20 Haziran 2018 Çarşamba

İplerin Uçları Kaçınca

02-03-2018 09:18 Güncelleme : 02-03-2018 09:18

İplerin Uçları Kaçınca

Şu dünyada insan sorumluluk duyunca acılar katlanıyor. Allah’ın bir yarattığı olan devekuşları gibi başımızı kumlara gömemiyoruz. Demek ki Allah her varlığı, nesneyi insana örnek ve ders olsun için yaratmış, yaratıyor. Deve kuşlarının yaratılışı ve yaratılıyor olmasının neden ve hikmetleri var.

Ali Haydar Haksal - Milli Gazete

Şu dünyada insan sorumluluk duyunca acılar katlanıyor. Allah’ın bir yarattığı olan devekuşları gibi başımızı kumlara gömemiyoruz. Demek ki Allah her varlığı, nesneyi insana örnek ve ders olsun için yaratmış, yaratıyor. Deve kuşlarının yaratılışı ve yaratılıyor olmasının neden ve hikmetleri var.

Hiçbir şey nedensiz değil. Merhum Cahit Zarifoğlu’nun “ne çok acı var” deyişine yakın tanıklarındanım. Fitne kazanlarının kaynadığı bir zamandayız. Merhum Erbakan Hocanın parti içi toplantılarında, dedi kodu yapan, kulis faaliyetlerinde bulunanlara keskin çıkışı şuydu: “Zehir kovalarının taşıyıcılığını yapmayın!” derdi. İnsanın dünyası ve haremi azizdir, değerlidir. Kâbe ve çevresi, Peygamber Mescidi (Mescid-i Nebi) birer haremdir. Mescid-i Aksa da öyledir. Özel ve manevi dünyalardır bunlar. Bu özel duygu aslında hayatın bütün alanlarını kapsar, kapsamalı.

Anlamlarla yüklü bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlık, özelde de Müslümanlar adına zor bir dönemden geçiyoruz. Dört bir yandan bir kuşatma altındayız. Haçlı ruhu ve zihniyeti olduğu gibi koyulaşarak sürüyor. Bu, asla bitmeyecek. Hakikat üzere olmak, bunu sürdürmek çileli ve zor. Zorluklara katlanmak için yürek ve sabır gerek. Savaş bilinen yüzüyle algılanıyor ya da görünüyor. Arka planda çok daha farklı. Kültürel ve düşünsel kuşatma çok daha etkili ve güçlü. Müslümanlar kendilerine ait bir düşünüş tarzından uzaklar. Yabancı kavramların bakışıyla şekilleniyorlar, sağlıklı bir yol üzere olamıyorlar. Mantıklar ters işliyor. Savaş kültürü, insana yaklaşımlar, sevgi ve nefret gibi yaklaşımlar da yabancılık içeriyor.

Asıl kuşatma ve kargaşa kendi içimizde. Bu koşullarda ne doğruyu ne iyiyi ne de güzeli görebiliyoruz. Duygu köpürmeleri önümüzü görmeye engel. Ortam çok bulanık, çok karanlık ve çok karışık. Düşüncenin üremediği, çoğalmadığı bir dönem. Düşünenlerin sözünün dinlenmediği ve geçerli olmadığı bir zaman. Yüksek sesli siyasal sloganlar belirleyici. Düşünce ve sanat adına ortada dolananlar bu döngünün içinde kendilerince pay ve yer kapma, çıkar devşirme telâşındadırlar.

Zehir kovalarının taşıyıcılığından geçilemiyor. Fırsat kollayıcıların, çıkarcıların, yer kapıcıların ölçüsü olmuyor hiçbir zaman. Hatır ve gönül bilmezler. On yıllardır verilen mücadelenin, geçmişten gelen emekler bir çırpıda yok sayılabiliyor. Ortamı ve durumları kritik etme ve sağlıklı bir bakış yok. Çünkü bakış yok.

Günün, gerilimli ortamın etkisine kapılınılıyor. Hamaset sağlıklı düşünmeye fırsat vermiyor. Olan mazlum ve mağdurlara oluyor. Ve tabiî sonuçlar oldukça vahim. Yakın zamanda yaşanan kimi olayların sonuçları düşündürücü. Bir öğretmen tutuklanıyor, işkence altında ölüyor. Aradan geçen bir buçuk yıl sonra mahkeme kararıyla beraat ediyor, görevine iade ediliyor. Güler misin, ağlar mısın buna? Bu dram ağır bir iz bırakıyor geriye. Bir gencin körü körüne ölümüne mi yanarsın, ailesi ve yakınlarının ocağına düşen ateşi mi kendine dert edinirsin? Bu vebalin sorumlusu kim, kim üstlenecek, kim acı çekecek? Bunun gibi sayısız örnek var. Bu insanlık dramı sadece bir örnek. Kişinin kim ve ne olduğu elbette önemli. Asıl söylemek istediğimiz şu ki şu karmaşada sağlıklı bir düşünce ortamının olmayışı. Entelektüel kısırlığı, eli kalem tutanların dalgalara kapılışları.

İnsanız, sorumluluk ve dert sahibiyiz. Her acı içimize oturuyor. İnsanız, insanlık adına acı çekiyoruz. Müslüman’ız, sorumluluklarımız kat kat ağırlaşıyor. Biz sadece kendimizden sorumlu değiliz olan biten her şeye gözümüz ve gönlümüzü yöneltiyoruz. Acıları ve dramları içselleştiriyoruz. Çünkü Müslüman’ız, çünkü insanız, sorumluluk makamındayız.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA