23 Haziran 2018 Cumartesi

Nerden çıktı bu G-6 ve Şanghay Dokuzlusu?

11-06-2018 07:50 Güncelleme : 11-06-2018 07:50

Nerden çıktı bu G-6 ve Şanghay Dokuzlusu?

Prof. M. Seyfettin Erol /Milli Gazete

Bu da nereden çıktı böyle diyebilirsiniz. Haksız da sayılmazsınız. Biliyoruz ki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) şu an için sekiz üyeye (Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Hindistan ve Pakistan) sahip. G-7 adı verilen “Gelişmiş 7 Ülke” ise Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD’den oluşuyor.

O zaman nerden çıktı bu “G-6” ve “Şanghay Dokuzlusu”?

Söyleyelim…

Öncelikle, matematiksel olarak mevcut gidişat bu örgütler açısından bizlere böylesi bir de facto rakamı veriyor. Yani örgüt üyelerinin sayılarında bir artma ve bir azalma durumu, olasılığı söz konusu. Dolayısıyla siz buna arzu ederseniz “Doğu-Batı Cephesinde Son Durum” da diyebilirsiniz.

Zira yaşanan son gelişmeler bir kez daha “Yükselen Doğu”ya ve buna karşılık “Çöküşteki Batı”ya işaret ediyor. Bir diğer ifadeyle, Batı’yı Batı yapan, Doğu’yu da yıllarca dünyanın itilmiş-kakılmışları durumuna iten “birlik-liderlik” noktasındaki durumlar, roller değişiyor.

Batı, bu her ikisini kaybetmeye başlarken; Doğu ise bu yitiği ile “konjonktürel” de olsa tekrar buluşuyor. (Konjonktürel birlikteliği bir ara kaleme alacağım için şimdilik bu husus geçiyorum.)

Nasıl mı?  Kronolojik olarak gitmek gerekirse… Örneğin, Şanghay 1996’dan bu yana devamlı şekilde büyüyen bir örgüt iken G-7 devamlı şekilde kan kaybeden bir örgüt konumunda görülüyor.

Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse; Rusya-Çin ikilisi arasında 1995’de iyi niyet adımları çerçevesinde start alan, akabinde Çin’e komşu üç Orta Asya devletinin katılımı ile “Şanghay Beşlisi” adını, 2001’de de bir diğer Orta Asya devleti olan Özbekistan’ın üyeliğiyle “Şanghay İşbirliği Örgütü” adını alan örgüt, bugün itibarıyla sekiz üye, dört gözlemci üye ve altı diyalog ortağı (ki, Türkiye de bunlardan birisidir) ile devamlı yükseliş trendinde bir görünüm arz ediyor.

“Çingdao Zirvesi” Sonrası Yeni bir ŞİÖ mu?

İktisadi, siyasi, güvenlik ve kültürel iş birlikleri alanlarında etkin sonuçların alınmaya başladığı ŞİÖ, Çin devlet Başkanı Şi’nin ifadesiyle; küresel yönetişimin iyileştirilmesi, ortak kalkınmanın teşvik edilmesi ve bölgesel güvenliğin desteklenmesi noktasında önemli bir güç haline gelmiş durumda.

Çin Devlet Başkanı Şi, ŞİÖ’deki birlik ruhuna atıf yaparak, örgüte daha büyük bir vizyon çiziyor ve aynen şu ifadeyi kullanıyor: “Çingdao Zirvesi bizim için yeni bir yola çıkış noktası. Birlikte Şanghay ruhunu ileriye taşıyalım, dalgaları kıralım ve örgütümüz için yeni bir yolculuğa başlayalım.”

Bu kapsamda ŞİÖ ve G7’yi de karşılaştıran Putin’in, satın alma gücü paritesi bakımından ŞİÖ’nün G7’yi geçtiğini söyleyerek; “G7 ülkeleri daha zengin ama ŞİÖ ülkelerinde ekonomi daha büyük. ŞİÖ’nün nüfusu dünya nüfusunun yarısını kapsıyor. ŞİÖ, uluslararası ticarette genel olarak kabul edilen kurallara sadık kalmaya hazır.” ifadeleri, başta ABD olmak üzere, Batı dünyasının “içe kapanma politikası” sinyalleri verdiği bir dönemde “açık kapılar politikası” izlemeye bir çağrı olması boyutuyla oldukça dikkat çekici.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in ŞİÖ Zirvesi’nde verdiği mesaj da oldukça dikkat çekici. Astana müzakere sürecinin, Suriye’de kapsamlı barışın sağlanması hedefinde etkili bir araç olduğunun görüldüğünü belirten Nazarbayev; Asya, Afrika, Yakın Doğu ve diğer “sıcak noktalardaki” çatışmaların siyasi yollarla çözülmesi gerektiğini yineliyor ve bir anlamda ŞİÖ’ye yeni bir misyon yüklüyor. Türkiye’nin ŞİÖ’deki diyalog ortaklığı ve İran’ın gözlemci üyeliği göz önünde bulundurulduğunda, aslında Astana Süreci’nin arka planındaki bir diğer oluşum/güç de, dolaylı da olsa, kendisini gösteriyor…

