23 Haziran 2018 Cumartesi

İslam Birliğini kimler niçin istedi?

13-06-2018 14:48 Güncelleme : 13-06-2018 15:03

İslam Birliğini kimler niçin istedi?

İslam Birliğini destekleyenleri amaçları açısından üç kategoride değerlendirebiliriz. Birinciler Sultan Abdülhamid ve onun gibi düşünenler. İkinci kesim, Cemaleddin Afgani ve onun çizgisinde olanlardır. İslam Birliğinden yana olan üçüncü bir kesim vardır ki, bunlar İslam Birliğinin Arapların öncülüğünde gerçekleşmesini istemektedirler.

İslam Birliğini destekleyenleri amaçları açısından üç kategoride değerlendirebiliriz. Birinciler Sultan Abdülhamid ve onun gibi düşünenler.
 
 Hiç kuşku yok ki İslam Birliği hareketinin en gayretli üyelerinden biri Sultan 2. Abdülhamid’dir. ( Saltanatı: 1876-1909). Sultanın bu hareketi başlatmaktaki gayesi, özel de Osmanlı Devleti’ni yıkılmaktan korumak, genelde İslam hareketini yüzyıllardır bulunduğu “unvan halifeliği” konumundan çıkartıp “nüfuz halifeliğine” dönüştürmek.
 
 
   Namık Kemal ( 1840-1888), Ziya Paşa (1825-1880) ve Cevdet Paşa’yı (1822-1895) da İslam Birliği konusundaki düşüncelerinden dolayı bu kategoriye dâhil edebiliriz.
 
 
   İkinci kesim, Cemaleddin Afgani ve onun çizgisinde olanlardır. Bunlar arasında daha sonra İttihad-ı Muhammedi cemiyetiyle adlarını duyuracak olan Said Nursi ve Derviş Vahdeti’yi de sayabiliriz. Hatta bu idealin onlardan sonraki takipçileri arasında Mehmet Akif’ten başlayarak bir dizi ismi anabiliriz. Bu çizginin üstadı sayılması gereken Afgani İslam Birliğine en samimi duygularla bağlanmış, hayatını o yolda vakfetmiş ve bu birliği İslam’ın ve ümmetin istikbali için elzem görmüştür.
 
  İslam Birliğinden yana olan üçüncü bir kesim vardır ki, bunlar İslam Birliğinin Arapların öncülüğünde gerçekleşmesini istemektedirler. Bu düşüncenin en hızlı savunucusu Abdurrahman Kevakibi ve bir yanıyla Muhammed Abduh’tur.
 
Ne ki çıkış noktalarındaki farklılığa rağmen bu üç eğilim de İslam Birliğini sağlamak için iki konuya özellikle dikkat çekmişlerdir.
 
Hilafet ve Halife: İslam Birliği hareketini destekleyenlerin tümü bu hareketin doğal liderinin halife olduğu konusunda müttefiktirler.
 
Hac ve Mekke: Hac ibadetinin bünyesinde ne müthiş bir siyasal potansiyeli barındırdığının farkına yalnız dostlar değil düşmanlar bile varmıştı. Bu nedenle İngilizler tüm yatırımlarını özellikle Mekke'yi elinde tutan otorite üzerine yapıyor, bu arada su gibi altın dağıtmaktan ve özel harekât planları yapmaktan geri durmuyordu. Mekke Şerifi Hüseyin’in ihaneti işte bu çabaların bir semeresiydi. Buna karşılık İslam Birliği hareketi için haccı değerlendirmesini iyi bilen Sultan, yüzyılın en büyük yatırımlarından birini hem de Sünnisiyle, Şiisiyle tüm ümmetin katılımıyla tamamlatmayı başarmıştı. Bu proje Batılılardan bir kuruş kredi almadan Şam ile Medine’yi birbirine bağlayan 1220 km’ik Hicaz demiryolu projesidir. Bu dev proje o günün şartlarında yedi günde tamamlanmıştı.
 
 Hicaz demiryolu projesi, İslam Birliği idealinin lafta kalmadığının en büyük delilidir. Yüzyıllardan beri ümmetin birbirleriyle kanlı bıçaklı olan isimleri bile ( Osmanlı- İran ) var güçleriyle desteklemişler, hatta her iki ekolünde çizgi dışı saydığı İsmailiye önderleri dahi bu projeye maddi manevi katkılarda bulunmuşlardı.
 
 
 İslam Birliğini gerçekleştirme de Mekke’nin önemi işte bu ortak projeye vurgulanmıştır. Çünkü Batı işgali altında bulunan Müslüman halklar da dâhil, her bölgeden buraya hacı geliyordu, burada sömürgeci güçlere karşı bir takım kararlar alınıyordu. Bu kararlar ve ”Daru’l Hilafe”den gelen haberler hacılar vasıtasıyla tüm dünyaya yayılıyordu. İngiliz casusu Yahudi Vanbery verdiği bir jurnalde İngiliz yetkililerin dikkatini bu noktaya çekerek şunları yazıyordu:
 
“Mekke’de hac görevini tamamlamış bir Hintli veya Buharalıyı ne İngiliz- Hint ne de Rus otoriteleri gözaltında tutabilir."

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA