24 Eylul 2018 Pazartesi

Ömer Ömeri: Düşünce Zamanı

13-04-2018 10:08 Güncelleme : 13-04-2018 09:20

Ömer Ömeri:  Düşünce Zamanı

Yazar Ömer Ömeri'nin, Düşünce Mektebi için kaleme aldığı ilk yazı...

Muhterem Okur!

 
Sizlerle duygu ve düşüncelerimizi paylaşmaya vesile olacak yazma eyleminin ilkinin, Mübarek Ramazan Ayı arifesine denk düşmesi harkülade bir tevaffuk oldu. Bunun için kendimi mesut addediyorum. 
 
Geleneksel anlayışa olan hürmetimi ve ihtiyatımı muhafaza ederek, farklı bir zaviyeden meseleyi irdelemek isterim. İsabetli ve doğru değerlendirmelerin tamamı Allah’ın Kitabına, her türlü eksiklik ve kusur ise bana aittir. 
 
 
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın İsm’i Celil’esi ile…
 
Ey iman edenler! 
 
Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvâya ulaşasınız. 
 
Ancak, sizden kim hasta ve yolcu olursa, diğer zamanlarda aynı gün sayısı kadar oruç tutmalıdır. Bunun dışında çeşitli nedenlerle orucu çok zorlukla tutabilecek olanlar, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidirler. Her kim, yapmakla sorumlu olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur; eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” BAKARA-(183-184)
 
Siz ey iman edenler! Allah size orucu farz kıldı nitekim oruç sizden öncekilere de farz idi ki, böylece Allah'ın Kitabı ile  hayat programı belirlemiş olursunuz. 
 
Şüphesizki Şanı Yüce Olan Allah Doğruyu Söyler.”
 
Orucun iman edenlere farz kılındığı ayetler yukarıda arzettiğimiz Bakara Suresi 183 ve 184. ayetlerdir.  
 
Yüzlerce sayfa fıkıh kuralı çıkarılan, milyonlarca vaaza konu olan topu topu beş satırlık bir emir…
 
Bir tek gün orucunu bozan birinin kefaret olarak 60 gün oruç tutması gerektiğinden tutun, diş fırçalayanın orucu bozulur, yanlışlıkla boğazına su kaçıran, sakız çiğneyen, banyoda vücuduna su kaçan, iğne yaptıran birinin orucu bozulura kadar binlerce görüş ve bu görüşleri nerdeyse disiplin haline getiren bir oruç anlayışı, bu anlayışı tesis için sarfedilen emek, kanımca yukarıda zikredilen ayetlerde buyurulan ve insanda karşılığı görünsün istenen, Murad-ı İlahi ile mutabık olamaz. 
 
Ayrıca, oruç tutmak aslında fakirin, acın  halinden anlamak için emredilmiştir görüşünü de ayetle irtibatlandırmak mümkün görünmemektedir. Tam aksi, oruç tutamayanların aç ve fakir olanı doyurması emredilmektedir. Ya da bu iddia doğru ise fakirler ve yoksulların oruçtan muaf tutulması gerekir. 
 
Peki bu hususların dışında ne var?..
 
Murad-ı İlahi ne olsa gerek?..
 
Mensubu bulunduğumuz medeniyetin çocuklarına akıl ve felsefe (hikmet) yasaklandığından beri bu soruların cevabını dolayısıyla hakikatı aramak yerine, dondurulmuş, son içtihat olarak kabul ve tescil edilmiş bir anlayışa mecbur edildik. 
 
Dondurulmuş, son içtihat olarak kabul edilmiş anlayışa karşı fikir beyan edene, bir görüş serdedene maalesef hiç iyi göz ile bakılmadı, baktırılmadı…
 
Ne menem bir şey ise; akl etmeyi, dini vaaz ve öğretileri ana kaynağından anlamak ve anlamlandırmak isteyenler; ekser “din adamı” sınıfınca, “Kur-an Müslümanlığı Sapıklığı” ile itham edildiler. “İthama” bakar mısınız, “Kur-an Müslümanlığı Sapıklığı”… 
Ey Allahım! Sen sabır ver. 
 
Öncelikle yazımızın giriş kısmında bir tekrar dikkatinizi çekmiştir. Bakara Suresi 183 ve 184. Ayetlerin mealini verdikten sonra, ayeti kerimenin içinde geçen “takva” kavramının bir açıklamasını hemen alt paragrafında belirttik. 
 
“Allah'ın Kitabı ile  Hayat Programı Belirlemek” yani “Sorumluluk Sahibi Olmak”, “Mesuliyet Bilinci İçinde Olmak”…
 
Hayatın anlamı olan bu hususların, orucun emredildiği ayetlerde geçmesinin hikmeti ne olsa gerek?…
 
Bu uzun girişten sonra gelelim meramımıza…
 
Kelamullahta yüzlece kez, taakkül, tefekkür, tezekkür, tedebbür kavramları geçmektedir. 
 
“Aklını işletmeyenlerin üzerine pislik atılır” ilahi tespit ise cabası…
 
Akıl insana verilmiş en büyük nimettir. Aklı olmayana dini bir mesuliyet yoktur. Akıl, vahiy komutasında, insana bahşedilmiş bir “İnayet-i Rabbaniye”dir. Bu nimeti işletmemek, hakkını vermemek, en önce nimeti verene nankörlüktür. Nankörlüğün ise, yine Kelamullahın birçok yerinde “küfr” ile eş anlamlı olarak kullanıldığını görmekteyiz. 
 
Akıl ile oruç arasında muazzam bir ilişki vardır. Oruç, değim yerinde ise akla muhteşem bir imkan sunmaktadır. Bu durumu, Resulullahın hayatı boyunca, Hıra günlerinde, Ramazan Ayı’nın son on gününde, mescitte girdiği i’tikafta görmek mümkündür. 
 
Resulullaha, sema kapılarının açıldığı günün ve günlerin, bu aya rastlaması öylesine olan bir olgu mudur?…
 
Tabii ki değil.
 
Bu meseleyi biraz açıklamaya çalışalım.
 
İnsan dediğimiz varlık, eskilerin değimi ile üç kuvveden ibarettir:
 
-Kuvve-i Nutkiye (Akıl Gücü),
 
-Kuvvei Ğadabiye (Öfke Gücü) ve
 
-Kuvve-i Şeheviye (İştah Gücü)
 
Temel kuraldır; insanda bu kuvvelerin hangi biri  aktif ise diğer iki kuvveyi pasif kılar. 
 
Ayrıca, insanda üç idrak mertebesi vardır:
 
-İdrak-i Akli (Akli Algı),
 
-İdrak-i Hayali (Hayali Algı) ve
 
-İdark-i Hissi (Duyusal Algı).
 
İdrak mertebeleri ile kuvveler birlikte insanı meydana getirir. Kuvvelerde olduğu gibi, idrak mertebelerinde de, hangi bir idrak düzeyi aktif ise diğer iki idrak düzeyini pasif kılar. Meşhur misaldır; bir insan, duvara civi çakarken aynı zamanda sevgilisini düşünemez ve aynı zamanda bir matematik problemi çözemez…
 
Duvara çivi çakmak, duyuların, sevgiliyi düşünmek muhayyilenin, matematik problemi çözmek ise aklın işi.
 
Matematik problemi yerine, varoluşsal sorularımızı, hayatın manasını, sorumluluk bilincini velhasılı düşüceye dair her şeyi koymak mümkün. 
 
Yüce Rabbimiz, bizden akl etmeyi, tefekkür etmeyi, tezekkür etmeyi(hatırlamayı) emretmiştir. Bu emri yerine getirebilmemiz için ise, öfkeden, cinsellikten ve yemek içmekten mukayyet zamanda uzak durmamızı dilemiştir; ta ki hakkıyla akl edebilelim ve düşünebilelim diye… 
 
Evet, bedenin arzularından vazgeçmesi ile hemen akıl devreye girmez. Aklın aktif hale gelebilmesi, düşüncenin hayatımıza hakim olması içindir oruç emri… Öfkeni tut. Mideni ve belini tutki, akıl azad olsun. Duyulardan, vehimlerden azad olsun. 
 
 
Akıl ile vahiy, aynı membanın ürünüdür.
 
Akıl ile beraber vahiy de hayatımıza girmeye bize rehberlik etmeye başlar.
 
Bu öyle kolay bir deneyim olmamakla beraber, imkansızda değil. Lakin ısrar ve tekrar gerektiren bir davranış biçimi. Oruç bizi tutsun diye öfkemizi ve şehvetimizi tutmaya başladığımız günün hemen arifesinde bizde gerçekleşebilecek bir durum değil. Uzun süre kapalı kalan bir musluğun açılması sonrası, meydana gelen öksürme hatta biraz kirli ve pasaklı suyun akması gibi bir duruma tahammül etmek gerekir.  
 
Malum uzunca bir zamandır kullanılmayan bir musluk neticede… 
 
Unutmadan ifade etmem gerekirki, bahsettiğimiz bizim tuttuğumuzu zannettiğimiz oruç değil. Gün boyunca iftarda ne yiyeceğini düşünen, onlarca kalp kıran, yasaklanan yeme, içme ve cinsellik harici ne yasak varsa hepsini çiğneyen, iftar vakti şatafatlı sofralar kuran, normal zamanların birkaç katı yiyen, iftar ile sahur arası zamanı bile ha babam  bir şeyler atıştıran, sahurda ise sonraki günün açlığı ve susuzluğu korkusuyla tıka basa yiyen ve içenin, Kelamullahta belirtilen orucun eda edilmesi neticesinde ikram edilen  nimetten nasiplenmesi imkanı yoktur. 
 
Bütün bu oruçsuzluk haline ilaveten; Resulullah, iftarını bir ya da iki hurma ile açardı, sahurda sadece su içerdi, anlatılarının, anlaşılamamış, hikmetine varılamamış hakikatları, tıkınma meclislerinde  birer mersiyeye dönüştürülerek anlatılması ise işin cabası. 
 
Bu halde iken, Kelamullahtan ne kadar istifade edebiliriz?..
 
En azından, Ramazan Ayı’nı nasıl Kur-an Ayı yapabiliriz?..
 
Bu konuda düşünmeye, akletmeye hiç mi ihtiyacımız yok?…
 
 
İslamı seçmek isteyen bir diğer inanç mensubunun taleplerine, ritüelleri takas etmeyi mi teklif edeceğiz?.. Krismis yerine Ramazan Orucu.. Ağlama Duvarı yerine, Ka’beyi Tavaf… Kilise ya da Havra yerine Camii… Bu mu yani?…
 
İslamın son vahyi olan Kur-an’nın teklifi bu mu ola?…
 
“Dini Allah’a has kılmayı”, “Allah’ın altına, ötesine-berisine, yanına-yöresine yerleştirdiğimiz “tengricik”lerden azad olmayı” bu şekilde mi başaracağız?..
 
“Aklını işletmeyenlerin üzerine pislik atılır” tehdidine müstahak değil miyiz?..
 
Aklın hakkını veren, düşüncenin engin semalarında dolaşan bir mü’min kafa, fakirin de, yetimin de, yolda kalmışın da, boyunduruk altında olanın da, velhasılı kelam, maruf’un da, münker’in de ne demek olduğunu tabiatıyla zaten bilecektir. 
 
Murad-ı İlahi, ancak,  akıl ile vahyin beraberliği neticesinde gerçekleşir ve bu durum, o zaman insanın ve insanlığın meselelerine cevap olur.
 
Ramazan Orucu bizi tutsun. 
 
Amin.
 
Selam ve dua ile…                             

YORUMLAR
  • sedat demirhan   24-04-2018 15:16

    tebrikler güzel yazı.

  • Rahmi Hoca   15-04-2018 17:22

    Tebrik ediyorum. Başarı ve devamını diliyorum.

  • İhsan   14-04-2018 19:26

    Çok etkileyici bir yazı, güzel bir yorum...

  • Tahsin    14-04-2018 18:55

    Ömer Bey, Ramazanın yaklaşmasıyla birlikte orucun anlam ve önemi konusunda bu denli güzel ve aydınlatıcı yazınızdan dolayı tebrik ederim.

  • Yekta   14-04-2018 18:29

    Akıl ile Vahiy aynı menbanın ürünüdür; demen, bir sürü uydurulmuş dinin müminlerinin "aklını" başından almıştır. Devamını bekliyoruz.

  • Nedim gül    14-04-2018 08:50

    Harkulade olmuş Ramazan Orucu bizi tutsun.  Devamı bekliyorum

  • Mir    13-04-2018 23:55

    Din-Hıkmet-Felsefe kardeşliği tadında bir yazı.

  • Sena   13-04-2018 23:51

    Muhteşem bir değerlendirme olmuş. Allah razı olsun.

ANKET - ARAŞTIRMA