Peki, “Şanghay Dokuzlusu” ile ne kastediliyor? Çok basit! Dört gözlemci üyeden biri olan İran’ın tam üyeliğine işaret ediyor. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin, Ruhani ile yaptığı görüşmede bu üyeliğin gerçekleşeceğine yönelik Rusya’nın desteğini bir kez daha yineliyor. (Gerçi bu üyelik durumu Rusya’nın işine ne kadar gelir, bu başlı başına bir tartışma konusu. Bu mevzuya da elbette konjonktürün elverdiği ilk fırsatta geniş bir şekilde değineceğim.)

Batı’da Hesaplaşmanın Yeni Adresi: G-7

Dolayısıyla Türkiye’nin de tam üyelik durumunun diyalog ortaklığı ile önünün açıldığı ŞİÖ’de, bir diğer ifadeyle Doğu’da bunlar olurken; Batıda, G-7’de çok farklı bir süreç söz konusu. Şöyle ki…

İlk olarak, 1973 senesindeki petrol krizinin ardından ekonomik durgunluğa çare bulunması düşüncesiyle Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve ABD arasında geniş kapsamlı bir müzakere süreciyle başlayan, hemen sonrasında Kanada’nın da dâhil olmasıyla birlikte G-7, 2002’de Rusya’nın üyeliğiyle G-8 adını alan örgüt, 2014’de Rusya’nın üyeliğinin askıya alınmasıyla birlikte tekrar G-7 formatına dönüşürken; Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un İran ile nükleer anlaşmadan çekilen ve yeni gümrük vergileri getirmeye çalışan ABD’yi G7’den kovmakla tehdit etmesiyle birlikte de facto olarak G-6 adını almış bulunmakta.

Dolayısıyla Batı içindeki hesaplaşma; NATO’dan sonra G-7’de de kendisini göstermeye başlamış görünüyor. Ve burada Almanya-Fransa ikilisi adeta ABD’nin ipini çekmeye çalışan iki ülke durumunda…

G-7’deki Fotoğrafın Anlamı: ABD-ABD’ye Karşı…

Hatırlayacaksınızdır, bu köşede de defalarca yazdık. Almanya’nın önceki dışişleri bakanı Gabriel2017’de ABD artık Batı’nın lideri değildir demişti. Sonrasında yerine gelen Almanya Dışişleri Bakanı Maas da İran nükleer anlaşmasından çekilen ABD’nin tek taraflı kararının Berlin ile Washington arasındaki ilişkileri “zehirlediğini” ve Washington’a karşı daha sert politika izleyeceklerini 12 Mayıs 2018’de açıklamıştı.

Maas 8 Haziran’da yaptığı bir diğer açıklamayla da G-7’deki krizin sinyalini vermişti. Dışişleri Bakanı Maas, Berlin’in ABD ile ihtilaflar konusunda artık sessiz kalamayacağını belirterek, Washington ile daha karmaşık hale gelen ilişkiler ortamında Avrupa ülkelerini daha sıkı işbirliği yapmaya çağırmış ve Avrupa Güvenlik Konseyi kurma fikrini takdirle karşıladığını ifade etmişti.

Şimdi ise Macron ABD’ye tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna diyor ve G-7’de bir imza krizi yaşanıyor… Açıkçası Batı Cephesi’nde bu sefer çok şeyler değişiyor ve oldukça eğlenceli bir hal almaya başladı.

Eğlencenin adresi ise hiç kuşkusuz “afacan çocuk” rollerindeki “huysuz ihtiyar” Trump! “Huysuz kadın” tiplemesindeki Merkel ve “bıyıkları yeni terleyen” Macron’u da unutmamak gerek elbette. Zira Trump ile birlikte muhteşem bir üçlü oluşturuyorlar…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA