19 Agustos 2018 Pazar

Cumhuriyetin Türkoloji ile İlişkisine Bir Bakış / Kadir GÜVEN

01-03-2018 15:59 Güncelleme : 01-03-2018 15:55

Cumhuriyetin Türkoloji ile İlişkisine Bir Bakış / Kadir GÜVEN

Türkoloji kavramını kabaca tanımlamak gerekirse, Türk kültürünün ve dilini ve bunların tarih boyunca geçirdiği süreçleri inceleyen bir bilim dalıdır diyebiliriz.

Kadir GÜVEN - Düşünce Mektebi

Türkoloji, Türklerin tarih sahnesine çıktığı Asya'dan başlayarak yayıldıkları bütün coğrafyalarda Türk dili olmak üzere Türk milletinin hemen hemen bütün özelliklerini, geçirdiği değişimleri ve etkileşimleri inceler. Türkoloji'nin batı normlarında bir bilim olarak kurulmasını ise Alman asıllı Rus Türkolog Wilhelm Radloff (1837- 1918) başardı.

Batı çıkışlı olan Türkoloji'nin topraklarımıza girişi ise Tanzimat ile birlikte oldu. 19.yy.da Avrupa'da hız kazanan milliyetçilik akımlarıyla beraber Osmanlı'da da milletlerin kendilerini tanımlama girişimleri başladı. Osmanlı'da yaşayan bazı milletlerin (Yunan, Bulgar vb.) milliyetçilik bazlı isyanlar çıkarması ve bazılarının başarılı olması Türklerde ulus kimliğini keşfetme ihtiyacı doğurdu. Türkoloji işte böyle bir dönemde Osmanlı'da önem kazandı. Osmanlıdaki Türkoloji çalışmaları öncelikle Batıdan çeviriler ile başladı. Daha sonra özellikle Balkan Savaşları'nın getirdiği hezimetler ve vatan topraklarının elden çıkışı ile artan milliyetçiliğe paralel olarak Türkoloji çalışmaları da hızlandı. Yıkılan Osmanlı yerine kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin de bir ulus devlet olması Türkoloji çalışmalarına yeni bir ivme kazandırmıştır.

Türkiye'deki uluslaşma sürecini kabaca Tanzimat döneminden başlatabiliriz. Bu sürecin zirvesi ise kurduğumuz Cumhuriyet'tir. Anadolu'da başta Selçuklu ve Osmanlı olmak üzere kurduğumuz devletlerin son halkası olan Türkiye Cumhuriyeti de özellikle 1930'larda ulus devlet politikaları uyguladı. Osmanlı'dan farklı olarak modern bir şekilde tek bir ulus merkezli kurulan Türkiye'nin kuruluş kodundaki merkez ulus Türk'tür. Türk kimliği üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti'nde, dünyada aynı dönemde diğer devletlerde de görülen ulus-devlet politikaları uygulandı. Ulus-devletlerde görülen tek bir ulusun merkeze alınıp devlet eliyle yüceltilmesi Türkiye'de de görüldü.

Yeni kurulan Türkiye milliyetçi bir devletti ve Türkoloji devamlı başvurduğu bir kaynaktı.

Türkoloji çalışmaları için İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi (1933) ve Ankara Dil Tarih Fakültesi (1935) kurularak Türkoloji çalışmalarına hız verildi.

Türkiye Cumhuriyeti ulusal bir devlet olarak kurulduğu için devlet politikalarını bu yönde belirledi. Özellikle dilde etnik temizlik derecesine varan dilde sadeleşme politikaları için Türkoloji eşsiz bir kaynaktı. Çünkü dilden çıkarılan ''yabancı'' kökenli kelimelerin yerinin dolması gerekiyordu. Bu kelimelere karşılık olarak ise Türkçe orijinli kelimeler kullanılmak isteniyordu. İşte bu devrede Türkoloji devreye giriyordu. Türkoloji araştırmaları sonucunda ortaya çıkarılan veriler ''saf'' dil oluşturmada devletin elini güçlendirmekteydi. Özellikle Arapça ve Farsça kelimeler yerine saf Türkçe kelimeler konulmaya çalışıldı. Bu politikanın genel olarak istenilen sonucu verdiğini de söylemek doğru olacaktır. Bu politikanın genel olarak doğru olduğunu ancak bazı aşırılıklara kaçıldığı kanaatindeyim. TDK (1932) gibi devlet eliyle kurulan kuruluşlar bu amaca hizmet etmekteydi(ler).

Yeni kurduğumuz Türkiye Cumhuriyet'inin ulus-devlet inşasında sıklıkla Türkoloji'ye başvurarak Türkoloji'nin ortaya çıkardığı verileri kullanmaktaydı. Özellikle İslam öncesi Türk tarihi devletin özel ilgi alanıydı. Dini kökenden sıyrılmak isteyen seküler Türk devleti İslami kültür unsurlarını literatür dışına itmekteydi. Bunların yerine İslam öncesi Türklerin kültürel unsurlarını baz almak istiyordu. İşte Türkoloji burada devreye girerek İslam öncesi kültürel unsurları ortaya çıkarmakta ve kullanıma sokmaktaydı. Müslüman Türk kimliğindeki İslam devletin pek istemediği bir unsurdu. Bu unsuru silmek isteyen devlet bunun yerine koyacağı unsurları Türkoloji'den faydalanarak bulmaktaydı. İslam öncesi de Türklerin kullandığı imgeler ve semboller (Bozkurt yani Börü vb.) Türkoloji'nin sayesinde yeniden gündeme gelmekteydi. Özellikle CHP'ye yani devlete bağlı Halkevleri(1932) başta olmak üzere çeşitli vasıtalar ile bu unsurlar çeşitli tiyatro oyunları, dergiler veya kitaplar aracılığı ile halka verilmeye çalışılıyordu.

Türkiye'nin dünyanın diğer bölgelerindeki Türklerle özellikle Orta Asya'daki Türklerle bağlarını bilimsel olarak ortaya koyan Türkoloji burada da devlet tarafından kullanıldı. Kuvvetli bir ulus kimliği inşa etmek istiyorsanız kökeninizin sahih ve güçlü olması gerekmektedir. Devlet, Türkler arasındaki Türkoloji'nin bilimsel olarak da ortaya koyduğu bu bağları kullanarak halka Türk ulusunun güçlü ve sağlam bir yapısı olduğunu göstermiştir. Türk Tarih Kurumu (1931) yine bu politikalara yardımcı olmak ve Türkoloji'nin gelişimine katkı sağlamak için kurulmuştur.

Fransız İhtilali sonrası oluşmaya başlayan merkezi ulus-devletler, ulus inşaları için zaman zaman bilimleri kullanmıştır. Bilimleri ulusalcı çıkarları için kullanan bu devletler 20.yyda zirve yaptı. Özellikle 1930lu yıllarda başta Almanya ve İtalya başta olmak üzere birçok devlet ulus-devlet politikaları geliştirdi.

Türkiye Cumhuriyeti döneminin diğer devletleri kadar sert olmasa da ulus-devlet politikaları uygulayarak bir ulus kimlik inşası geliştirdi. Devlet tahayyülündeki kimlik için Türkoloji'yi sıklıkla kullanmış zaman zaman da Güneş Dil Teorisi gibi temelsiz kavramlarla Türkoloji'yi istismar etmiştir. Bu politikaların Türkoloji'nin gelişiminde olumlu katkılarının olumsuz katkılarından daha fazla olduğunu da unutmamak lazım gelir.

KADİR GÜVEN'İN DİĞER MAKALELERİNE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN...

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA