşta bütün dünyanın gözü önünde 110.000 Müslüman Boşnak kardeşim hunharca katledildi.

11 Temmuz 1995’te, BM bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnak kardeşlerim, katil Ratko Mladic komutasındaki işgalci Sırplara teslim edildi. Kadın ve çocukların Boşnak askerlerin kontrolündeki Srebrenitsa’ya ulaşmasına izin veren Sırplar, 8 bin 372 Boşnak kardeşimi ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda hunharca katlettiler. Katledilen kardeşlerim "bir daha bulunmamak üzere" iş makineleriyle farklı toplu mezarlara gömüldü.

Ortaya çıkarılan toplu mezarlardaki kurbanların kimliklerinin tespiti konusunda yaşanan zorluklar nedeniyle Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu (ICMP) bünyesinde 1996 yılında Tuzla kentinde DNA Laboratuvarı kuruldu. Laboratuvar, 22 yıldır Bosna savaşında yakınlarını kaybeden aileler için kimlik tespiti konusunda umut oldu. Şu ana kadar ülke genelinde tespit edilen 550 toplu mezarda 25 bin kardeşimin kemiklerine ulaşıldı.

Toplu mezarlardan çıkarılıp kimlik tespiti yapılanların cenazeleri ise her yıl 11 Temmuz’da düzenlenen anma törenleriyle Srebrenitsa‘da kabirlerine defnediliyor. Geçen yıl 775 kardeşimin defnedildiği törenlerde, bu yıl 500 kardeşimizin cenazesi toprağa verilecek. Böylece üstü örtülmeye çalışılan katliam, bu defin merasimleriyle canlı tutularak gâvurun gerçek yüzü tüm dünyaya ilan ediliyor. Bunu engellemek isteyen Sırplar, Avrupalı katliam ortaklarıyla 2018 başında yeni bir hileye başvurdular.

Lahey’deki Savaş Suçlarında görülen davada Sırp kasabı Radovan Karadzic, ve katil iş ortakları Ratko Mladiç, Vujadin Popoviç, Ljubisa Beara, Srebrenitsa katliamından sorumlu tutulup cezalandırılarak bütün katliamlar dört kişinin üzerine yıkıldı. Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) 2017 sonunda faaliyetlerini sonlandırmasının ardından bu sorumluğu(!)  üstlenen Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması (MICT) toplu mezarlardan çıkartılan kemiklerin kimlik tespitinin yapıldığı laboratuvarın, Bosna Hersek'ten Hollanda'nın Lahey şehrine taşınmasına karar verdi.

‘Katledilenlerin aileleri, her açılan toplu mezarda kendi yakınlarına ait bir kemiğini bulup onu kabrine defnetmenin umuduyla yaşıyor. Bu umut bazen yılları alıyor, bazen ise buna ömürleri yetmiyor’ diyen acılı Srebrenitsa anneleri, toplu mezarlardan çıkartılan kemiklerin kimlik tespitinin yapıldığı laboratuvarın Lahey’e taşınarak işin üzerini örtüleceği kaygısını taşıyorlar. Soykırımın üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen hala bulunamayan kurbanları araştıran laboratuvarın Lahey’e taşınmasını protesto etmek için Tuzla şehrinde toplanan kurban yakınları bunun bir Sırp komplosu olduğu iddiasını seslendirdiler. Kendisine sığınan Boşnak Müslümanları Sırplar teslim eden Hollandalılar, şimdi de katledilenlerin kimliklerini tespit eden laboratuvarı Lahey’e taşıyıp, soykırımı yapıldığını reddeden Sırp vahşetini örtmeye çalışıyorlar. Üstelik Avrupa İnsan Hakları (!) mahkemesi buna yapılan haklı itirazı reddederek katliama göz yuman batılıların gerçek yüzlerini ortaya koyuyor…

Buruc suresinde, kadın erkek ayırmadan ateş dolu çukurlara atılan kavmin adı verilmez. Aksine 'Ashab-ı Uhdud' adı ile bu zalimliği yapanlar deşifre edilir. Bütün şiddetine rağmen zulme direnenlerin izzeti ve kıyamın kararlılığı takdire şayandır. Sureyi okuyan her mümin bu acıyı derinden hisseder ve bu aziz insanların izinden zulme tavır konulmasının gerekliliğini zihnine kazır. Resulullah’tan (sav) çok önce gerçekleşen bu zulmü gündeme getiren Buruc suresi, kıyamete kadar bu zulmün unutturulmaması görevini müminlere tevdi etmiştir. Dünya üzerinde kime yapılırsa yapılsın hiçbir zulmün üzerinin örtülmesine göz yumulmamalı ve zulme izzetle karşı duranların haklı isyanları her boyutta gündemden düşmesine izin verilmemelidir.

İşte ‘Marş Mira yürüyüşü’  yaşanan katliamları protestonun en önemli gösterilerinden biridir. Dünyanın dört bir yanından Bosna’ya gelen binlerce genç 7 Temmuz'da Nezuk’da toplanır. O gece çadırlarda kalınır, 8 Temmuz sabah erken kalkıp tekbirlerle yürüyüşe başlanır. 8, 9 ve 10 Temmuz’da yapılan gündüz yürüyüşleri sonunda akşam Potoçari’ye ulaşılır. Orada da bir gün kalınır ve 11 Temmuz günü Srebrenitsa’daki törene katılınır. Aslında Ölüm tarlalarına yürütülen çaresiz kardeşlerimizin neler hissettiğinin genç nesillerin zihinlerine kazınmasını hedefleyen Marş Mira, 3 gün için 77 kilometrelik zorlu bir parkurdur. Marş Mira yürüyüşüne ülkemizden ilk defa 2009 yılında Bahattin Yıldız birkaç gençle katılır. Srebrenitsa’dan döndüğünde bu çok katılımlı yürüyüşe muhakkak ülkemizdeki gençlerinde katılmasında ısrar ederek hayırlı bir çığır açar. Aslan Biçici’nin üstün gayretiyle Türkiyeli Müslümanlar 2010 yılından itibaren “Şehit Bahattin Yıldız Yürüyüş kolu” olarak Marş Mira’ya katılmayı başladılar. Bu yürüyüşe 2 yıl bisikletleriyle tüm Balkan coğrafyasını kateden gençler katıldığı gibi, geçen yıl altı balkan ülkesine uğrayan bir tren ile 1000 kişilik kızlı erkekli bir katılım sağlandı. Mayın döşenerek girilmez kılınan bir toplu mezar alanının mayından temizlenerek Marş Mira 2018 yürüyüş duraklarından biri kılınması ise bu seneye ait sevindirici bir gelişme.

Size ne oluyor da, Allah yolunda "Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!" diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz? (Nisa / 75)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA