18 Kasim 2017 Cumartesi

Süleyman S. Öğün / Uluslararası ilişkiler

13-11-2017 08:47 Güncelleme : 13-11-2017 08:54

Süleyman S. Öğün / Uluslararası ilişkiler

Son zamanların gözde akademik alanı olan Uluslararası İlişkiler

Süleyman Seyfi Öğün - Yeni Şafak
Son zamanların gözde akademik alanı olan Uluslararası İlişkiler’in analizleri giderek iyice tuhaf bir hâle dönüştü. Doğrusu, daha başlangıçtan îtibâren bu alanın varlığına şüphe ile bakanlardanım. Bir kere başlık ne kadar tuhaf: Uluslararası İlişkiler… Sanki elimizde uluslar var ve bunlar arasındaki ilişkileri tartışıyoruz.
Ortalama bir ulus, en az bir kaç milyon insandan meydana gelen bir kütleyi ifâde ediyor. Bu büyük kütlenin, en az kendisi kadar büyük bir başka kütleyle; bir ilişki kurmasına maddeten imkân olmadığını, biraz dikkâtli düşünürsek görebiliriz. İlişkilerin ulustan ulusa değil; ulusal temelli olarak ilişkileri kuranlardan ibâret olduğunu söylemek daha manâlı olur. Meselâ; Türkiye’de Ege kıyılarında balıkçılık yapan Türk balıkçılarla; aşağı yukarı aynı sularda aynı işi yapan Yunanlı balıkçılar arasında bir “ilişki”; diyelim ki ekonomik bir ilişki varsa; Türkiye ve Yunanistan’ın iç kesimlerinde yaşayanlara bundan ne? “İyi ama bu ilişkilerin neticelerinden etkilenmek ne olacak?” diye sorulabilir. Etkilenmek, ilişkinin tarafı olmak manâsına gelmez ki… O zaman şu sorulsa iyi olur: ilişkileri kuranlarla, bu ilişkiden dolaylı olarak etkilenenler arasındaki ayırım nedir?
Dünyâda uluslar olarak örgütlenmek, tanınırlığı sağlıyor. Yâni ulus olmak ve bu sûretle tanınmak; ilişkileri başlatmak için “olmazsa olmaz” bir kâidedir. Ama bu sâdece bir kâidedir. Değilse ilişkileri kuranlar belki “birileri”dir ama uluslar değildir.
Uluslararası İlişkilere alternatif olarak Uluslararası Siyâset’i ileri sürmek ise daha manâlı bir kavramlaştırma olarak tezâhür ediyor. Hiç değilse ilişkinin ne tür bir ilişki olduğundan emin kılıyor bizi. Evet, artık anlıyoruz ki ilişki lâlettayin bir ilişki değil “siyâsal” bir ilişki olacaktır. Burada ilişkiyi kuran aktörler hiç değilse daha berrak seçilebilir. Devlet kurum ve kuruluşlarından onun dışında veya ona bitişik çok sayıdaki siyâsal kuruluşlara kadar uzanan bir yelpâze akla gelir. Ama sıkıntılardan birisi, yine ulus kavramının odaklanılan hususlarla birebir örtüşmemesidir. İlişkinin aktörü ulus; mâhiyeti ulusal mıdır, değilse meselâ onu temsil eden devletler midir? Meselâ Uluslararası İlişkiler yerine “Devletlerarası İlişkiler” denseydi ne olurdu? Gelebilecek îtirazları aşağı yukarı öngörebiliyorum. Kuvvetle muhtemeldir ki bana, başlığın çok darlaştırıcı olacağı söylenecektir. Buna benzer olarak, doğrultulabilecek îtirazlardan bir başkası da; devlet dışı siyâsal aktörlerin rolünün böylesi bir başlıkla dışarıda bırakılmış olmasıdır. Hoş, Uluslararası İlişkilerin yerine Devletlerarası İlişkiler başlığında ısrarlı olmasam da; doğrusu bu tarz değerlendirmelere mukâbil benim de buna söyleyeceklerim yok değil. Devlet dışı siyâsal aktörlerden kaçı bugüne kadar, bahsedilen ilişkilerde hakikâten de “devlet dışı” davranabilmiş; üstelik böyle davranarak, devletlere rağmen alternatif bir irâdeyi dayatarak hayâta geçirmiştir? Bu şeklilde sorarsak, akabinde nasıl bir cevap gelir acaba?… Dahası da var: Teorik olarak gelebilecek îtirazlara rağmen fiiliyatta uluslararası ilişkiler analizlerinde; merkezde aktör olarak vurgulanan kuvvetler devletlerden başkalarının olmadığını biraz da hayretle müşahade edebiliyoruz.
Kendi nam ve hesâbıma bu başlıklar beni çok fazla ilgilendirmiyor. “Devlet”, “ulus” ve “sermâye” üçlüsünün hâkim olduğu bir târihsel örüntü üzerinden düşünmeye çalışıyorum. Bu üç değişken hem kendi içinde hem de aralarında çok sorunlu bir ilişkiler dünyâsına sâhip olduğunu sık sık vurguluyorum. Ama bu gerilimler târihsel düzlemde rutindir. Onun için, a priori veri alınmalıdır. Ama a posteriori olarak; üstelik en tâzesinden öğrendiğimiz başka bir husus daha var. Astral fizikte kullanılan paralel evren gibi bir şey bu. Bahse konu ettiğimiz bu üç kavramın türevsel açılımlarının var ettiği târihsel baskı alanları da son derecede mühim. Ve bunlar Uluslararası İlişkiler başlığına karşı çıkmamın esastaki gerekçelerini ortaya koyuyor. Şöyle açalım. Eğer devletler varsa, devletlere rahat vermeyen devletlerüstü alanlar da var. Benzer olarak uluslar varsa, uluslara rahat vermeyen uluslarüstü alanlar da mevcut. Buraya kadar vurgulananlar, Uluslararası İlişkiler müfredatlarında; başlığa pek sığmaz. Meselâ uluslararası veyâ devletlerarası tanımlanan kuruluşları anlatabilirisniz de uluslar veyâ devletlerüstü alanları nasıl anlatacaksınız. Uluslararası olana uluslarüstünü nasıl sıkıştıracaksınız?
Hâlbuki pratikten biliyoruz ki, ulusal ve devletsel alanların; en saf hâliye siyâsal kalması kayd ü şartıyla uluslarüstü ve devletler üstü alanlardan baskı yemesi çok bir şeyi ifâde etmez. Egemenlik halâ ulus-devletlerde veyâ devlet-uluslardadır.. Esas mesele, iki noktada tezâhür ediyor. Evvelâ sermâye ulusal ve devletsel bağlamını kırıyor. İkinci olarak ise uluslarüstü ve devletler üstü alanlar siyâsal niteliklerini kaybediyor ve hızla ekonomikleşiyor. Yakın zamanlarda olup biten ve önümüzdeki senelerde olup bitecekleri bu bağlamlarda değerlendirmezsek, bâzı hesap hatâları yapabiliriz…

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA