21 Eylul 2018 Cuma

İslam'da 'vicdan hürriyeti' nasıl değerlendiriliyor?

01-03-2018 10:19 Güncelleme : 12-04-2018 20:25

İslam'da 'vicdan hürriyeti' nasıl değerlendiriliyor?

George Washington Üniversitesi öğretim üyesi Irene Oh'un 'Rights of Gods' makalesinin 2. bölümünü Mehmet Mazlum Çelik sizler için Türkçe'ye çevirdi.

İSLAM DEMOKRASİLERİ HAYALİ -2

Suruş, Muvdudi ve Kutup ile entelektüel bir diyalog kurduğumuzda üçünün de vicdan hürriyetini temel bir insan hakkı olarak gördüğünü ve bunu ontolojik bir mesele olarak ele aldıklarına şahit oluyoruz. Üçü de vicdan hürriyetini kabul etmekle beraber buna dair nihai çıkarsamaları farklıdır. Vicdan hürriyeti; üç düşünür için ve bağlama göre farklı anlamları içinde barındırıyor. Anlaşılıyor ki bu düşünürler değişik metotlar ile ulaştıkları sonuçlar farklı da olsa insan hakları fikrini paylaşmaları onları nihai bir noktada birleştirme ihtimalini güçlendiriyor.

Daha evvel demokrasi kavramında gördüğümüz üzere Suruş, Mevdudi ve Kutup; vicdan hürriyetinin de İslam’ın tabi haklarından biri olarak görür ve kaynaklarında bulunduğunu iddia etmektedir. Onların savunmacı bir refleksle de olsa kaleme aldıkları metinlerde iddia ettikleri üzere özellikle İslam’ın ilk dönem uygulamalarına baktığınızda hem mevcut tüm dinlerin hem de geçmiş ve mevcut tüm politik sistemlerin çok üzerinde insani bir tavır ile karşı karşıyayız. Yine üç düşünür de iddialarını kaynakları olan İslam geleneğinde konuyu çok farklı bir yaklaşım ve yorumlama yetisi ile ele almaktalar. Suruş meseleyi yorumlarken ‘Özgürlük’ terimini genel, vicdan hürriyetini daha özel bir mesele olarak tek hakikatin bir yansıması olarak görmektedir, bu zamana veya mekâna göre değişmez. Suruş’a göre vicdan hürriyeti evrenseldir, yalnızca İslam’a dair bir bilgi değil; dünyaya dair bilgimizi de oluşturan bir bilgidir. Kutup ve Mevdudi ise tek hakikatin yansımasını daha yerel görmektedir, onlara göre özgürlük veya vicdan hürriyeti istilacı Batı karşısında kendini savunabilme yetisinin ta kendisidir. Bu düşünürlere göre hürriyetin en büyük düşmanı Batıdır. Suruş da Mevdudi ve Kutup gibi Batının hürriyet vicdanını istismar ettiğini kabul etmektedir. Onları ayıran nokta; Örneğin, Kutup Müslümanları Batı’nın istismarından korumak için Batı ile olan tüm ilişkiyi kesip Müslümanları boyunduruktan korumayı tercih ederken Suruç ise dikkatli ve yanlış anlamalara mahal vermeden fikir alışverişin devam etmesi gerektiğini savunuyor. Mevdudi’de ise toplumsal bağlam bambaşka bir özgürlük manifestosu ortaya çıkarıyor.

Elbette diğer birçok dinde olduğu gibi vicdan hürriyeti, İslam geleneğinde çok önemli bir motif olarak ön plana çıkıyor. Demokrasi ve hoşgörü gibi vicdan hürriyeti de İslam’da temel haklardan birisidir, en azından İslam kültüründe teorik olarak ulaşılması gereken bir ideal olarak mevcut. Demokrasilerde vicdan hürriyeti hükümetlerin temel dayanaklarından biridir. Vatandaşlardan vicdani hürriyetlerini gerek hükümete karşı gerekse kamusal mecrada özgürce icra etmesi beklenir ve teminat altına alınır. Hem vicdan hürriyetinin hem de dinlerin paylaştıkları ve ikisini de biricik kılan şeyin temelinde hoşgörü bulunmaktadır. Din ve vicdan hürriyeti birbirlerinin mütemmim cüzzüdür, hoşgörünün eşsizliğinde birbirlerini tamamladıklarında kusursuz olanı ortaya koyarlar.

Müslümanların övündüğü bir yaratıcı kelamı (Ayet) vardır: Dinde zorlama yoktur! (2:256) Bu deruni tanımlamaya göre hiçbir Müslüman bir başka insana iman dayatamaz. Buna göre eğer biri sizin inancınızı paylaşmazsa İslam’ın tercihi farklılıkları olduğu gibi kabul etmektir. Müslümanlar imanı Allah’ın bir lütfu olarak gördükleri için karşısındakini başka bir inanca zorlamazlar. Gerçekten de İslam’daki vicdan hürriyeti eşine az rastlanır bir toleransa sahiptir, evangelist bir politika yerine kişiyi olduğu gibi kabul etmek İslam’ın şiarları arasındadır. Elbette, tarihsel perspektifte Müslümanların kendi ideallerine sadık kalmadıkları dönemler de mevcuttur. Yine de Kuran’da belirtilen bir kanun olarak vicdan hürriyeti Müslümanlara ayetler ışığında defaten Allah tarafından hatırlatılmıştır.

Üyelerini idare etmek isteyen herhangi bir topluluk, bu dini bir cemaat olacağı gibi bir devlet de olabilir, ifade ve inanç özgürlüğünü o topluluğun sürekliliği için temin etmek zorundadır. İnsanlar bu topluluğa üyeliklerini sürdürmekle beraber ipotek altına alınmış bir irade ile bu topluluklara karşı aidiyetlerini kaybederler, bu beraberinde bu topluluğun yıkımını getirecektir. Yine fikir hürriyetinin sınırları da topluluğun kanunları çerçevesinde bir hüviyete büründürülmezse o topluma yönelik yıkıcı bir karakter de kazanabilir.

Toplumlar vicdan hürriyeti ve fikir özgürlüğünün negatif etkilerini bilgelikle dengelemelidir, bu eleştirinin sesini kesmek değildir; eleştirinin sesini kısan topluluklar karanlığı aydınlatamaz ve hastalıklarına derman üretemezler. Tarihsel olarak sabittir ki vicdan hürriyetinin hâkim olduğu toplumlar daha hoş görülü bir yönetim iradesine sahip olmuş ve yaratıcılıklarını korumayı başarmışlardır. Yine fikirlerin sağlıklı olgunlaştığı toplumlar ispatlamışlardır ki hür inanç ve hür fikirler bireyin de toplumun da gelişip güçlenmesini sağlamıştır.

Kültürel Bağlamda Vicdan Hürriyeti

Mevdudi’nin nüshalarını elinize aldığınızda ayan olan Batı karşıtlığının ve malum polemiklerin yanında sizi anında yakalayıveren olağanüstü bir vicdan hürriyeti manifestosu söz konusudur. Onun eserlerini kaleme aldığı bağlama baktığımızda ne İranlı Suruş ne de Mısırlı Kutup’un aksine Hinduların içinde bir azınlık olan Müslüman toplumunun bir üyesi olarak eserlerini kaleme aldığına şahit oluyoruz. Mevdudi bir azınlık temsilcisi ve sözcüsüdür aslında, onun yaşadığı coğrafyada Hindular ve Müslümanlar birbirlerinin statülerine dikkat etmek zorundadırlar. Bu bağlam Mevdudi’yi vicdan hürriyeti konusunda Batı tezinin aksine yazılmış klasik bir anti-batı modelinin ötesine zorlamıştır. Bu yüzden Mevdudi’nin tezi diğer tezlerin aksine farklılıklar ile neden birlikte yaşanacağı ve uyumun nasıl gerçekleşeceği meselesine yoğun şekilde eğilmektedir. Vicdan hürriyeti meselesini enine boyuna ele alan Mevdudi bunun nasıl uygulanacağı, nasıl ifade edileceği ve tatbik edileceği hususunda çıkarsamalara varmıştır. Mevdudi’ye göre bireye diğer inançlara saygı duyulması, onun tahkir edilmemesi ve uyum içinde yaşanılması Kuran’ın emirlerindendir.

Vicdan hürriyeti meselesini en temelden işleyen Mevdudi Müslüman bir yöneticinin tutumunun nasıl olması gerektiğinden konuyu ele alarak bir gayri-Müslümanın hukukunun nasıl korunması gerektiğine kadar birçok konuyu Kur’an’ı referans alarak açıklamaktadır, bu çıkarsamalarla Kitap ehli olarak tanımlanan diğer unsurlar Kuran’ın güvencesi ve koruması altındadırlar. Bunu yaparken Müslümanlar en hakiki din olan İslam’ı diğer insanlara tebliğ etmekle de yükümlü tutulurlar; lakin bunu yaparken kaba kuvvet ve cebir kullanmaktan Müslümanlar kesinlik Allah tarafından men edilmişlerdir Mevdudi’ye göre. İnsanlar eğer İslamiyet’i seçecekler ise bunu kesinlikle kendi hür iradeleriyle yapmalıdırlar, İslam dininde zorlamaya yer yoktur. İslam’ın tüm dinlerden üstünlüğüne inan Mevdudi Müslümanları hâkim oldukları yerde gayri – Müslümlere politik ve ekonomik şiddet uygulamasını haram olarak niteleyerek insanları bu şekilde asimile edilmesine de karşı çıkmaktadır.

Mevdudi Müslümanların yabancı topluluklar ile ilişkisini yine Kuran’dan bir ayet ile inşa etmiştir;

İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilahîmız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O´na teslim olmuşuzdur." (29:46)

Bu konudaki iddialarını daha da öteye taşıyan Mevdudi İslam’ın kullandığı dilin dahi zarar veri olmaktan kaçınması gerektiğini belirtiyor. Mevdudi’nin görüşü; İslam yasalarına göre bir gayri-müslüm sürekli olarak İslam’ı eleştirse dahi Müslüman toplumla beraber yaşaması sivil yasalarca güvence altına alınmıştır. Özetle yasalara uygun olduğu sürece bir gayri-müslümün İslam’ı eleştirme hakkı İslamca güvence altına alınmıştır. Mevdudi bunu söylerken İslam eleştirisi karşısında da her Müslüman’ın mutlaka savunma yapmasını ama bu savunmada asla şiddet veya cebire yer yoktur.

İSLAM DEMOKRASİLERİ HAYALİ -1

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA