20 Subat 2018 Salı

Şair Nihal Atsız’ı ‘kahramanların ölümü’ ile tanımak... / Kadir GÜVEN

18-01-2018 13:13 Güncelleme : 05-02-2018 10:48

Şair Nihal Atsız’ı ‘kahramanların ölümü’ ile tanımak... / Kadir GÜVEN

Son dönemlerde epey popüler olan ‘Kahramanlar can verir / Yurdu yaşatmak için’ dizelerin sahibi Nihal Atsız'ı genelde siyasi görüşleri üzerinden bilmekteyiz. Atsız'ın şairliği ise pek bilinmemektedir. Atsız'ın şairliğini objektif olarak şiirleri üzerinden değerlendirmeye çalışacağım.

Cumhuriyet dönemi Türkçülük düşüncesinin önde gelen isimlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız gençlik yıllarından itibaren Türkçü fikirleri benimsemiş ve bu fikirlerin sert bir savunucusu olmuştur. Bu sertlik hayatı boyunca ona zorluklar çıkarmıştır. Atsız'ın sert ve saldırgan tavrı dönemin siyasal konjonktürleriyle çakışmış Atsız okuduğu okuldan ve çalıştığı yerlerden atılmış, Irkçılık-Turancılık davası döneminde ise hapis yatmıştır. Irkçılık-Turancılık davası Türkçülük için bir milat olmuş, Türkçülük fikri bir kısım aydın ve öğrenci çevresinden çıkıp halkta karşılık bulmaya başlamıştır. Nihal Atsız ortaya koyduğu eserlerle Türkçülük düşüncesinin halkta karşılık bulmasında önemli bir pay sahibidir.

Atsız, yazdığı romanlar ve makaleler ile Türkçülük dünyasında temel kaynaklardan görülmüş, özellikle makaleleriyle Türkçülüğün çizgilerini belirlemeye ve temellendirmeye çalışmıştır. Bunların yanında Atsız'ın şiirlerini topladığı Yolların Sonu isimli bir şiir kitabı bulunmaktadır. Atsız'ın şairliği nedendir bilinmez yazarlığı kadar ön plana çıkamamış ve incelenmemiştir. Atsız'ın şiirlerinin içeriği ve üslubu birkaç istisna harici yazarlığından çok farklı değildir. Yine Türkçülük etrafında şekillenen şiirlerin içeriği ve üslubu Atsız'ın hayatı boyunca yaşadığı olaylardan az da olsa etkilenmiş görülmektedir. Atsız'ın gençlik dönemi şiirlerinin heyecanı Irkçılık-Turancılık davası tarihlerinde yazdığı şiirlerde sönmüş, heyecan yerini özleme bırakmıştır. Dava sonrası tarihli şiirlerinde ise eski heyecanın daha olgun bir hali göze çarpmaktadır. Küçük iniş çıkışlar Atsız'ın şiirinin ana hatlarını pek etkilememiştir. Atsız'ın şiirlerinde yazdığı diğer türlerde olduğu gibi Türkçülük ideolojisi temel meseledir. Türkçülük ve Turan propagandası olarak görülebilecek bu şiirlerde bu ideolojik mesaj kaygısı değişik yollarla yapılmıştır. Atsız şiirlerinde Türkçülük mesajını ölüm, üslup ve tarihsel gerçeklik üzerinden vermektedir.

Nihal Atsız'ın şiirlerinde ölüm vurgusu çok geniş bir yer kaplamaktadır. Atsız'ın şiirlerinde savaşın, ölüm tehdidine karşı yaşamak için tehdidi ortadan kaldırma veya yaşamak için öldürme felsefelerinden farklı bir felsefesi vardır; ölmek için savaşmak. Her şeyden evvel Atsız'a göre Türklük şuuruna sahip bir insan yurdunu yaşatmak için ölümden korkmamalı hatta istekli olmalıdır. ''Kahramanlar can verir / Yurdu yaşatmak için..'' (18) Atsız'ın literatüründe bir Türk'ün karakterinde yurdu için ölme bahsinde korkaklık veya umursamazlık olamaz. Atsız'ın şiirlere kabaca bir göz atmak bile Türklerin yaşamaktan çok ölmeyi istediği izlenimini okuyucuya vermektedir. Bu ölüm ise tabi olarak savaşlarda olacaktır. Ölüm savaşlarda olacağı için şiirlerde ölümün savaşla özdeşleştiği görülmektedir. Ölüm ve savaş Türkler için özlenilen, istenilen ve sevilen kavramlardır. ''Kanlı sınır boyları bize mezar olmalı / ... / Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı'' (7-8) veya ''Bizim için savaş düğündür / ... / Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa / Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.'' (27) Atsız'ın şiirlerine bakıldığında ölmek için yaşamanın amacı geride kalanları yaşatmak olarak görmemiz pek mümkün değildir. Ölümün amacı daha çok yurdu, devleti yaşatmak ve Türk ismini yani Türklüğü yüceltmek olarak görmek daha doğrudur. '' Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu / ... / Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu.'' (36) Atsız'a göre Türklük hiç bir zaman şahsi menfaatlerinin altına koyulamaz. Bu bakış açısından Atsız'ın bir Türk bireyinin şahsi menfaatlerini düşünmesini değil Türklük fikrinin menfaatlerini düşünmesini istemektedir. ''Kişiler ülkü için ölmelidir'' (34) Atsız'a göre hatta kendini feda ettikten sonra adını bir daha kimse anmayacak olsa bile bir Türk canını yurdu için verebilmelidir. ''Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız'' (10). ''Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık: / Göz kırpmadan saldırıp, bir daha dönmemektedir.'' (42) Bir Türk yurdu korumak ve baki kılmak için savaşması ve ölmesi gerektiğinde severek ve isteyerek bunları yapmalıdır çünkü bir Türk için yurdu için ölmekten daha güzel bir şey olamaz. ''Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz''. (44)

Nihal Atsız yurdu korumak ve yaşatmak için ölmeye gitmeyen kişileri ağır bir dille eleştirmektedir. Bir Türk'ün savaş vakti rahatını bozmamasının, ölümünün savaşta değil de eceliyle olmasının ona üzüntü ve azap vereceği fikrindedir. ''Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa? / ... / Rahat yatakta ölmek acap olmaz mi çile.'' (1-2) Atsız 1926 yılında yazdığı Topal Asker şiirinde yurdu için ölmeye gitmeyen, rahatını bozmayan insanları eleştirmektedir. Alagarson saçlı bir kadın topal ve kötü giyimli birine alaycı bir biçimde bakmaktadır. Topal olan kişi bir savaş gazisidir. Topal gazi savaşlarda cephede kurşun yerken alagarson saçlı kadın ve onun gibiler eğlenmekteydiler. Atsız'ın nefreti ve tepkisi topal askerde vücut bulmuştur. Bu tepki sadece o kadına değil yurt için ölümden kaçan herkesedir. ''Bana anlat, anlat bana siz ne yaptınız? / Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız! / Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda / Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...'' (16) Topal asker sinirlidir çünkü bacağı topal kaldığı için yokluk çekmektedir. Ancak ölümden kaçanlar ise varlıklı bir şekilde hayatlarını yaşamaktadırlar. ''Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz, topal... / Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al: / Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz / Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!'' (14) Topal askerin yani Atsız'ın burada gerçekten sinirlendiği şeyin bazılarının ölümden kaçmasından çok Türklük şuuruna sahip insanların ölümü pahasına yaşattığı yurtta yaşamaya layık olmayan insanların yaşamasıdır. Atsız bunları hayvana benzetmektedir. ''Zevke, eğlenceye hayvan da koşar.'' (34) Atsız insanları iyimser bir şekilde ölüme davet ederken, düğün olarak gördüğü savaş dönüşü böyle kötü durumlarla karşılaşabileceklerini de göstermiştir. Ölüme gitmekten kaçanların bu durum yanına kar kalmayacağını ise şu dizelerden çıkarmak mümkündür. ''Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu: / Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu. / Omuzunda neden seni fuzuli çeksin? / .................. / Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..'' (17)

Atsız, Türklük olgusu ve onun devamı için öncelikli şeyin yurdu yaşatmak olması gerektiğini ve yurdu yaşatmak için ölmek gerektiğini şiirlerinde göstermiştir. Ölümünün yurdu yaşatacağını bilmek ise ölüme gidenlere şevk ve keyif vermektedir. Yurdu için ölüme gitmeyenler ise şiirlerde adeta en aşağılık kimseler olarak görülmüştür. ''Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara; / Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...'' (56)  Bu şekilde Nihal Atsız'ın şiirleri Türkçülük olgusu içinde okuyucusuna ölüm kavramına nasıl yaklaşmaları gerektiğini öğütleyen kitabeler gibidir.

İdeolojilerde propaganda temel unsurdur. Karşı tarafı ikna etmede ve kendi taraftarlarının inançlarını pekiştirmede propagandanın dili çoğu zaman içerikten daha etkilidir.  Nihal Atsız'ı diğer Türkçü kişiliklerden ayıran en önemli unsurlardan biri şüphesiz kullandığı sivri dilidir. Atsız'ın verdiği eserlerin daha önce de bahsedildiği gibi Türkçülük düşüncesinin halkta karşılık bulmasını sağlamıştır ve bunu başarmasında eserlerinde kullandığı üslubun etkisi şüphesiz çok büyüktür. Coşkulu, sert, acımasız ve saldırgan bir dili olan Atsız şiirin kendi yapısı gereği dilinin bu özelliklerini şiirlerinde diğer türdeki eserlerine göre daha iyi yansıtmıştır. Atsız şiirlerinde hep düşman gördüğü Mussolini gibi kişilere, Moskofçular gibi gruplara veya Bulgarlar gibi milletlere saldırı halindedir. ''Ey İtalyan başvekili! Ey Musolini! / ... / Hesabını göreceğiz elbette yarın / Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!'' (29). Atsız'ın bu düşmanlarına karşı kullandığı üslup ise hayli serttir. ''Çekilince kılıçlar yeniden Haçova'da / Paramparça ederiz Cermenliğin haçını / Acı acı gülerek bugün susanlarımız / Yarın rezil ederler Romalı'nın piçini.'' (9) Atsız'ın yani Türklüğün düşmanları sadece dışarıda değildir, savaştan kaçanlar ve ihanet edenler de Atsız'ın düşmanıdır. Atsız'ın Türklere ihanet ettiğini düşündüğü Arap ve Arnavut nefreti de dizelerinde göze çarpmaktadır. ''Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?'' (28) Düşmanlara karşı onları yok etme ''Haritadan sileriz Tuna'ya at salınca / Ulah'ını, Sırb'ını, Bulgar'ını, Rum'unu.'' (10) veya Hıristiyan ve Yahudi düşmanların dini inançlarına yönelik ''Söndürürüz kafirin Meryem Ana mumunu'' (10) ''Froyd denen Yahudiye gider, verir can...'' (20) söylemlerini Atsız'ın sadece tahrik amaçlı söylemediği, gerçekten inanarak bu tarz söylemlerde bulunduğunu anlamak için Atsız'ın hayatına ve söylemlerine bakmak yeterli olacaktır. Bu kullanılan saldırgan üslubun Türkçü ideolojiye yakın olan insanlarda etkisi ise hayli güçlüdür. Gerçek tarihi vakalarla ''İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon?'' (22), hedeflerle ''Türk'ü kılsın yine dünya ulusu'' (35) ve düşmanlarla ''Lenin denen o maskara vatansız köpek...'' (20) oluşturulan bu söylemler bu insanları yakalamaktadır, şair bu vesile ile onların Türkçü şuurlarını diri tutabilmektedir.

Nihal Atsız'ın şiir dilinin özelliklerinden biri de pek şiir diline ait sayılamayacak kelimeleri kullanmasıdır. Kullandığı kelimelerin bazen tek başına bazen de sahne olarak vurucu olması şairin kendine has bir özelliği olarak görülebilir. Atsız'ın yaptığı kelime seçimleriyle kurgulanan sahneler şiiri okuyan okuyucuda Türkçü ideolojiden bağımsız olarak bir şok etkisi oluşturmaktadır. Mesela ''Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler! / Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler! / Sert dipçikler ezmelidir nice başları! / Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları! / En yiğitler serilmeli en önce yere! / Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere! / ... / Damarında var mı senin öyle bol kanın?'' (28) dizelerinde gördüğümüz bu acımasız üslubun her okuyucuda aynı etkiyi vermeyeceği kesindir. Kesin olan şu ki okuyan her insanın alışılagelmiş bir şiir dilinden uzak bir söylem görmüş olduğudur. Ayrıca şair burada klasik ''Türk aman diyene kılıç kaldırmaz'' veya ''merhametli Türk'' söylemlerinin de uzağına düşmektedir. Atsız İslam'ın barışçılığı ve Türklerin savaşçılığı arasında kurulmuş uzlaştırmacı yapay bir hoşgörüyü de karşısına bu üslup ile almaktadır. Atsız barışçı bir Türklük değil savaş aşığı bir Türklük istemektedir ve İslam'ın barışçı ve mülayim argümanlarından haz etmemektedir. ''Din Arab'ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.'' (27) Bunlara ek olarak Atsız'ın şiirlerinde kullandığı kelimeler yalın veya tamlama halinde de gayet çarpıcı ve farklıdır. Yurdu yaşatmak için ölmeye gitmediği gibi gidenlerinin değerini bilmeyenlere yönelik  söylediği ''O fuhuş uzmanı çikletli dişi'' (35),  ''Köpek sosyetesi'' (35), ''Kahpe dölü'' (35) ve ''Tükürürler Kadeş'in itlerine'' gibi söylemler Türkçü ideolojiye yakın olan insanlarla birlikte şiiri okuyan diğer okuyucular için de vurucu söylemlerdir. Şairin kızgın halinin sonucu çıkan saldırı halindeki coşkulu dili, içinde yaratıcı unsurlar barındırmaktadır. Bu unsurlar, bu üslup Atsız'ın Türkçülük olgusunu verirken karşı tarafa etki bakımından elini güçlendirmektedir.

Nihal Atsız'ın şiirlerinde Türkçülüğü verirken kullandığı bir diğer önemli araç ise tarihsel gerçeklik olgusudur. Atsız şiirlerinde bu olguyu kullanma amacını milli bir şuur oluşturma ve Türklüğü kökleştirme çabası olarak görmek mümkündür. Atsız şiirlerinde anlattığı şeyleri, verdiği mesajları veya saldırgan söylemleri güçlü bir tonda söylediği için bunlar sağlam bir dayanak bulma iç güdüsüyle de şiirlerde istem dışı ortaya çıkmış olabilir. Atsız Türk tarihinin herhangi bir kısmını değil bilinen ilk yazılı Türk metinlerinden ''Doğru sözü <<Kül Tegin>> kitabesinde ara...'' (56)  hatta daha önce efsanevi sayılabilecek tarihsel olaylardan ''Hepsi sussa da <<Kür Şad>> uzatarak elini:'' (12) başlayarak cumhuriyet tarihine kadar ''Bu milletten çıkar mıydı bir büyük Gazi?'' (22) aralıksız şiirlerinde konu etmiştir. Herhangi Türk topluluğuna dini veya kavmi bir dışlayış yapmamış, bilinen bütün Türk liderleri ve kavimlerine şiirinde fazlasıyla yer vermiştir. İslam hakkında pek olumlu mülahazalara sahip olmadığı bir gerçek olan Atsız İslam öncesi Türkleri yücelttiği gibi ''Bürüyüp Tanrıdağ'ın çevresini / Yine Gök Türk olalım, El kuralım.'' (34) İslam ile özdeşlemiş Osmanlı'yı da Türk mazisinin önemli bir yapı taşı konumuna koyduğunu görmekteyiz. ''Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih / Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa... / Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa! '' (30) Türk hükümdarlarından Yıldırım Bayezit ve Timur arasındaki durum karşısında da taraflaşma eğilimine girmeyip kapsayıcı bir tavır almıştır. ''Avrupayı rezil eden <<Yıldırım>>... Nasıl? / Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir / Ankara'da Yıldırım'ı eriten <<Demir>>...'' (21) Atsız'ın şiirlerinde Türkler arasında bir ayrıştırma kesinlikle görmemekteyiz. Bu şekilde ortak geçmişten hareket eden Atsız birleşik bir Türk birliği yani Turan yani Türkçülük kavramını okuyucuya benimsetme çabası içindedir. ''Ruhlarımız buluşur elbet <<Tanrıdağı>>nda...'' (56) Tanrıdağı'nın Türk mitolojisinde önemli bir yeri olan bu yer Türkçülük-Turan kavramı için de önemli bir sembol olmuştur. ''Tanrı Dağı! Tanrılar, tanrılaşanlar dağı! / Orda on üç asırdır bizi bir gözleyen var'' (7)

Atsız şiirlerinde Türklerin yaşadığı sadece zaferleri ve kutlu dönemleri değil az da olsa Türklerin çektikleri acıları da tarihsel gerçeklik üzerinden okuyucuya aktarmıştır. Bu şekilde şairin çekilen ortak acıları hatırlatarak Türkçülük mesajını pekiştirmeye çalıştığı görülebilir. ''Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar! / Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...'' (56) Atsız'ın burada Sarıkamış Harekatı'nda ölen askerleri hatırlattığı çıkarımı şiirin diğer kısımlarını da okuyunca kolayca çıkmaktadır. ''Ben cephede geberirken, geride vatan / Aşkı ile bin belalı işe can atan / Anam, babam, karım, kızım eziliyorken / Dağlar kadar yük altında......'' (15-16) Şair burada ise savaşlarda geride kalanların çektikleri acılara değinerek zaferlerin acılar içerdiği veya acılarında Türkçülükte olduğunu anlatmaya çalıştığı olarak görülebilir. Atsız'ın şiirlerinde ana unsur olan Türkçülük ideolojisini verirken sık sık tarihsel gerçeklikten faydalanması okuyuca biz büyük bir milletiz, daha önce herkesi dize getirdik, şanımız var veya yaptığımız büyük işleri tekrar yapabilme becerisine ve gücüne sahibiz gibi fikirleri aşılama çabası olarak görülmektedir. ''<<Türk tarihi>> denilen kahramanlık şi'rini / Yeniden yazmak için harcayacağın kandır'' (9) Bu söylem örneklerle Atsız'ın şiirlerinde güçlendirilmiştir. ''Kahraman göz kırpmadan düşmana saldırandır. / Vazifeniz: Kanije, Silistre, Plevne, / Niğebolu, Kosova, Malazgirt, Çaldıran'dır.'' (10) , ''Kaynar elbet damarında halis Türk kanın, / Damarında çünkü kanı var <<Attila>>nın, / Avrupa'nın her ırkından toplanan ordu / Onu Galya ovasında zorla durdurdu.'' (21) Nihal Atsız'ın Toprak-Mazi şiiri, Atsız'ın şiirlerinde neden bu kadar tarihten ve geçmişten alıntılar yaptığını şairin kendi ağzından bize göstermektedir. ''Mazi köhne kitap değil şanlı bir satır.. / Mazi ırkın yarattığı coşkun bir seldir, / Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir, / Geçmişlerin gecesinden ışık alırız.'' (21) Atsız bu şekilde Türkçülük fikrini geçmişe bağlayarak Türkçülüğün önünü daha rahat görmesini ve ilerlemesini sağladığını düşünmektedir.

Türkçülüğün önde gelen fikir adamlarından biri olan Hüseyin Nihal Atsız, Osmanlı'nın son döneminde başlayan daha sonra ulus bir devlet olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında filizlenen Türkçülük akımının sınırlarını belirleyen ana faktörlerden biri olmuştur. Koyduğu eserlerle hayatını Türkçülüğe adayan fikir adamı edebiyatı ideolojik bir aygıt olarak kullanmış, neredeyse tüm eserlerini bu doğrultuda vermiştir. Yazdığı Yolların Sonu isimli şiir kitabı Türkçülük ideolojisine yakın olanlara bir yol haritası, diğer okuyucular için ise Türkçülük öğretisi niteliğinde şiirler içerir. Kitleleri yaşadığı zamanda ve günümüzde peşinden sürükleyen Atsız'ın şiirleri hakkında yazılmış veya yapılmış kapsamlı bir çalışma olmaması edebiyatımız için bir eksiklik olarak görülebilir.

Kadir GÜVEN

 

 

KAYNAKÇA

Atsız, Hüseyin Nihal. Yolların Sonu. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2015. (Bu yazıda Yolların Sonu'ndan yapılan alıntılar bu baskıdan alınıp yazıda parantez içerisinde sayfa numarasıyla belirtilmiştir.)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA