20 Nisan 2018 Cuma

İsmail Kılıçarslan: Ne deizm ne ateizm, ille de sekülerizm

14-04-2018 10:40 Güncelleme : 14-04-2018 10:40

İsmail Kılıçarslan: Ne deizm ne ateizm, ille de sekülerizm

Hümanizm, deizm, ateizm bilmem ne yükseliyor mu, düşüyor mu bilmem. Ama sekülerizmin tüm dünyayı bir “haz bataklığı”na sürüklediği gerçeğinden kaçarak yapılacak hiçbir şey olmadığını biliyorum.

İsmail Kılıçarslan - Yeni Şafak
 
Son dönemdeki deizm tartışmasına bıyık altından güldüğüm doğrudur. Kavramın kendisinin bile yerli yerine konulmaksızın kah siyasilerin kah hocaların kah ilgili ilgisiz isimlerin yürüttüğü tartışmaya gülümsememek pek de mümkün değil zira.
Efendim, önce aklımın erdiği dilimin döndüğü kadar kavramın kendisini izah etmeye çalışayım. Tanrı veya bir yaratıcı güç var ama dünyanın işlerine karışmak gibi bir huyu yok. Deizm budur.
Dikkat isterim. “Tanrı yok” demiyor standart deist. Kainatı yaratan bir güç olduğuna inanıyor fakat bu kainatı yaratan gücün bütün işinin “yaratmak” olduğunu ve bu yaratmanın da geçmişte kaldığını düşünüyor. Tanzim etmek, düzenlemek, dünyanın işleyişine müdahale etmek bu yaratıcı gücün işi değil. Dahası da var. Bu yaratıcı güç, vahiy de göndermiş değil deistlere göre. Vahiy olmayınca peygamber de yok. Peygamber olmayınca sosyal hayatın, ilişkilerin, sözgelimi ticaretin, siyasetin düzenlendiği bir müesses din de yok.
“Türkiye’de deizm yükseliyor” ve/veya “ne alakası var, Türkiye’de deizm yükselmiyor” tartışmalarının sakilliği bana kalırsa bu tartışmanın yürütülme biçiminden kaynaklanıyor. Sahne hocalarının feryadı figan koparıp “deizm gençlerimizi esir alıyor, hakikatin tek yetkili bayii olduğumuz için bu yükselişi ancak biz önleriz” şeklinde özetlenebilecek halkla ilişkiler çalışmasıyla diyanetin ne dediğini yazanın bile çok anladığını düşünmediğim açıklamaları arasında kaybolup giden mesele şu: Ülkemizde ve dünyamızda tanrı/yaratıcı güç nasıl algılanıyor? Bu algı seneler içerisinde nereden nereye ilerledi/geriledi? Allah’ı, tanrıyı, yaratıcı gücü kadir-i mutlak olarak görme oranı yüzde kaçlardadır? Sosyal hayatını, ilişkilerini, dünyayla kurduğu bağı Allah’ın, tanrının, yaratıcı gücün vahyine göre tanzim etmeye çabalayan insan sayısı nedir?
Şunu tespit etmek için sosyoloji uzmanı olmaya da, hoca olmaya da gerek yok: Allah, tanrı ya da yaratıcı güç sanayi devriminden bu yana her geçen gün biraz daha gökyüzüne yükselmektedir. Her geçen gün modern dünyanın nizamı ile yaratıcının önerdiği dünya nizamı arasındaki fark modern dünya nizamı lehine değişmektedir. Böylelikle yaratıcı, gökyüzünde bir yerlerde oturan, dünyanın işlerine pek karışmayan, ibadet öneren ama dünyanın işleyişine hiç müdahale etmeyen bir “nesne”ye dönüşmektedir.
Bir “nesne”ye evet… Asıl “özne” ne batı ne de doğu için uzun süredir “yaratıcı” değil. Hümanizmle yani “tanrıya karşı insan” fikriyle başlayan büyük mücadele yanına pek çok “-izm”i de alarak yaratıcıyı dünyadan uzaklaştırmaya çabalıyor ve işin kötüsü bunu başarıyor da…
Anı yaşa, akla sığdıramadığın gerçek değildir, Allah’a inanmıyorum ama bir güç var, tanrı yoktur, dünya bir gündür o da bugündür… Bu cümlelerin yanına pek çok başka cümle eklenebilir. Bu ve benzeri cümlelerin tamamı “insanın tanrıyı yenmesi” fikrinin birer altlığıdır.
Fakat bütün bu cümlelerin tamamını kapsayan, etkisi bu cümlelerin tamamından daha zehirli bir başka parantez vardır. O parantezin adı sekülerizmdir. Yani dünyevileşme yani dünyacılık.
Sekülerizmin eşsiz bir tanımını duymuştum: “Sekülerizm, günaha günah dememektir.”
Dikkat isterim. Günaha girmek, günah işlemek, günahtan kaçınmamak değil; günaha günah dememek. İnsan adetince ahlak çeşidini hormonlu vicdan sosuna sığdırarak “dünyayı yaşamak.” Sonrasını hiç düşünmeden, bir “üst varlığa hesap verme” fikrini bütünüyle dışarıda bırakarak ve en zehirlisi olarak bireyin “başkasına zarar vermeden yaptığı her şeyi” özgürlük tanımına sığdırarak kutsalın, üstünün, aşkın olanın dışarıda bırakılmasını sağlıyor sekülerizm.
Hümanizm, deizm, ateizm bilmem ne yükseliyor mu, düşüyor mu bilmem. Ama sekülerizmin tüm dünyayı bir “haz bataklığı”na sürüklediği gerçeğinden kaçarak yapılacak hiçbir şey olmadığını biliyorum.
Sahne hocalarımızla diyanet uzmanlarımız, siyasilerimizle bilirkişilerimiz tartışmayı sürdüredursunlar; dünyevileşmek, dünyayı yegane gerçek, kendini yegane “biricik” saymak şu köhne gezegenimizin sonunu getirecek.
İnsandan üstün bir varlığın, dünyadan güzel bir yerin, vicdandan başka terazinin olmadığını düşünmek insanı canavara, hatta zombiye dönüştürecek. O zaman göreceğim ben tartışmayı “vardı-yoktu” düzlemine taşıyan ilginçlik biçimini…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA