15 Temmuz 2018 Pazar

İsmail Yaşa: Müslümanlar Mescid-i Aksa’yı bekleyen tehdidin farkında değiller (Röportaj)

29-06-2018 23:36 Güncelleme : 30-06-2018 14:06

İsmail Yaşa: Müslümanlar Mescid-i Aksa’yı  bekleyen tehdidin farkında değiller (Röportaj)

Hazırlayan: Mehmed Mazlum Çelik

Filistin’de başlatılan büyük yürüyüşün bölge siyasasında ne gibi neticler doğurmasını bekleyebiliriz?

Gazze Şeridi sınırında 30 Mart’ta başlatılan Büyük Dönüş Yürüyüşü faaliyetlerinin iki temel amacı var. Birincisi, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukanın kaldırılmasını sağlamak. İkincisi, Filistin davasının tasfiye edilmesini hedefleyen Yüzyılın Anlaşması projesine engel olmak. İsrail ve Mısır’ın uyguladığı ablukaya geçen yıl Nisan ayında Mahmud Abbas’ın uygulamaya başladığı yaptırımlar da eklenince Gazze halkının çektiği sıkıntı çok daha ağırlaştı. Bu şartlar altında Gazze halkının yapabileceği çok fazla bir şey yok. Büyük Dönüş Yürüyüşü işte bu dört bir yandan kuşatılmışlıktan kurtulabilmek ve Gazze halkının sesini dünyaya duyurabilmek için düşünülmüş bir eylem. Aynı zamanda dengeleri sarsıp Yüzyılın Anlaşması projesinin hayata geçmesini engelleme ve Gazze Şeridi’ndeki direniş güçlerini koruma girişimi de diyebiliriz.

Büyük Dönüş Yürüyüşü İsrail’i rahatsız ediyor. Mısır aracılığıyla Hamas’a baskı yapmayı ve gösterileri sona erdirmeyi denediler. Fakat başarılı olamadılar. İsrail askerlerinin sınırda gerçekleştirdiği katliamlar da Gazze halkını gösterilere katılmaktan alıkoyamadı. Daha ötesi sınırdaki gerginliğin devamının İsrail’e sosyal ve ekonomik faturası da oluyor. Sınıra yakın Yahudi yerleşkelerinde yaşayan İsrailliler tedirgin. Filistinli gençlerin icat ettiği yangın çıkarıcı balonlar ve uçurtmalarla baş edemiyor. Şu ana kadar İsrailli çiftçilerin binlerce dönüm arazisi yandı. O bölgede arıcılık yapan İsrailliler arıların ölmemesi için kovanları başka bölgelere taşımak zorunda kaldılar.

İsrail’in bu denli acımasızca karşılık vermesi Trump yönetimi ile elinin güçlenmesiyle mi açıklayabiliriz, yoksa başka gerekçeler de var mı?

Trump’ın İsrail’den çok İsrailci olmasının Netanyahu hükümetinin pervasızlığında rolü var elbette. Fakat başka faktörler de var. Örneğin, Arap ülkeleri arasındaki bölünmüşlük ve İslam ülkelerinin her birinin kendi iç sorunlarıyla her zamankinden daha fazla meşgul olması. Şu anda uluslar arası ve özellikle de bölgesel şartlar tamamen İsrail’in lehine görünüyor. Mısır’da darbeci cunta İsrail’in bir dediğini iki etmiyor. İsrail ile diplomatik ilişkileri olmayan Körfez ülkeleri işgal rejimiyle ilişkilerini geliştirmek için can atıyor. Uluslar arası toplumun duyarsızlığı had safhada. Suriye’de oluk oluk kan aktı. Suriye rejimi yüz binlerce insanı katletti. İsrail zulmüne rahmet okutacak vahşete imza attı. Tüm dünya seyretmekle yetindi. Dolayısıyla İsrail Gazze Şeridi sınırında şiddete başvurmasına tepki gelmesinden korkmuyor. İsrail’in korktuğu gerginlik sonucu sınıra yakın Yahudi yerleşkelerinde yaşayan İsraillilerin huzurlarının bozulması ve Filistin halkının tepkisi sonucu Batı Yaka’da kontrolün Filistin Yönetimi’nin elinden çıkması.

Yaşanan elim hadiselerden sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik bir işgal hareketi başlatması söz konusu olabilir mi? Bunun sonuçları neler olur?

İsrail’in Gazze Şeridi’ni yeniden işgali veya bir kara harekâtı o kadar kolay değil. Çünkü bu İsrail’in de ağır kayıplar vermesine yol açar. Bunu göze almaları zor. Gazze Şeridi’yle yeni bir savaş konusu İsrail’de de tartışılıyor. Yangınlara yol açan balonlar ve uçurtmalarla mücadelenin nasıl olması gerektiği konusunda iki görüş var. İsrail hükümetindeki bazı bakanlar balonları ve uçurtmaları uçuran Filistinli gençlerin hedef alınmasını istiyor. Bu seçeneğin savaşa yol açacağını ve savaşın bedelinin yangınlardan daha ağır olacağını söyleyenler ise daha başka çözüm yolları aranması gerektiğini savunuyor. Buradan şunu anlıyoruz. İsrail, Gazze Şeridi’yle yeni bir savaşa soğuk bakıyor. Dolayısıyla herhangi bir kara harekâtı da istemiyor. Çünkü kara harekâtı demek asker kaybı ve İsrail için en kötüsü esir vermek demek. İsrail Gazze Şeridi’nde esir tutulan dört askerini henüz kurtarabilmiş değil. O askerlerin aileleri ve yakınları Netanyahu hükümetine baskı yapıyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne savaş açması müttefiklerinin planlarını da bozar. Çünkü şu anki öncelikleri Gazze Şeridi’nin kuşatma ve bir takım teşviklerle, yani havuç ve sopa politikasıyla devre dışı bırakıp Yüzyılın Anlaşması projesini hayata geçirmek. Bu nedenle savaş yerine bir yandan Gazze Şeridi’ne baskı uygulamayı ve diğer yandan da taviz karşılığı bir takım iyileştirmeler sunmayı deneyeceklerdir.

İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ekonomik ve politik ambargo hukiki zeminde  ve İslam ülkelerinde yeteri kadar tepki görmemesinin arkasındaki saikler nelerdir?

Öncelikle İsrail’in Amerika tarafında korunup kollanması. İsrail’in Rusya’yla da ilişkileri gayet iyi. Washington, Güvenlik Konseyi’nden İsrail’in aleyhine hiçbir kararın geçmesine izin vermiyor. İslam ülkelerinin kınama türü tepkilerinin de pratikte bir karşılığı yok. İslam ülkeleri hep birlikte güçlü bir tepki ortaya koyamıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla İstanbul’da olağanüstü toplandı. Birçok ülke üst düzeyde katılmaya dahi tenezzül etmedi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan kararların da herhangi bir bağlayıcılığı yok.

İslam ülkelerinde halkların da maalesef birçok sorunu var. Birçok İslam ülkesinde demokrasi olmadığı için halkların tepkisi de yönetimin dış politikasına yansımıyor.

Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukanın bir tarafı İsrail ise diğer tarafı da Mısır. Kahire Rafah Kapısı’nın kapatmasa ve Gazze Şeridi’nin ihtiyaçlarının girişine izin verse İsrail’in uyguladığı ablukasının hiçbir anlamı kalmaz. Mısır ordusu sınırdaki tünelleri yıkmasa bile Gazze halkı az da olsa nefes alırdı. Fakat tünellerin yıkılması ablukanın etkisini ağırlaştırdı. Yani tepki gösterilecekse İsrail kadar Mısır’a da gösterilmeli. İslam ülkelerinden bazılarının Mısır’daki darbeyi ve politikalarını desteklediği göz önüne alınınca İsrail’e tepkisizlik daha iyi anlaşılacaktır.

Filistinliler yaşadığı tüm acılara rağmen kendi içinde bu politik ayrılıkları nasıl açıklayacağız?

Filistin de bölge ülkelerinden çok farklı değil. Filistin Yönetimi ve Başkanı Mahmud Abbas, Arap ülkeleri rejimleri ve diktatörleri gibi. Dolayısıyla halk iradesine saygı duymuyor. Yöneticileri tepeden tırnağa yolsuzluğa gark olmuş ve İsrail’in sunduğu ayrıcalıklara alışmış haldeler. Sahip oldukları imtiyazları kaybetmek istemiyorlar. İşgal rejimiyle işbirliği içindeler. Batı Yaka’da direniş güçlerine karşı işgal güçleriyle koordineli hareket ediyor, adeta İsrail’in polis gücü gibi davranıyorlar. Yani sadece politik bir görüş ayrılığından bahsedemeyiz.

Gazze Şeridi’nde iki milyon civarında Filistinli yaşıyor. Bunların hepsi Hamas üyesi ve taraftarı değil. Fetih ve diğer grupların üyeleri de var. Hiçbir siyasi bağlılığı olmayan sıradan insanlar var. Fetih liderlerinden Azzam El-Ahmed bir açıklamasında, “Elimden gelse Gazze Şeridi’nin havasını dahi keserim” dedi. Bu öfkenin ve kinin politik bir görüş ayrılığının ürünü olduğunu söylemek zor.

Türkiye’nin başta Gazze konusundaki tavrı takdir ile karşılanmakla beraber Mavi Marmara Davaları konusunda takındığı tavır özellikle İslami camiada çok sert eleştiriliyor. Siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?

Türkiye bölgede büyük bir savaşın tam ortasında. Birçok cephede ve birçok sorunla boğuşuyor. Filistin ve Kudüs sorunu, Gazze Şeridi’ne destek Türkiye’nin önem verdiği dosyalardan biri. İslami camia eleştirebilir. Eleştiri herkesin hakkı. Fakat ben bu konuya tek yönlü bakmanın doğru olacağını düşünmüyorum. Türkiye, Filistinlilere en çok destek veren ülke. Türkiye düşerse o destek de olmaz. Bu nedenle öncelikle Türkiye’nin korunması gerekiyor. Filistinliler bunun farkında. O nedenle İslami camianın verdiği tepki ve eleştiri onlardan gelmiyor. Ayrıca Filistin davasının sadece Türkiye’nin politikalarıyla çözülemeyeceğini ve Türkiye’nin gücünün buna yetmeyeceğini görmek gerekiyor.

Filistin meselesinde müslümanları rahatsız eden diğer konulardan biri de Suudi Arabistan’ın takındığı tavır. Özellikle yeni prensle beraber birçok politikada olduğu gibi bu konudaki duruşları da çokça eleştiriliyor. Suudi Arabistan’ın bu politik manevralarını nasıl okumamız gerekir?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın ülkesinin toplumunun dönüştürme gibi bir projesi var. Dolayısıyla yeni dönemde Suudi Arabistan’ın Filistin, Kudüs ve benzeri konularla ilgilenmeye vakti yok. Ayrıca Trump’ın Filistin davasını tasfiyeyi hedefleyen “Yüzyılın Anlaşması” projesinin Suudi Arabistan tarafından desteklendiği biliniyor ve Riyad, projeyi kabul etmesi için Filistinlilere baskı yapıyor. Suudi Arabistan’ın bu tavrının Filistin dostlarınca eleştirilmesi normal. Çünkü eleştiriyi hak ediyor.

Suudi Arabistan’ın ayrıca Hamas’ı terör örgütü olarak gördüğü unutulmamalı. Bu yaklaşımı Riyad’ın Filistin politikasına da yansıyor ve işgal rejiminin işine yarıyor. Buna bir de Trump’la birlikte hareket etme eğilimi eklenince Suudi Arabistan İsrail’e iyice yaklaştı. Önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan’ın Filistin davası aleyhine ciddi girişimleri olabilir. Çünkü Trump ve Yahudi asıllı başdanışmanı, damadı Jared Kushner Filistinlileri anlaşmaya ikna etmede Suudi Arabistan’ı ve parasını kullanmak istiyor. Suudi Arabistan’ın da buna hayır diyeceğini sanmıyorum.

Son olarak Filistin meselesini dünya kamuoyuna daha iyi nasıl anlatıp savunmamız gerekir? Meydanlarda toplanmamın dışında müslüman bir birey bu davaya nasıl katkı sunabilir?

Öncelikle İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri Kudüs ve Filistin konusunu önceliklerinin başına yerleştirmeli. Bugün Müslümanlar maalesef Filistin için meydanlarda dahi toplanamıyorlar. Oysa Büyük Dönüş Yürüyüşü gösterileriyle paralel olarak en azından Cuma günleri İslam coğrafyasının dört bir yanında geniş çaplı gösteriler düzenlenmeliydi. Gazze Şeridi sınırında onlarca Filistinli şehit oldu. Yaralı sayısı ise binlerce. Üzülerek söylemek gerekirse Filistinliler, daha doğrusu Gazze halkı yalnız başına büyük bir mücadele veriyor.

Müslümanlar, Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı yeterince tanımıyorlar. Müslümanların ilk kıblesini bekleyen tehdidin farkında değiller. “Yüzyılın Anlaşması” adı verilen proje aylardır gündemde olmasına rağmen Müslümanların çoğu bu proje nedir ve nasıl bir tehlike teşkil ediyor bilmiyor. Bu projeye engel olabilmek için ne yapılması gerektiği üzerine kafa yorulmuyor. Filistin davasını anlatabilmek için öncelikle onunla ilgili her türlü gelişmeyi çok iyi takip etmemiz ve bilmemiz gerekiyor. Yani ilk yapmamız gereken Filistin’i gündemimizin başına yerleştirmek olmalı. Daha sonra da dünyadaki tüm Müslümanları dalga dalga harekete geçirecek bir eylem planı yapmalıyız. Sivil toplum kuruluşlarımız isterse bunu başarabileceğimize inanıyorum.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA