21 Temmuz 2018 Cumartesi

Ne vakit bir türkü duysam popüler kültürden utanırım

13-04-2018 10:49 Güncelleme : 13-04-2018 10:06

Ne vakit bir türkü duysam popüler kültürden utanırım

Mehmed Mazlum Çelik kendi kimliğiyle popüler kültüre karşı direnen türkülerin orijinalitinesini koruma çabasını kaleme aldı.

Türküler toplumların aynasıdır. İçinde yaşanılan toplumun sevinçlerini, acılarını, umutlarını, ruh ve mana dünyasının ürünüdür. Türk toplumu farklı kültürlerin harmonisiyle bezenmiş bir sentez kültürdür. Bu kültür içinde türküler önemli bir yere sahiptir ve hem kendisi kuşaktan kuşağa aktarıldığı gibi toplumsal değerleri aktarma işlevini de beraberinde taşır. Bir imbikten geçirilmişçesine aktarılan türküler Türk toplumunun kimliğini oluşturan ve yansıtan ögelerden birisidir.

Türküler, konularını savaş, göç salgın gibi felaketlerden alabileceği gibi daha bireysel alanı da kapsamaktadır. Bireysel olanı yani aşk ve tabiat konularını işleyen türküler, bir zümrenin tekelinde bulunmamış daha çok “Ordinary” diyebileceğimiz toplumsal kesim tarafından üretilmiştir. Buna karşı toplumun bütün kesimlerine hitap eden türküler her kesimce benimsenmiştir.

Modern dünyamızın politik düzenini incelediğimizde görüyoruz ki ekonomik dengeler kapitalist bir düzen içerisinde konumlandırılmış vaziyette. Bu düzen içerisinde insanın ürettiği her şey bir tüketim malzemesi olarak ele alınmaktadır. Söz gelimi bir kahve makinesi de bir sanat yapıtı da bu çerçevede ele alınıp değerlendirilmektedir, yeter ki pazar koşulları içerisinde talebe uygun bir arz nesnesine dönüştürülebilsin. Tam bu noktada devreye popüler kültürün sokulduğunu görüyoruz. Popüler kültür; edebiyat medya veya sanat alanında bu örnekleri artırmak mümkün üretilen her ürünü “Mass production” yasalarına uygun şekilde dizayn eder. Bunu yaparken evrensel olanın vurgulanması yerel olanın zaman dışı görülmesi gibi yöntemlere başvurulabildiğini görüyoruz.

Kapitalist sistem içerisinde popüler kültür sektörü beslemek için enstrüman üretir. Oysa Türküler taşıdığı mana ve yapısı gereği popüler kültürün bir ürünü olma konusunda direnç gösterir. Bu sebeple türkü sistemin aygıtlarınca tarihi geçmiş, bayat bir meta olarak sunulabildiğine şahit oluyoruz. 

İdeal Üretim Nesnesi Olarak Sanat

Bugün başta teknolojide yaşadığımız değişiklikler ile hayatımızda hem fiziksel hem de zihinsel her alana sirayet etmiş, evrensel adı altında tek tipleştirme temayülünün sürekli dönüştürme hali küreselleşme dediğimiz bir durumun sonucudur. Sanatsal anlamda veya teknolojik alanda üretilen her şey çok kısa sürede dünyanın bir başka bölgesinde yaşayan herkese kolaylıkla ulaştırılabiliyor. Oysa bugün bilgiye ulaşmak kolay olsa da bilgeliğin yani bilgiler arası entelektüel kavrayış ve yorumlama yetisinin zayıfladığı eleştirileri söz konusu. Bunun en temel sebebi de bilginin metalaşması ve sadece yarar sağlayan işlevinin öncelenmesi olarak açıklanmaktadır. Tıpkı bilgide yaşanan bayağılaşma, orijinalitesini kaybetme halini sanat alanında da bugün görebilmemiz mümkün. Bugün seri üretilen sanat ürününe ulaşımın her zamankinden kolay olsa da ciddi bir kalite kaybı yaşandığı eleştirileri söz konusudur.

Örneğin bugün literatürde yazlık şarkı diye bir kavramla karşılaşabiliyoruz. O yılın yaz mevsimi için hazırlanan genellikle pop-şarkı olarak nitelenen müzikler için kullanılan bir kavramsallaşma söz konusu. Bu şarkılar o yılın en popüler şarkısı olur, dilden dile dolaşır; ama bir sonraki yılın yazında rağbet görmez. Belki sonraki yıllarda nostalji olarak arz edilse de bir orijinalitesi söz konusu değildir.

Bu durum Gisby’a ait olan The Politics of Populer Culture adlı makalede popüler kültürün sanatın temelini oluşturmasına bağlanmaktadır. Yabancılaşan bireyin tüketim alışkanlığı içinde ideal bir üretim nesnesine dönüştürülen sanat kaçınılmaz olarak popüler kültürün parçası olacağı vurgulanır. Bu esas üzerine sanat anlayışı inşa olunan birey üretilen sanat nesnesinin içine geçmişinden ve geleneklerinin toplamından ibaret olan manayı da bulamaz. Bu durum dünyadaki orijinalitesini korumaya çalışan her folklor ürününü tehdit ettiği gibi kelime anlamı Türk’e ait olan olsa da Anadolu coğrafyasında hamuru içinde birçok toplum tarafından yoğrulmuş olan türkülerimiz için de geçerlidir. Mevcut düzenin dönüştürücü aygıtı popüler kültür eğer bir nesneyi dönüştüremezse onunla bir çatışma sahası oluşturur. Bu durum türküler için geçerlidir.

Çatışma sahasında popüler kültür evvela türküleri kendisine entegre etmeye çalışabilir. Dönem dönem popüler olduğu üzere türkülerin yeni versiyonlarla modernize edilmesi adı altında yeniden tedavüle sokulduğuna da şahit olabiliyoruz. Oysa bu yeni uyarlamalar türkülerin temsil ettiği manadan uzaklaştırılarak yalnızca metalaştırmak amacı içinde değerlendirildiğine şahit oluyoruz.

Türkülerin Temsil Ettiği Mana

Burada öncelikle türkü ile popüler kültürün çatışma sahasına eğilmek için türkünün işlevi ve ne olduğunu belirlememiz gerekir. İlhan Başgöz türküyü şöyle anlatmaktadır:

Türkü gerçekle hayali, sağ düşünce ile rüyayı, sözün ve ona koşulan sazın dili ile birleştirilen şiirdir. Bu şiir ve müzik kucaklaşması bir yanı ile size kanat takar gökyüzünün mavi yüceliklerine ağar. Tatlı bir ses, güzel bir dil ve ince bir tel sizi kirden pastan arıtır, yunursuz, acelenirsiniz, yeğnilmiş hissedersiniz kendinizi; eğer türkü seviyorsanız.”[1]

Başgöz burada şiiri bir meta gibi algılanmasının önüne geçen bazı tabirler ve ilkeler belirler. Şiirin sizi kirlerinizden arındırması olarak açıkladığı işlev ise olaya bambaşka bir boyut kazandırmaktadır. Söz gelimi, popüler kültür bir ürünü satacağı zaman çeşitli yöntemler kullanabilir müziğin sözlerin önüne geçmesi veya klipin çeşitli yöntemlerle karşısındakini büyülemesi gibi. Bu yöntem kullanılırken insan vücudu özellikle kadın bedeni ürünün pazarlamasında etkili bir araç olarak kullanılabilir. Türkünün kendisinden müstakil etkileyiciliğini ise Bedri Rahmi Eyüboğlu şöyle açıklıyor:

“Şairim, / Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası / Ayak seslerinden tanırım./Ne zaman bir köy türküsü duysam/ Şairliğimden utanırım./ Şairim,/ Şiirin gerçeğini köy türkülerinde bulmuşum./ Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,/ Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm./ Ah bu türküler,/ Türkülerimiz./ Ana sütü gibi candan,/ Ana sütü gibi temiz./ Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla/ Köyümüz, köylümüz, memleketimiz./ Ah bu türküler, köy türküleri!/ Dilimizin tuzu biberi,/ Memleket ahvalini onlardan sor./ Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen' i,/ Öleni alanı, gidip gelmeyeni/ Ben türkülerden aldım haberi./ Ah bu türküler, köy türküleri!”

Şiir kelimesi Arapça’dan şuur kelimesinden gelir. Şuur, fark etme yetisi olarak belirtiliyor. Şair ise bu farkta söz söyleyen kişi olarak tanımlanıyor. Halil Cibran, Aforizmalar isimli kitabında bu farkın ötesine geçip söz söylen kişileri peygamber olarak tanımlıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu böylesine önemli bir konumlandırmaya sahip olan şairlik makamını bir türkünün taşıdığı mana karşısında çaresizliğini ilan eder.

Türküler kendine has bir kimlik taşırlar ve klasik olarak özgül ağırlık sahibidirler oysaki popüler kültür ürünleri böyle bir niteliği ürünü mass production olmaktan çıkaracağı için şüpheyle yaklaşır. Söz gelimi Aşık Veysel’in “Havalanma Telli Turnam” şiirini ele alalım;

Havalanma telli turnam havalanma telli turna / Aman aman/ aman aman ey / Uçup getme yele karşı / Ah niye doğdun / Sarı yıldız mavi yıldız yıldız yıldız yıldız / Zülüflerin tel tel olmuş zülüflerin tel tel olmuş Aman aman aman aman ey / Uçup getme ele karşı

Ah niye doğdun / Sarı yıldız mavi yıldız yıldız yıldız yıldız / Evler yıkan beller büken

Kanlımı oldun kervan kıran / Dön dön dön dön / Şahinim var bazlarım şahinim var bazlarım var / Aman aman aman aman ey / Ördeğim var kazlarım var

Ah niye doğdun / Sarı yıldız mavi yıldız yıldız yıldız yıldız / Yare tenha sözlerim yare tenha sözlerim var / Aman aman aman aman ey / Ben diyemem ele karşı

Ah niye doğdun / Sarı yıldız mavi yıldız yıldız yıldız yıldız / Evler yıkan beller büken

Kanlımı oldun kervan kıran / Dön dön dön dön

Âşık Veysel’in dizelerini incelediğimizde şiirin içinde kullanılan birçok kelime yüzyıllar içerisinde oluşmuş bir birikimin devamı niteliğindedir. Zülüf, turna gibi kelimler bir tüketim malzemesi olarak değil bir manzum olarak bu şiirde karşımıza çıkıyor. Eğer tartışıldığı gibi popüler kültürün orijinal oluşturma yetisi yoksa kendi orijinalini üretme kapasitesine sahip türküler ilk çatışma alanını burada oluşturuyor demektir bu şiirde. Öte yandan bu şiirden Âşık Veysel ismini çıkardığınızda bu şiir kendisinden bir şey kaybetmez ve anonim özelliği gösterir. Hatta denilebilir ki Âşık Veysel’in isminin orda bulunması dahi bu türküdeki anonimlik özelliğini ortadan kaldırmaz, çünkü şiirin tamamını sıkıca sarmış gelenek şiire güçlü bir kimlik kazandırmış, bu kimlik de şiire kendi bağlamı içinde kişiler üstü bir yapı oluşturmasına katkı sağlamıştır. Böylesi girift, mana ve gelenek dolu bir yapıda olan türküler, hızlı bir üretim nesnesine dönüşmesini beklenemeyeceği için popüler kültür ile haklı bir çatışma sahası oluşturuyor.

 

KAYNAKÇA

Bigsby, C.W.E. “The Politics of Populer Culture.”Ohio Bowling Green University Populer Press (1976)

Başgöz, İlhan. Türkü. İstanbul: Pan Yayınları, 2008


[1] İlhan Başgöz, Türkü (İstanbul: Pan Yayınları, 2008), 15.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

Günün Makaleleri

ANKET - ARAŞTIRMA