22 Mayis 2018 Salı

Ersin Çelik, Yahudi profesörün Mursi hakkında söylediklerini hatırlattı...

25-12-2017 16:11 Güncelleme : 05-02-2018 10:50

Ersin Çelik, Yahudi profesörün Mursi hakkında söylediklerini hatırlattı...

Ersin Çelik Gerçek Hayat'a yazdı...

- Mursi’yi Kudüs için devirdiler

Iraklı Arap bir Yahudi olan ama anti-Siyonist kimliği ile ön plana çıkan Prof. Avi Shlaim ile iki yıl önce Gerçek Hayat için yaptığımız söyleşide, Mısır’da yapılan askeri darbenin siyasi sonuçlarını da konuşmuştuk.

Prof. Shlaim’in şu tespitinin ne kadar yerinde olduğunu son 20 gün içindeki Kudüs gündemi üzerinden aşama aşama gördük: “Ortadoğu’daki kaos ile Suriye içinde gerçekleşen güç mücadelesi ve Mursi’nin devrilmesi, bunların tamamı İsrail’in yararınadır. ABD’nin Ortadoğu’daki düzeni iki ülkeye dayanıyordu: İsrail ve Mısır. Başkan Mübarek ise Amerika’nın tüm bölgeyi kontrolü altına alma planının bir parçasıydı, çünkü ABD ile İsrail’in kendisinden istedikleri her şeyi yaptı. Dolayısıyla Mübarek, ABD ile İsrail’in Ortadoğu’da güvenliği için bir taşeron görevi görüyordu. Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesi bu düzeni bozdu ve darbe yapıldı.”

Bir yıl önce yaşanan halk devriminin ardından yapılan ilk demokratik seçimle işbaşına gelen Muhammed Mursi’nin kanlı bir darbe ile iktidardan indirilmesini Mısır’ın iç sorunu olarak görmek, tüm Ortadoğu’da yaşananlara ve yaşanacaklara göz yummak olurdu. Mursi’nin iktidardan indirilip hapse atılmasının uzun vadeli ve İslam dünyasının bütününü kapsayan büyük bir planın parçası olduğunu şimdilerde çok daha iyi anlamamız gerekiyor.

Bölgenin en büyük sorunu da bu algı körlüğü değil mi zaten. Hemen dibinde delicesine yanan ateşi görmezden gelip, ses çıkarmamak kronik bir hastalık gibi ülkeden ülkeye yayıldı. Arap Baharı’nın domino etkisinin bir halk hareketi olmaktan çıkıp, yeni jenerasyon diktatörlere alan açmak ve yeni uzun vadeli iktidar alanları oluşturmak için kurgulandığını da çok geç anladık.

Al Jazeera Araştırma Birimi, Hüsnü Mübarek döneminde Mısır ile İsrail arasında yapılan ve Sisi tarafından devam ettirilmesi istenen gizli enerji anlaşmalarını ortaya çıkarmıştı. Muhammed Mursi, ülkesinin kaynaklarını İsrail’e peşkeş çekmiyordu. Bütün anlaşmalar aksamıştı. Muhasara altındaki Gazze’nin tek nefes borusu olan Refah sınır kapısını kapalı tutmuyordu. Mursi göreve geldiği günden darbe ile makamından indirilene kadar İsrail’e kafa tutuyordu. Hatırlayalım…

O dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in 14 Kasım 2012’de Gazze’ye başlattığı saldırılar sırasında Mısır’a gitmişti. Bir hafta süren saldırının sonunda Türkiye-Mısır-Katar üçlüsünün çabaları sonucunda ateşkes sağlandı. Bu üç lider de daha sonra darbe girişimine maruz kaldı. Mursi 2013’te devrildi, Erdoğan 15 Temmuz’da halkı ile direnip ülkesini teslim etmedi, Katar ise Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) öncülüğünde ablukaya alındı.

Bir hatırlatma daha yapalım… İsrail saldırılarının sürdüğü 18 Kasım 2012 günü ortak bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi tarihe geçecek açıklamalarda bulunmuşlardı. Erdoğan, “Kan üzerine, ölüm üzerine barışı bina etmek mümkün değil” sözleriyle İsrail’e yüklenirken, Mursi, İsrail’in Filistin’de işgalci bir güç olduğuna işaret ederek, “Ancak İsrail şunu çok iyi bilmelidir ki, artık bölge ülkeleri eski bölge ülkeleri değil, bölge liderleri de eski bölge liderleri değil” demişti.

Artık Türkiye ve Mısır, İsrail saldırılarına ortak tepki veriyor, masaya yumruğunu vuruyor ve kameraların önünde artık o eski liderler yok diyordu. Bu hiç alışık olmadığımız bir durumdu. Mursi, hemen dibindeki İsrail’in korkulu rüyası olmuştu.

Henüz Gazze saldırıları başlamadan önce, “Gazze’de yaşananlar karşısında elimiz kolumuz bağlı duramayız” açıklamasını yapan da Muhammed Mursi’ydi. 2012 yılında İsrail’deki Mısır Büyükelçisi Atıf Salim’i geri çağıran Cumhurbaşkanı Mursi, görevde kaldığı süre boyunca İsrail’e elçi göndermemişti.

Fotoğrafı biraz daha netleştirelim. Kanlı darbeyle iş başına gelen cunta lideri Sisi’nin ilk icraatlarından biri 3 yıl aradan sonra İsrail’e büyükelçi atamak oldu. Bu manevra üzerine yazılı açıklama yapan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Sisi’yi tebrik ederek “Bu karar iki ülke arasındaki ilişkiyi güçlendirir” ifadelerini kullanmıştı.

Artık Mursi iktidarda değildi ve İsrail-Mısır ilişkilerinin yolunda olmaması için hiçbir sebep yoktu. Şalom gazetesinde yer alan “Darbe öncesi ve sonrasında İsrail-Mısır ilişkileri” isimli makale de tam olarak bundan bahsediyor aslında. 3 Temmuz darbesinden sonra gelişen İsrail-Mısır ilişkilerini, “Mısır’daki darbenin sonuçlarından biri Kahire ile Kudüs’ün bağının güçlenmesi oldu” şeklinde yorumlayan makalede, açık açık darbeye verilen destek de belirtiliyor. “İsrail ve ABD’deki Yahudi kuruluşları, Mısır Genelkurmay Başkanı Abdülfettah El Sisi’nin yönetimi ele geçirmesinin ABD tarafından ‘darbe’ olarak nitelendirilmemesi için çok çaba sarf etti” cümlesinin altını çizmeden geçmeyelim zaten.

3 Temmuz 2013 tarihinde gerçekleşen ve seçilmiş Mursi iktidarına düzenlenen darbenin en büyük destekçisinin Amerika ve İsrail olduğu çok net ortada. Darbeye “darbe” demedikleri de. 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de yaşanan darbe girişimi başarıya ulaşsa Mısır’dakinden çok farklı bir tablo oluşmayacaktı ülkemizde. Darbe sonrası Sisi’yi fonlayan Suud ve BAE’nin, Kudüs’ü İsrail ve Amerika’ya peşkeş çekmesini de ekleyelim bu halkaya. Aynı BAE’nin 15 Temmuz’daki rolü de çıkacak ortaya.

Düşünmesi bile çok zor ama hayal edin, Trump’ın skandal Kudüs kararı açıklandığında devletin başında Recep Tayyip Erdoğan olmasa neler yaşanırdı? Merkezi, “İsrail’le savaşmak caiz değil” fetvasının verildiği Suudi Arabistan’da olan İslam İşbirliği Teşkilatı acil toplanıp somut bir karar ortaya çıkarabilecek miydi? Bu kadar lider Kudüs gündemi ile bir araya gelebilecek miydi? Hangi lider çıkıp da dünyaya “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” diyebilecekti? BM’yi Türkiye’den başka hangi ülke harekete geçirecekti? Amerika tarihinin en yalnız ve yenilmiş görüntüsünün verilmesine hangi lider imza atacaktı? Bu sorularının yanıtlarını dileyen dilediği gibi verebilir.

Fakat Muhammed Mursi eğer Temmuz darbesiyle devrilmeseydi tüm bu süreçler boyunca Erdoğan’ın tam yanında halkını arkasına almış güçlü bir Müslüman lider daha olacaktı. Öncelikli bunu başardılar. Sonraki aşama ise 15 Temmuz’du. Eğer 15 Temmuz darbesi gerçekleşseydi, belki de İslam dünyası Kudüs’ü İsrail’e teslim etmiş olacaktı. Allah korusun, Türkiye’nin Sisi benzeri bir darbeci tarafından yönetilmesi de en çok bugün kafa tutup denklemlerini alt üst ettiğimiz Amerika ve İsrail’in işine gelecekti.

Fotoğrafı biraz daha büyütüp son kez netleştirelim; Kudüs’ün işgali Mursi’ye darbe yapılmasıyla fiiliyata geçirilmiştir, 15 Temmuz darbesine direniş ile de bu işgale karşı konulmuştur. 15 Temmuz’un sadece Türkiye’nin değil tüm bölgenin ve de İslam dünyasının kader günü olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA