25 Mayis 2018 Cuma

'Sadece Büyük şehirleri Değil, Taşra'yı da Kaybettik' / Timur İNCE

09-02-2018 15:04 Güncelleme : 09-02-2018 14:08

'Sadece Büyük şehirleri Değil, Taşra'yı da Kaybettik' / Timur  İNCE

Buralar, metropollerde yaşayanların tabiriyle "taşra" çok değişti. Hele son bir kaç yıl içerisinde bu değişimler hatrı sayılır bir şekilde göze çarptığına tanık oluyoruz. Büyük kentlere göre kat be kat daha hızlı...

 

Taşranın insanı kendine yüklemek istediği yenilikler karşısında asıl kimliğinden koparken; geçmişini de unuttuğu yönünde ciddi boşluklar oluşmaktadır. Kendi özümüze ait hiç bir terminoloji kalmadı diyebiliriz. Teknolojiyi kullansın, tamam, bir şey dediğimiz yok. Fakat onu kendi örf, adet kültürel değerlerini koruyarak yapsın. Yozlaşmadan, asimile olmadan, kimliğine ve aile değerlerine bağlı bir formatta icra etsin...

 

Mesela; sosyal medya jargonları günlük hayatın her alanına kadar sızmış. Her duyduğunu, gördüğünü, yaptığı, yediği içtiği ne varsa paylaşma gereği duyan bir nesil aniden çıktı ortaya. Giyim, tarz, saç-baş olarakta farklı kalmayı benimseyen bir nesil bu! Diyalog, iletişim konusunda da kırpılmış teknoloji artığı bir dil kullanarak karşımıza çıkmaktadır. 

 

Nerdeyse ellerinde ki telefon, tabletlerden beslenen bir topluma dönüştük. İnsanlarımızın günlük kullandıkları yaşam tarzı dahi bu teknolojik organların sunmuş olduğu çerçeve etrafında şekillenmektedir. Artık arkadaşlık, dostluk ve diğer sosyolojik aidiyetlerimizi sosyal medya üzerinden konumladırıyor, ancak ordan elde ettiklerimizle yetiniyoruz. Aşk, evlilikler bile alışagelmiş bir düzenin dışına, başka alan ve mecralara savrulmuş durumda. 

 

Küsmeler, arkadaşlıktan çıkarmalarla... Ayrılıklar, engellenmelerle... Tavır göstermek,  sayfasını dondurmakla entegreli kısır bir sanal çark içinde dönüp durmaktayız. Paylaşmak, önemsemek, tamamlayıcı olmak yerine klişe pervasız anlamlar yüklüyoruz birbirimize. “Madem beni arkadaşlıktan çıkardın her şey buraya kadar, artık selam verme! Dün mangal yaptık da fotoğrafını paylaştım gördün mü?  La olum niye beğeni yapmıyon! Gelirsem hesabını bozarım ha! Niye durum güncelleme mi görmüyon, körmüsün?" benzeri lügatlar ile günlük hayat akışına yön veriliyor ne yazık. 

 

Taziyeler iki kelimelik mesaja indirgenmiş, ziyaretler yine kısa mesaj devreye giriyor, bayramlar seyranlar yanıp sönen dini ibareli birer hazır mesaj ile sınırlı, ki cuma kutlama mesajları otomatik olarak bütün rehbere perşembe gününden itibaren başlanıyor. Hal hatır sormak artık gülen, üzülen, ağlayan, kalp fırlatan emojilerle soracak kadar hızlı bir evrim geçirdik. 

 

Yaşadığım ilçede bir kahvehane de iki kişinin konuşmasına kulak misafiri oluyorum. "İsmi pek lazım olmayan ünlü bir kadının yine bir konuğunun popusunu elleyip ellemediklerini" konuşuyorlardı. Daha doğrusu tartışıyorlardı. Gelinen sonuç! Toplum olarak nerelere geldik böyle. Onları dinlediklerimi fark edince aynı soru bu kez bana aktarıldı. "Valla haberim yok, bilsem söylemez miyim?" cevabım pek tatmin etmese de anlayacağınız değişim buralarda çok hızlı. Belirsiz cevabım karşısında bozulan moraller, ekşiyen bakışlar "cahil bu bir şey bilmiyor" muamelesi görmemde cabası...

 

Misafir gittiğim bir evin küçüğü. Bilmem adı ne olan yabancı bir şarkıcının yaptığı dansın aynısını yapabiliyormuş. Evin babası göğsünü kabarta kabarta sanki önemli bir hadiseymiş merakı/sevinci/heyecanıyla 6 yaşında ki çocuğun bu başarılı dans figürünü anlata anlata biteremiyor demiyeceğim, ağzı sevinçten kullaklarındaydı babanın. "Hele bir de ben göreyim" dedim şöyle bir mahçup halde sıkılarak. Dünden bunu sormaya razı evin babası bir sevinç narasıyla çağırdı küçüğü. "oğlum ilhan, gel hele oyna şu maykıl amcan gibi..." Nerden oluyorsa artık bir de amcası çıktı bay maykıl. Çocuk işte... Odanın ortasında bir illeri bir geri, bir kalça oynatma, iki kez elini başının üstüne koyması/indirmesi derken soluk soluğa gelip oturdu yanıbaşımıza küçük ilhan. Baba nerdeyse kalkıp devamını kendi oynayacak noktasında metafora gelmişti ki durumu gelen çay demlikleri kurtardı. "Vallahi göreceksiniz bu çocuğun geleceği çok parlak, Tarkan'ı bile geçer, demedi demeyin sonra!"

 

Yani değişim çok hızlı buralarda...

 

Öte yandan biri daha Antalya'da çalıştığı otel dönemlerine ait içkili alem gecelerini bir gurur cebbelesi ile, ağzından fırlayan tükürük salyalarla kendinden geçmiş halde anlatırken diğer yandan cebinde ardı ardına “dıt-dıt” diye telefonuna gelen "kandiliniz mübarek olsun" mesajları sayesinde daha iyi anladım.  

 

Zaten kandil mesajları o kişinin umrunda değildi ki. Elinin tersiyle bazen ağzını silerken diğer eliyle telefonu çıkarıp bakıyor, kandil mesajı olduğunu görmesiyle önemsiz olduğunu belli ettiren bir surat ifadesiyle yine telefonu cebine bırakıyordu.  

 

Yani... Değişim olağanca hızlı buralarda.  

 

Anadolu, taşra o eskidendi. Değer, örf, adet, saygı, hürmet, nizam adını bilmediğimiz bir zamanda bıraktık. Şimdi Televole kültürü, sürümcemde bırakan absürte diziler, futbol ile sosyal medya empozesizyonuna esir edilmiş mekanik, duygusuz, monoton bir toplum haline geldik.

 

“Eskiler bilir” sözü paha biçilmez bir hazine şu günlerde. 

 

Nezaket, hissiyat, merhamet, anlayış hepsi eskidendi. İtibar kelimesi belli bir sermaye ve ekranlardan gözümüze sokulan üç beş sanatçı müspetesi gösteriş figüranlarının tekeline girmiş. 

 

İyi, namuslu, ekmeğini taştan çıkaranın hiç bir itibara, saygıya layık görülmediği açık açık ortada değil mi?

 

Galiba yeni bir isim bulmalıyız buralara.  

 

Benim herhangi bir fikrim yok, olan söylesin. 

 

Anlayacağınız Anadolu'nun o beyinlerimize kazınmış özel kodları bir bir silindi artık.  O saf, misafir perver, yardımsever, içten, saygılı, duygusal, yürekli insanları yerine bambaşka bir şekil ile yer değiştirmiş. 

 

Çalışmak, üretmek, alın teri ile kazanmak, namusluca yaşamak kavramları sanırım birileriyle ölmüş buralarda.  Şimdi; cingözlük, avanta, entrika, üç kağıtçılık, beş kağıtçılık, yaltakçılık, beleşçilik, uyanıklık pirim yapıyor. 

 

Eskiden; mafya, tefecilik, rüşvet, hortumcu, soyguncu ve yağmacılar denildiğinde üç büyük şehir aklımıza gelirdi.  Şimdi Anadolu'nun en küçük beldesinde dahi bu saydıklarımızın hepsine rastlamak mümkün.  Anadolu'da herhangi bir müstesna yerine gidin üç beş tefeci, kan emici, hortumcusuyla birer küçük Ankara, İzmir yada küçük bir istanbul olmuş demek mümkün. 

 

Zaman değişti. Elbet devir de değişti. Fakat ne hikmetse bularda ki değişim roket hızında. Çağın çok çok çok stünde.  Bir gün diğerini tutmuyor.  

 

İnanmıyorsanız gelin gösterelim. 

 

Babalarımızdan dinlediğimiz o mert, şerefli, haysiyetli, dürüst, yiğit insanlar galiba hepsi bir yerlere gitmiş olmalılar, dönerler mi bilinmez. 

YORUMLAR
  • servet günay   12-02-2018 07:59

    Bu milletin 15 temmuzda yaptığı fedakarlık büyük bir hadisedir. İnsanlarımız şehit olanlara gıpta ile bakıyorlar. Siz biraz abartmışsınız.

ANKET - ARAŞTIRMA