15 Aralik 2017 Cuma

Şuurla oynanmayacak oyunlar

07-12-2017 07:49 Güncelleme : 07-12-2017 07:49

Şuurla oynanmayacak oyunlar

Telefonları için fellik fellik şarj cihazı arayan insanlar, her geçen gün, krize girip kendini parçalarcasına etrafta uyuşturucu arayan bağımlılara daha çok benziyor.

Gökhan Özcan - Yeni Şafak

Şuur dediğimiz şey, öncelikle bize, idrakimize, aklımıza, kalbimize set çeken, bunlarla irtibatımızı koparan ya da zayıflatan şeylere karşı uyanık olmamızı sağlayan şey olsa gerektir. Bizi sürekli kontrol eden, düşüncelerimizi, tasavvurumuzu, hayallerimizi, hissedişlerimizi kendi gözetiminde şekillendiren, yoğuran, bütünlükten uzaklaştırarak parçalayan ‘maksatlı’ bir iletişim ağının içinde bağlı, bağımlı, mahsur tutan bir devasa mekanizmanın saldırısı altındayız. Demek ki şuurumuz, bizi bu saldırılardan uzak tutamayacak kadar devre dışı kalmış, bırakılmış durumda... Bu herhalde insanlık tarihi boyunca ‘insan’ın uğradığı en ağır, en tahripkar belalardan biri... Bu derece şuursuzlaşmak, ancak bunun farkında dahi olmayacak kadar ağır ve derin bir uykuda olmakla mümkün... Hepimizi az ya da çok kendine bağımlı hale getiren bütün bu kara düzen kurulmadan önce, bizi doğrunun ve yanlışın farkında kılan şuurlarımız hedef alındı. Şuur dediğimiz şey, bir zihniyetin, bir anlama biçiminin, bir hissiyatın, bir idrakin kelimeleriyle örülüyor, dokunuyordu. Hiçbiri dolaşımdan çekilmeden bütün o kelimelerin, kavramların içleri sinsice boşaltıldı, bizler de küçük küçük dozlarla verilen bu zehrin müdavimi ve hatta gönüllüsü olarak şuur giderici bu sürece kendi çapımızda katkı sağladık. Sonra bu oyunun yeni bir safhasına geçildi; bu şuursuzlaşma halini bize insanoğlunun yeni ufuklara doğru ilerlemesi gibi gösteren illüzyonlar oluşturuldu. Sandık ki o tekno-ağa ne kadar bağlı kalırsak, yeni ve göz kamaştıracak kadar aydınlık bir dünyada o kadar yerimizi alırız. Zihinlerimizi, vaktimizi, kendimize ait bütün özgün hissedişlerimizi, yani şuurumuzu emerek çalışıyordu oysa bu karanlık mekanizma... Şimdi hepimiz az ya da çok bağımlıyız, her bağımlı kadar da şuursuz, yani savunmasız!

Bir yerden sonra tuşlara dokunan parmakların sahibi biz değiliz, o tuşlar vasıtasıyla oluşturduğumuz kurgusal kişiliğimiz... Ve o yalan karışmış karakter, eziyor ve giderek daha da ezecek gerçek kişiliklerimizi... Çünkü kendi yatağında akmak zorunda olan bir hayat, her yöne akmaya müsait olan bir kurgu ile rekabet edemez.

“Keşke hayatımız da ekranlardaki kadar renkli olsa!” dedi masanın başındaki. “Hangi hayatımızdan sözediyorsun?” diye sordu çayından bir yudum alan.

Nihayet herkesi bir hücreye kapatmayı başardılar. Duvarları görünmüyor sadece!

Telefonları için fellik fellik şarj cihazı arayan insanlar, her geçen gün, krize girip kendini parçalarcasına etrafta uyuşturucu arayan bağımlılara daha çok benziyor.

“Yine insanlar özgün ve dahi makineler düşlüyorlarsa, kendi özgünlüklerinden umut kestikleri ya da bundan vazgeçip üçüncü şahıs olan makineler aracılığıyla bu özgünlükten yararlanmayı yeğledikleri içindir. Çünkü bu makinelerin sunduğu şey düşüncenin gösterisidir; insanlar da makineleri kullanarak kendilerini düşüncenin kendisinden çok düşüncenin gösterisine verirler” demiş ‘Kötülüğün Şeffaflığı’nda Jean Baudrillard.

Sadece kalbinin bağımlısı olan insanlar da var.

“Hakikatin sesini kısmadan” dedi meczup, “şunca gevezelik duyulur mu sanırsın!”

kaynak: Yeni Şafak

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA