16 Aralik 2017 Cumartesi

Artık Cennet de, Cehennem de bir ‘tık' kadar bize yakın…

11-08-2017 09:13 Güncelleme : 11-08-2017 11:24

Artık Cennet de, Cehennem de bir ‘tık' kadar bize yakın…

Yaşanan dünya da gün geçtikçe genişleyen bir imtihan alanımız var. Reel sınavımızı vermeye çalışırken yeni zamanlarda sanal sınavlara maruz kaldık…

Ramazan Kayan - Milat Gazetesi

Neredeyse sanal dünya, reel dünyanın önüne geçmek üzere…

Zaten bu saatten sonra internetsiz bir mümkün değil…

Bu durumda soru şu: Nasıl bir internet?

Ama önce internet bir imkân mı yoksa imha ve ifsat aracı mı?..

İnternet bir fırsat mı yoksa bir fesat mı?

Evet, internet sadece teknolojik bir alet mi yoksa insanlık için bir afet mi?

Aslında bu soruların cevabı kullananına göre değişir.

Biz mi interneti kullanıyoruz, yoksa internet mi bizi?

İnternetin çekim gücüne kendimizi kaptırmadan, istediğimiz zemine çekebiliyorsak sorun yok…

Peki, insan ürettiği şeyin esiri olabilir mi?

Pekala insanın elinin emeği olan teknolojik ürünler insanı ele geçirebilir… Bağımlı kılabilir…

Dünyayı ayağımıza getiren internet, kendimizi kontrol etmesek ayağımızı kaydırabilir…

İnternet ağında gezinirken, kimlerin ağına düşeceğimizi kestirebilmeliyiz…

Doğrusu internet üzerinden dünya elimizin altında ama bir o kadar da günah, kötülük ve kir de elimizin altında…

Artık Cennet de, Cehennem de bir ‘tık' kadar bize yakın…

Bu saatten sonra hayatımızdan interneti çıkaramayız, zaten buna gerek de yok… Önemli olan hayatımızın parçası olan internet hayatın belası olmasın… Başarının, becerinin vesilesi olsun…

Aslında internet güzel bir nimet… İlahi bir lütuf… Önemli olan nimetin şükrünü yapabilmektir… Peki, şükür nedir?

O nimeti yaratılış amacına uygun kullanmaktır… Şükür varsa bereket de vardır… Şükür yoksa şekavet ve şımarıklık başlar…

Artık internet ekmek gibi, su gibi bir nimet, temel bir ihtiyaç… İnsanlar en aziz bildikleri ekmeği bile çöpe atabiliyorlar ya da ekmeksiz yaşamayı göze alabiliyorlar ama internetsiz yaşamayı mümkün görmüyorlar…

Afrika'da tanık oldum; kıtlık, yokluk, susuzluk sorunu yaşayan ülkelerde bile sınırsız internet bulunuyor…

Harabe haline gelen Halep'te bile internet yayını devam ediyor…

Öyle ki, acil ihtiyaçlar sıralamasında internet ilk sıralarda yer alıyor…

İnternetsiz bir hayat artık muhal… O halde internetin ilmihalini acilen yazmak durumundayız…

İnternetin ahkâmı, ahlâkı, adabı, amacı, anlamı netleşmezse kısa zamanda afete dönüşür…

İnternetin farz olanı, vacip olanı, mekruh olanı, mubah olanı, haram olanı bilinmeli ki başımız belaya girmesin…

Taharet fıkhından önce internet fıkhına muhtacız…

Çünkü çocuklarımız taharetten önce internetle ilgililer…

İnternet bugün dünyayı avucunun içine almış durum da…

Sanal bir işgalle karşı karşıyayız… Hâlâ bir iletişim fıkhımız yok… Gecikiyoruz… Acele etmeliyiz…

Aksi takdirde kulluğumuz sanala kurban gidecek…

İnternet dünyayı kasıp kavuruyor… Savrulmamak için değerlerimizi nasıl savunacağız? Sanala sığınıp, imanımızın, vicdanımızın sesine kulak tıkayamayız… Sanal da şer'i sınırları yok sayamayız… Sanalda da kendimize ‘dur' diyeceğimiz kırmızı çizgilerimiz olmalıdır… İlahi ölçüleri geçersiz kılamayız… Gözlerimiz internette gezinirken, ilahi gözetim altında olduğumuzu unutamayız… Klavye kullanırken parmaklarımızın ucunu seyreden melekler yanı başımızda değiller mi?  

Demem o ki, internet sınavında sıkıntılıyız… Sınıfta kalıyoruz…

Oysaki bize internetin helali lazım… Helal olmayanın hayatımızda ne işi var?

Temiz internet… Güvenli internet…

İnternetin dünya ve ahiretimize katkısı nedir? Kulluğu bloke eden bir internet manen bir intihar sayılmaz mı?

İnternette neyin peşindeyiz? Prestij kazanmak mı? Parsa toplamak mı? Popülist takılmak mı?

Dikkat edelim, paylaşımlarımız perişanlığımız olmasın…

İnternetin işgali altındayız…

Mahremiyet, masumiyet, iffet, izzet, ismet zedeleniyor…

Laubalilik başını almış gidiyor… Gençlerimiz internette başıboş… Allah(cc) insanı abes yaratmadı… İnsan abesle iştigal edemez… İnternet çöplüğünde çürüyen çocuklara kim merhamet edecek? Alternatifler sunacak?

İnternet üzerinden itibar cellatlığını nasıl durdurabiliriz?

Sanal dejenerasyonla dumura uğrayan değerleri nasıl diriltebiliriz?

Sönen ocaklar, kanına girilen gençler azımsanmayacak boyutlar da…

e-gıybet, e-yalan, e-iftira, e-fuhuş… Sanal kirlilik kanıksanıyor… Çarpıtma, karartma, yanıltma erişim hızı daha yaygın…

Meydan muharebelerinin yerini şimdilerde medya savaşları aldı…

Biz bu savaşın, yani sanal sınavın neresindeyiz?

Bugün internet net değil… Bulanık ve boş…

Facebook sanki Hedonizmin sanal bahçesi… En çok hit alan pornografik ve erotik paylaşımlar…

İnsan ürünü bu aygıt insanı ayartıyor, azdırıyor…

İnternetin estetiğine yöneldik ama etiği unuttuk… Erdemi ıskaladık…

İnternette ilk hedefimiz netlik ve nitelik olmalıdır…

Sanalda da kıblemiz, çizgimiz, duruşumuz elbette tevhidi temel de neşet edecek..

Şu gerçeğin de farkındayız… Filistin de direnişin evlatları İsrailli askerlerin jopları ve kurşunları ile sınanırken, bizler internetin kabloları ile imtihan olunmaktayız…

Evet, ümmetin Kudüs ayağında Siyonistlerin silahları susmuyor, sair coğrafyalarda ise sanalın site ve sayfalarında sınanıyoruz…

Şimdi sefer uzadı, saha genişledi… e-ilim, e-davet, e-cihad, e-kültür günlerinden geçiyoruz…

Sosyal medya da gelen salvo ve saldırılara karşı saflarımızı ve siperlerimizi güçlendirmek zorundayız…

Kuşkusuz sınavda sebatımız, zayıf yönlerimizi güçlendirecektir…

Kabuğumuza çekilmek yoktur; kendimizi sahada korumak ve yenidünyalar kurmak bize düşer…   

kaynak: milatgazetesi.com

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !

ANKET - ARAŞTIRMA